in

Duygularımızdan Başka Neyimiz Var?

   “Tanrı” her zaman olduğu gibi farkında olmadan değiştirdi Dünya’yı. Napoli’de bir çocuk, onun göklerden geldiğine inanılan yeteneklerini görmek istediği için ailesiyle birlikte dağ evine gitmedi. İtalyan sineması için ise zamanın bükülme noktası tam da bu anda gizliydi.

  “Bu o mu?” sorusuna kesik kesik verilen “sanırım evet” ve “vay be” şeklindeki cevapların ardından, kafasındaki şapkasıyla kıvırcık saçlarını bastıran birisi yavaş yavaş sıcak su havuzundan çıkmak üzere havuzun merdivenlerine doğru gelmeye başladı. Kameranın çekim açısı genişlemeye başladığında ise karakterin yağlı gövdesini, taşımakta zorlandığı göbeğini ve en önemlisi tüm sırtını kaplayan Karl Marx dövmesini görmeye başladık. Kimileri için yalnızca kafasındaki şapkasıyla bastırdığı kıvırcık saçları bile karakterimizi yeşil sahaların ünlü bir ismine benzetmeye yetmişken, Marx dövmesinin görünmesiyle birlikte karakteri tanıyanların yüzüne soru işaretleriyle dolu bir gülümseme yayılmaya başladı. Gülümsemelerin sebebi ise postmodern anlatımdaki başarısıyla ünlenerek son dönemin en iyi yönetmenlerinden birisi olarak gösterilen Paulo Sorrentino’nun “Gençlik” filminde Diego Maradona karakterinin neden yer aldığına mantıklı bir cevap verilemiyor olmasıydı. Bu yalnızca, futbola yapılan “istersek en iyinizi bile önemsiz gösterebiliriz” göndermesi mi yoksa futbolun hayatımızın her yerinde olduğunu her an hatırlamamızı isteyen bir yönetmen göndermesi miydi?

  “Gençlik” filmi bizlere filmin konusunu net bir şekilde söyleme imkânı sunmuyor. Buna rağmen seyirciyi bütünüyle içine almayı başararak izleyicisine filmdeki ana karakterler Fred ile Mick’in İsviçre Alpleri’ndeki sessiz bir otelde geçmişleriyle olan muhasebelerini ve hayatlarının son günleri olarak düşündükleri günlerini nasıl geçirdiklerine dair net bir gözlem yapma şansı veriyor. Ana karakterlerden Fred, hayatını müzik uğruna harcayan bir bestekâr ve orkestra şefi olmasına karşın ilerleyen yaşıyla birlikte hayata karşı duyduğu ilgisizliğin kontrol edemeyeceği boyutlara gelmesi sebebiyle emeklilik kararı alan huysuz bir ihtiyardı. Eski dostu Mick ise “Vasiyetim” adını verdiği son filminin senaryosunu yazmaya çalışan dünyaca ünlü bir yönetmendi. İki eski dost, filmde bir araya geldiği her sahnede; geçmişteki aşklarından, yaşadıklarından, unuttuklarından ve hatırlamaya çalıştıklarından bahsederlerken bugüne dair konuştukları tek şey ise onca hatıradan geriye kalan prostat sıkıntısıydı. Filmi izleyen genç veya yaşlı herkese kendi hayat muhasebesini yaptırmayı başaran Sorrentino’nun bu noktada ise hem koyu bir Napoli hem de Maradona aşığı olmasının filmine getirisini futbolla haşır neşir olmayan kimselerin anlamasını çok daha güç bir hal almaya başlamıştı. Nitekim filmin Amerikalı ortakları da Maradona’yı tanımadıkları için Sorrentino’dan karakterin filmden çıkartılmasını istemişlerdi ancak İtalyan yönetmen, kendi hayatında en az sinema kadar önemli bir yer tutan Arjantinli için filmin iptalini dahi göze alarak bu isteği reddetmişti. Nihayetinde filmde başkasının oynamakta olduğu bir Maradona bile olsa 10 Numara’yı görme şansını bizlere veren Sorrentino, ilahi bir işin parçası olduğunun farkındaydı. Bu ilahiliğe yakışır şekilde de ibadetinin en önemli kısmını yerine getiriyormuşçasına özenmişti, “Gençlik” adlı filmine. İtalyan yönetmenin filmine özendiği noktada, bugün geçmişteki ikon rolünden uzaklaşmış olan 10 Numara’nın geldiği durumu gören futbolseverler için filmin ilahiliği başlıyordu.

