in

Darüşşafaka Tekfen Baş Antrenörü Sayın Selçuk Ernak ile Milli Takımın Geleceğinden Yeni Sezondaki Daçka’ya Kadar

  İleride başarılı bir basketbolcu olmak için genç basketbol severler ne yapmalı? Başarılı bir basketbolcu olmanın sırrı nedir? Alt Yaş Milli Takımlarının elde ettiği başarıların A Milli Takımın geleceğine etkisi nedir? Genç jenerasyonlar düşünüldüğünde ileride bizi nasıl bir A Milli Takım bekliyor? Yabancı sınırlaması hakkında ne düşünüyor? Yabancı sınırı genişletilmesinin Türk basketboluna katkısı olur mu? Ülkerspor alt yapısına katarak Türk basketboluna kazandırdığı Ersan İlyasova hikayesinin arka planı nedir? Bu süreç nasıl ilerlemişti? 2016-17 sezonunda Sakarya BB’yi kulüp tarihinde ilk kez Basketbol Süper Ligi’ne çıkaran koç olarak tüm şehirde sevilmek nasıl bir his? Bu başarı hikayesi nasıl yazıldı? Ekonomik olarak %40 küçülmeye giden Darüşşafaka Tekfen’de transferler nasıl ilerliyor? Gelecek sezon bizleri nasıl bir Daçka bekliyor? Tüm bu konuları Darüşşafaka Tekfen Baş Antrenörü Sayın Selçuk Ernak ile konuştuk!

Türkiye basketbolunda tecrübeli ve başarılı bir koçsunuz. Size göre başarılı bir basketbolcu olmanın anahtarı nedir? Takımınızdaki gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz örneğin?

  Öncelikle bunca senenin ardından gelen tecrübeyle süzdüğüm bilgiler var. Kendini basketbolu sevmek, basketboldan çok zevk almak gibi şeylerle sınırlayanların çok fazla ileriye gidebildiğini düşünmüyorum. Adanmışlık bence çok önemli bir başlık burada. Çünkü adanmışlığı altında çok fazla fedakarlık var. Örneğin seneler boyunca yaz tatili yapmamak, arkadaşların gezmeye giderken takımla ekstra antrenmanlar yapmak, sakatlanarak bir şeyleri feda etmek, ailenizin önemli kutlamalarını kaçırmak ya da kendi çocuklarınızın büyüdüğünü doğru düzgün görmemek gibi bir çok fedakarlık mevcut adanmışlığın altında. Yani olmazsa olmaz bir şeyden bahsediyorsak bu adanmışlıktır.

Buna ek olarak iyi bir basketbolcu olmak için bazı bileşenler mevcut. Basketbol zekası olması lazım, basketbola yeteneği olması lazım, fiziksel durumunda basketbol için avantajları olması lazım. Bunların bazılarını ya da hepsini barındıran ve yeteri kadar çalışmayı göze alan herkes belli kulüplerle ve antrenörlerle çalışmalar yapıyor. Ama kendini basketbolun dışında da donanımlı haline getiren şeyler de olması lazım. Örneğin yabancı dil konuşan, dünyada ne olduğundan haberi olan, kafası matematiğe çalışan yani basketbol dışında da hobilerin olması önemli. Biz oyuncularımızla neredeyse 24 saat yaşıyoruz. Kamplara gidiyoruz veya beraber uçuşlar yapıyoruz. Yani ailemizi görmediğimiz kadar oyuncularımızı görüyoruz. Başka konuları konuşabildiğimiz ve başka derinlikleri olan insanların basketbolcu olma ihtimalleri daha fazla oluyor. Dolayısıyla, adanmışlık dışında tavsiye edeceğim ikinci şey –basketbol çalışması dışında tabii- insanların kendilerini donanımlı hale getirmesidir. Bu mutlaka antrenörlerin ve kulüplerin gözünde farklı bir yol açıyor. Ayrıca oyuncuların kendilerine yapacağı yatırımlar, onların kendilerinin daha doğru bir kafa yapısına ulaşmasına yardımcı oluyor.