Görsel: Cesare Abbate/EPA

  İtalyan yönetmen Paulo Sorrentino’nun Maradona’ya olan sevgisini gösterdiği ilk ve tek yer “Gençlik” filmi değildi. 2014 yılında “Muhteşem Güzellik” filmiyle adeta Roma’ya yazdığı bir aşk mektubunu bizlere gösterdiği filmiyle Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı almak için sahneye geldiğinde ödül konuşmasında yaptığı “İlham aldıklarım… Federico Fellini, Martin Scorsese, Diego Armando Maradona… Napoli, Roma… Teşekkür ederim. Bu ödül ailem için, onlara atfediyorum” açıklamasıyla Tanrı’nın Eli’ne sahip olan faniye teşekkür etmesi herkesi şaşırttı. Daha önce hayatında Maradona adını duymamış kimseler için bir şey ifade etmeyen bu teşekkür, futbola kıyısından dahi olsa temas etmiş insanlar için güzel bir soru işaretiydi. Yönetmen neden böyle bir teşekkür etme gereksinimi duymuştu? Sorrentino kendisine sorulan Maradona’nın neden bu kadar önemli olduğu sorusuna şu cevabı vererek akıllardaki tüm o güzel soru işaretlerini hüzünlü bir şekilde ortadan kaldırdı:

  “Elbette Maradona benim için çok değerli, bunun birçok sebebi var ama bir tanesi çok özel. O bilmiyor ancak farkında olmadan benim hayatımı kurtardı. Ben 16 yaşındayken ailem hafta sonu dağ evine gideceğimizi söyledi, bir yolunu bulup onları atlattım ve dağ evine gitmedim. O hafta Napoli-Empoli maçı vardı ve ben de Maradona’yı izlemek için oradaydım. Ailem dağ evindeki gaz sızıntısı nedeniyle vefat etti, eğer Diego’yu izlemeye gitmeseydim muhtemelen ben de ölecektim. Beni o kurtardı.”

  “Gençlik” filmini izlerken de belki bir filmde dahi olsa Maradona’nın hayat muhasebesini yaptığını görmenin iç huzuruyla doluyorduk ve her geçen saniye filmdeki Fred ve Mick’in yerine kendimizi daha net bir şekilde koymaya başlıyorduk. Maradona’yı Tanrı olarak kabul ettiğimiz zaman teşbihte kusur olmamasının yanı sıra ona yaptığımız her eleştiriyle aynı zamanda Tanrı’yı eleştirebilme günahının doyumsuz hazzına ulaşıyorduk. Tanrı ise kendisine yaptığımız tüm bu eleştirilere purosunu tüttürürken Orson Welles’in “I Know What It Is To Be Young” eserinde söylediği şu sözlerle karşılık veriyordu bizlere… Ya da yalnızca bu sözlerle karşılık vermesini istiyorduk bizlere;

“Ben genç olmanın ne demek olduğunu bilirim,

Ama sen yaşlı olmanın ne demek olduğunu bilmezsin.

Bir gün, sen de aynı şeyleri söyleyeceksin.

Zaman akıp giderken geride kalır hikâyesi.”

Yazar Ekim Deniz Çiftçi

2016 yılından itibaren yazarlık, 2018 yılından sonra da yazarlığın yanında freelance editörlük yapmam dışında pek bi' numaram yok.

blank

Çiçeği Öldürmek

blank

Covid-19’un Dünya Ekonomisine Etkisi