Alt yaş Milli Takım gruplarının elde ettiği başarılar hepimizi gururlandırır nitelikte. Genç jenerasyonu düşündüğümüzde Milli Takımımızın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

  Altyapı Milli Takımları belli jenerasyonları ifade ediyor. Elinize çok güzel jenerasyonlar gelebiliyor. Buna ben antrenör ekibini de dahil ediyorum. O jenerasyonla beraber o antrenör ekibi de çok başarılı sonuçlar elde edebiliyor. Bizde defalarca bu oldu. Defalarca Avrupa Şampiyonu olduk veya Dünya Şampiyonasında dereceler yaptık. Arada o jenerasyonlardan çok iyi oyuncular ve NBA oyuncuları da çıkardık. Ama bazı jenerasyonlarda da o kadar iyi gitmeyebilir bu işler. Yani biz yıldız ve genç milli takımlarda genelde başarılıyız. Kritik olan nokta ise, oyuncuların A Takım yaşına geldikleri zamanda Ümit Milli Takımda (20 yaş altı) oynamaları. Bu, Milli Takıma da geldiklerinde genelde kulüplerin kadrolarını dolduran genç oyuncular çok fazla oynamadığı için aşağıda elde edilen başarıyı yukarıya taşıyamıyorlar. Ayrıca ben kendim de çalıştırdığım 20 Yaş Altı Milli Takımını bir altyapı olarak değil de B Milli Takımı gibi görüyorum.

  Dediğim gibi başarımızı oraya fazla taşıyamıyoruz. Buna biraz da geniş bakmak lazım. Milli Takım sonuçta belli aylarda bir araya gelerek kısıtlı çalışan bir organizasyon. Alt Yaş Grupları Türkiye’de neden ilerlemiyor, yerinde sayıyor ya da geri gidiyor diye bakmak lazım. Kendi takımlarında oynamadıkları için veya oynayacakları bir yere gitmediği için oyunculara kabahat bulmak kolay bir yöntem. Antrenörler bunları oynatmaya cesaret edemiyor veya gençlere inanmıyor yine diğer bir kolay yöntem. Federasyonun bir programı yok demek de başka bir kolay yöntem. Bence topyekün bir hareketin içinde olmak lazım. Kulüp politikaları, kulüp yöneticileri, federasyonun koyduğu kurallar, antrenörlerin cesaretli olması için onlara sağlanacak şeyler, altyapı antrenörleri gibi şeylerle oyuncuyu oynar hale getirmek önemli. Bu sayede Ümit Milli Takım başarılı olur. Ümit Milli Takım başarılı olduğunda da A Milli Takım da başarılı olur. A Milli Takımda biraz daha jenerasyonlardan bağımsız daha farklı yaş grupları birbirine girdiği için tamamlayıcılık ve devamlılık da olur o zaman. Yani topyekün bir hareket yapmamız lazım. Çünkü bizim Milli Takım başarılarımızın arasında çok fazla boşluk var. Bu boşlukların sebebi altyapıdaki başarılarımızı A Takıma tercüme edemediğimizden dolayı. Altyapıda iyi basketbol oynayan oyuncuların geçiş dönemini iyi yönetemiyoruz. Bu yüzden de oyuncular basketbolunun güzel yanlarını A Takıma taşıyamıyorlar ve uzun yıllar bocalıyorlar. Bazı ülkelerde insanların prensibinin ve ekolün getirdiği mecburiyet dolayısıyla çok küçük yaşlarda oyuncuları sahaya atabiliyorlar. Bizde ise bu isimler son derece kişilere bağlı. Darüşşafaka’da ve daha önceden de Banvit ve Sakarya’da çalıştığım ekip ile 16-17 yaşlarında ciddi dakikalar verdiğimiz çok oyuncularımız oldu ve hala da oluyor. Biz gençlerin başarılı olabileceğine inanıyoruz. Cesaretimiz de bu genç arkadaşların kıymetinden geliyor. Çocukların bir kıymeti var fakat bir fırsata ve arkalarında durulmaya ihtiyaç var. Bizim böyle bir cesaretimiz var ve ekip olarak da tecrübelendik. Kimseye de bir şey ispat etmeye çalışmıyoruz. Gençleri oynatarak başarısız olsak da bir korkumuz yok. Dolayısıyla biz bu yolda yürümeye devam edeceğiz.

Futbolda yabancı sınırlanması çok tartışılan bir konu fakat yabancı sınırına karşı olan taraf çoğunlukta. Basketbol için düşündüğümüzde şuanda bulunan yabancı sınırının genişletilmesi düşünüyor musunuz?

  Basketbola baktığımızda iki farklı portre var. Birincisi Avrupa Kupaları’nda oynayanlar ve Avrupa Kupası kazanmak üzere takım kuran güçlü kulüpler. Bu kulüpler Avrupa’daki rakipleriyle çekişebilmek için kadrolarında daha fazla sayıda yabancı bulunduruyorlar. Ben onların bu yaklaşımlarını son derece anlayabiliyorum. Aşağıdaki kulüplerin beş yabancının yanına ek olarak birkaç tane gence ya da Türk’e fırsat verdiklerinde bunu anlamlandırabiliyorum. Fakat beş yabancıyı 30-35 dakika oynatıp Türkleri ise sadece onları nefeslendirmek için 5 dakika kullandığınız zaman ben bu işi dürüst bulmuyorum. Eğer yabancı sınırını kaldırırsanız Avrupa Kupası kazanmayı hedefleyen takımlar dışında ligin altındaki takımlar 10 tane yabancıyla oynarlar. Yani ben de orada bir dürüstlük sezmiyorum. Türk Basketboluna bir katkısı olsun ya da Türklere yer verelim konusunda özellikle. Şimdi 5 tane yabancı sınırı var. Siz buna inanıyorsanız 4 ile oynayın ya da hiç yabancı almayın. Dolayısıyla bu dürüstçe değil. Yani, yabancı sınırı kalksa en üstteki takımlar da en alttaki takımlar da 10 tane yabancıyla oynar. Böylece Türk Basketbolu çok büyük bir erozyona gider. Çünkü biz bu serbestiden kendimize ileriye dönük bir fayda sağlayacak kafa yapısında değiliz. Biz sadece o günü kurtaracak, o gün fiyaka yapacak ya da o gün insanlara isim yapacak organizasyonları kovalayan maalesef acı bir karakter yapısına sahibiz. Bunu kabul etmemiz lazım. Bence bizim gibi bu işi götürmeye çalışan insanlara yabancı sınırı koymak doğru.

  Evet, EuroLeague’de takımlar 8-10 yabancıyı bulundurabilir. Hepsini ligde oynatamıyorlar ve o da başka sorunlar getiriyor tabikii de. Örneğin ben Darüşşafaka’ya ilk geldiğimde 9 yabancı vardı birini gönderdik 8 tane yabancıyla sezonu tamamladık. Ama 5-6 yabancıyla oynamayı tercih ederdim. Şu anda biz bize verilen hakkı kullanıyoruz. Ben hep aynı şeyi söylüyorum; Türkler figüran değil. Darüşşafaka’da da Türklerin çok ciddi rolleri var. Zaman zaman bizi sahada 3-4 Türk çok görmüşlerdir. Çoğunlukla da böyle olmuştur. Bir yabancı sakatlandığında ertesi hafta oyuncuyu değiştirip başka oyuncu getirme kafasında bir kulüp değiliz. Geçen sene de birçok maçımızı 3 yabancıyla ya da 4 yabancıyla oynadık. Biz yabancı sınır olsun ya da olmasın Türklerin etrafına ve Türklerin iskelet ve takımın sahibi olduğu kadrolar kurup böyle devam edeceğiz. Başkasının ne yaptığıyla da çok ilgilenmiyoruz açıkçası. Toparlayacak olursam, yabancı sınırının serbest kalmasının bizim bünyemize uygun olmadığını düşünüyorum.

Türk basketboluna kazandırdığınız Ersan İlyasova hikayesinin arka planı nedir? Bu süreç nasıl ilerlemişti?

  Ben Ülkerspor’da altyapıda çalışırken Ülker’in iş yaptığı bir firma vardı Özbekistan’da. Bunlar da bir takıma sponsor oluyorlardı. Bizden rica ettiler “Takımımızı İstanbul’a getirsek bizle maç oynar mısınız?” diye. Biz de gençlerimizden bir takım çıkardık. O genç çocuklarla oynadılar ve o organizasyon ile tanışmış olduk. Daha önceden de Zaza Pachuila’yı getirmiştik ve Zaza draft olmuştu NBA’e gitmek üzere. Ben aynı şeyi bu arkadaşlara da söyledim. Biz NBA’e oyuncu çıkardık ve bize bu konuda yardım eder misiniz dedik. Orada böyle bir potansiyel var mı gibisinden teklifte bulunduk ve  teklifimize çok sıcak baktılar. Taşkent’e  gittim ve bu takımın yöneticileri ile beraber çalışmaya başladım. Orada gördüm ki onlar aslında bizi “gelecekler, buradaki oyuncuları kaçıracaklar, zaten burada çok küçük olan basketbolumuza zarar verecekler” gibi gördüler ve böyle yaklaştılar. Halbuki öyle değildi bu. Biz oradan belki bir oyuncu alacaktık fakat 10-15 sene onlara yardım edecektik. Onlar bunu göremediler ve o kadar geniş bakamadılar duruma.

  Ben de bu firmayla farklı bir organizasyon yapma yoluna gittim. Bu organizasyonun kitlesi firmanın yaptığı işler gereği  genç insanlardı. Genç insanları cazip kılabilmek için Özbekistan’ı coğrafi olarak kaç bölgeye ayırabileceğimizi sordum. 6 bölgeymiş ve ben de buralarda basketbol kampları düzenlemeyi teklif ettim. Organizasyonu nasıl yapacağımızı sorduklarında onlara bir tane tecrübeli antrenör bulmak istediğimi söyledim. Bana çok yardım ettiler ve Sovyetler Birliği Kadın Milli Takımı’nı olimpiyatlarda çalıştırmış emekli bir antrenör buldular. Onu organizasyondan sorumlusu yaptık. Bu 6 bölgede başka antrenörler de çalıştı. Bu antrenörler oyuncular seçtiler ve kamp olduğu için serbest olarak katılmak isteyenlere de fırsat verdiler. Bunların arasından seçim yaptılar ve sona kalan 42 kişiyi ülkenin başkenti Taşkent’e topladık. 15 günlük bir kamp yaptık. İlk haftasında onlar çalışma yaptı ikinci haftasında ise ben gittim. İçlerinden Ersan’ı aldım ve geldim. Ondan sonra zaten hikayeyi biliyorsunuz. Ülker altyapısı, belli sakatlıklar, çok erken yaşta Ülker A Takımı, draft, orada tekrar ameliyatlar, NBA G League ve sonrasında da çok uzun bir veteran NBA kariyeri. Ersan, benim için halen ailemin bir parçası gibi ve çok sık görüşüyoruz. Ayrıca benim için hem Zaza hem de Ersan bir gurur kaynağı.

2016-17 sezonunda Sakarya Büyükşehir Belediye’yi kulüp tarihinde ilk kez Basketbol Süper Ligi’ne çıkaran koçsunuz. Bu yüzden şehirde de çok seviliyorsunuz. Şampiyonluk öyküsü nasıl yazıldı ve bütün şehirde sevilmek nasıl bir his?

  Sakarya gerçekten çok özel bir yer. Benim kariyerimde de özel bir yer teşkil ediyor. Ben Banvit’te 10 sene çalışıp ayrıldıktan sonra bir süre çalışmayıp kendime yatırım yapma fırsatım oldu. ABD’ye gittim ve çok uzun bir süre orada kaldım. Dönüşünde de Sakarya kulübü antrenörlük için fikrimi sordu. O sırada da Sakarya’nın başında Sevgili Burak Bıyıktay vardı. Ben de başında antrenör olan bir takımın yöneticisiyle bu konuda konuşmayacağımı çok açık bir şekilde söyledim. Fakat takımın yarısından çoğu benim daha önce çalıştığım ve yakın olduğum oyunculardan oluşuyordu. Bu yüzden de bir sempatim vardı tabi. Bunun üstünden aylar geçti. Tekrar böyle bir teklifle geldiler. Ben yine aynı şekilde antrenörlerinin devam ettiğini ve benim böyle bir tasarrufum olmayacağını söyledim. Ondan sonra başka aracılarla bana geldiler fakat geldiklerinde zaten kulüp Sevgili Burak ile yollarını karşılıklı olarak ayırmıştı. Yani kulübün başında bir antrenör yoktu. Ben, idari işlerle tanışmak üzere gittiğimde bütün yönetim kurulu oradaydı. O günkü şampiyonluk ya da o gün kazanabilecek herhangi bir maçla alakadar olmadığımı, daha öncesinde 10 sene Banvit’te 10 sene Ülkerspor’da geçirdiğim 20 seneyle daha çok projeler ve mantaliteyle ilgilendiğimi anlattım onlara. Bu durum onların kafa yapısına da çok uydu. Onlar da bana uzun seneler düzenli ve üzerine koyan projeler yapabileceğimizi ve Sakarya’yı bir basketbol şehri haline getirebileceğimizi anlattılar. Ben de ikna oldum. Çünkü benim Sakarya ile de yakın bağım var. Çalıştığım bütün kulüpler ile transfer görüşmeleri yapmıştık. Eskiden Sakarya basketbolu en azından altyapılarda çok da ciddiye alınan bir durumdaydı. Ayrıca bir spor şehri olduğunu biliyorum. Farklı sporlarda da özellikle futbolda çok ihtiraslı bir şehir olduğunu biliyorum. Kabul ettim ve çok zevkli bir 4-5 ay geçirdik. Sonunda da şampiyon olup üst lige çıktık.

  Ondan sonra özellikle takım kurma aşamasında kuvvetli bir çalışmamız oldu. İlk sene elimizdeki imkanlar doğrultusunda çok iyi bir takım kurduğumuzu düşünüyorum. O ilk senenin sonunda da Türkiye Kupası’nda son 8 takım arasına kaldık. Hem içeride hem dışarıda önemli takımları yendik ve playoff’lara kaldık. Hepsinden önemlisi de hep dolu oynadık. Salonumuzu hep doldurduk. Şampiyon olduğumuzda eski Atatürk Spor Salonu’nda oynuyorduk. Ondan sonra 5000 kişinin üstünde koltuğu olan Serdivan Spor Salonu’na geçtik. “Buraya kimse gelmez, bu salon adam edilemez” gibi şeylerle kimsenin gözü kesmedi bu durumu. Fakat biz salonu kulübün yardımıyla adam ettik. Bu durumda teknik ekibin de çok büyük emeği vardır. Bizim ekibimiz fitness salonu yapılırken inşaat işçisi gibi çalışıyordu. Sonunda da biz o salonu 5000 kişi olarak defalarca doldurduk. Sakarya insanının hırslı, sporu seven ve ihtiraslı yapısı öyle kuru bir kalabalığı da yaratmadı. Çok canlı, maçı yaşayan, takıma destek olan ve çok renkli tribünlere sahip; kendi içinde özel taraftar gruplarıyla şahane bir başlangıç yaptık. Fakat ekonomik olarak da sendelemeye başlamıştık. Bir önceki seneki sponsorumuzu kaybettik. Çok uzun bir zaman sponsorsuz oynadık. Kulüp yönetimimiz yardım sözü aldığı yerlerden yardımları alamadı. Bu yüzden de yeni bir şeyler üretemediler. Bu da bizi çok sıkıntıya soktu. İkinci sene bu sıkıntılarla beraber başlarken bu durum yavaş yavaş bir sarmal halinde kulübü aşağı çekti. İkinci sene, ilk seneki bütçemizin çok daha altında bir takım kurmamıza rağmen takımın yönetim ve finansal mekanizması durdu. Tamamen taşıma suyla dönmeye başladı işler. Sponsorumuz o sene iflas etti ve almamız gereken yardımları alamadık. Örneğin ben ayrıldığım zaman 8-9 ay maaş almamıştım Sakarya’dan. Nispeten diğerlerine göre daha büyük kontratı olan Landry Nnoko direkt Alba Berlin’e imzaladı. Toney Douglas da ayrılmak istedi ve ayrıldı kulüpten. Bir tek ben kalmıştım ve eğer ben ayrılırsam kulübün belki de diğer kalanlarının ödemesini yapabileceğini, işi yaşatma şansının olabileceğini düşündüm. Yönetimimizle anlaştık ve ortak bir karar aldık. Bu fikri ben verdim hatta ve ayrıldım kulüpten. Şahane basketbol şehri olabilecek, İstanbul’a yakın, şehri ve doğası çok güzel, genç nüfusu yüksek, sporu duyduğunda deliren, basketbola gelmeye alışmış ve çok sevmiş bir şehri Türk basketbolu kaybetti. Onun için de çok fazla üzgünüm.

Bilindiği üzere Darüşşafaka Tekfen ekonomik olarak %40 küçülmeye gitti. Bunun sonucunda transfer dönemi nasıl geçiyor bu ve gelecek sezon bizi nasıl bir Daçka bekliyor?

  Pandemi süreci bütün spor dünyasını ve diğer sektörleri de tabi çok etkiledi. Ama ben spor dünyasının daha çok etkilendiğini düşünüyorum. Biz de bunlardan biriyiz. Bu soruya cevap vermeden önce son senelerde sponsorumuz olan ve bu sene de desteğini esirgemeyen Tekfen şirketine teşekkür borçluyuz hepimiz. Bu sene de bu zor durumda bizi yalnız bırakmadı ve desteğini sürdürüyor. Takımla alakalı olarak ise transfer süreci biraz sancılı geçiyor açıkçası. Çünkü çok kısıtlı bütçeyle hareket ediyoruz. Benim için öncelik Türk kadrosunun tekrar korunmasıydı. Bizde de kontratı süren bir oyuncu iskeleti var. Sinan’ın ve Erkan’ın kontratı sürüyordu. Doğuş’un opsiyonu sürüyordu ve kalmaya karar verdi. Berk Demir benim için çok önemli bir öncelikti ve kulüp Berk Demir ile anlaştı. Emircan aynı şekilde önemli. Sakatlıktan döndü. Ameliyattan beri çok yoğun çalışıyor. Kontratı bitmişti ve onun kontratını da bu hafta hallettik. Genç oyuncularımız olan Troy’un ve Doruk’un kontratı sürüyor. Aynı zamanda genç takımdan gelen oyuncular da var. Bunlarla iskeletimizi koruyoruz. Başka bir Türk transferimiz olmuyor. Zaten transfer yapacak durumumuz da yok.

  Geriye kalan parayı da yabancılarımıza harcayacağız. Hamilton’un önümüzdeki haftaya kadar bir opsiyonu var. Dolayısıyla önümüzdeki hafta devam edip etmeyeceğine ilişkin kesin bilgi alacağız. Devam etmemesi durumunda B ve C planlarımız hazır ve gideceğimiz oyuncular belli. Dört numara pozisyonu için de Avrupa’da ilk senesini geçiren ve Arizona mezunu Ryan Luther ile anlaştık. Luther, daha önce çalıştığım Nathan Boothe ve Adrian Moeraman’dan parçalar ve basketbolundan kokular bulduğum bir oyuncu. O yüzden de onu çok istedim ve bütçemize göre olması da çok büyük şanstı. Çok uygun bir bütçeye aldık. Şimdi ki önceliğim de Point Guard. Pandemi başladığından beri bütün transferle alakalı ekibimiz çok yoğun çalışıyor. Biz zaten çok uzun zamandır prensip gereği Aralık, Ocak aylarından itibaren önümüzdeki senenin takımı için çalışmalar yaparız. Bu çalışmamızın semeresini almaya çalışıyoruz. Zaten bu kadar düşük bütçelerle yola çıktığınız zaman dersinize çok çalışmazsanız hata yapmanız kaçınılmaz. Point Guard aldıktan sonra diğer pozisyonlara bakacağız. Öncelikle 4 yabancıyı alacağız. 5. yabancıyla alakalı da kararı yönetimimizle karar vereceğiz. Alırsak da kulüp idaresine ihtiyacımızın nerede olduğunu anlatacağız. Ona daha sonra karar vereceğiz. Transferlerimizin durumu budur.

avatar

Yazar Taha Çalışkan

hukuk, siyaset, tarih ve spor

blank

Bir Ötenazi Savunması

blank

Tangodan Daha Güzel Bir Antrenman