in

Formula 1 Dosyası: Evrim

“I have decided to do motorsports because I do not have to get up there so early in the morning”

Kimi Raikonnen

Motor sporları denilince akıllara gelen ilk organizasyon Formula 1, bitmeyen rekabeti, perde arkasında dönen politika, sahnelerde bir parlayıp bir sönen pilotları ile şöhretini korumaya ve milyonlarca insanı heyecanlandırmaya devam ediyor. 2000’lerde dönemin yayın haklarını elinde bulunduran televizyon kanalı NTV’de yayınlanan yarışları ’20 araç bir pist etrafında dönüp duruyor’ diyerek izleyen insanları bile uzun bir süre ekran başında tutabilen bu milyar dolarlık küresel organizasyonun köklü bir geçmişi var.

Formula 1 FIA (Fédération Internationale de l’Automobile) tarafından düzenlenen tek kişilik otomobil yarışlarının en yüksek düzeyini oluşturan yarışlar dizisidir. ‘Formula’ kelimesi katılımcıların uymak zorunda kaldığı bir dizi regülasyona işaret eder. Takımlar ve pilotlar bu ‘Formula’ya uyarak bu organizasyonun bir parçası olabilirler. Organizasyon “Grand Prix (Büyük Ödül)” (gran pri) adı verilen bir dizi yarıştan oluşur. Yarışlar uygun olduğu takdirde bir şehrin sokaklarında (Azerbaycan Grand Prix’si) düzenlenebileceği gibi sadece motor sporları için inşa edilen pistlerde de (Türkiye Grand Prix’si) yapılabilir. Organizasyonlar heyecanı git gide artan 3 günden oluşur. Genellikle Cuma ve cumartesi günleri yapılan antrenman turlarında pilotlar ve takımlar motorları 1000 beygir gücüne ulaşan araçlarını, yarışa özel tasarlanan lastiklerini piste çıkarırlar. Motorlar ısındıkça organizasyonun heyecanı da artar. Seyirciler kulakları sağır eden motor seslerinin şiddetini azaltmak için özel kulak tıkaçlarını yanlarında getirirler. Seyirciler, pistin herhangi bir bölgesinde en fazla 5-6 saniye görebilecekleri otomobilleri canlı canlı izlemek için yerlerini erkenden ayırırlar. Geçen iki gün ve cumartesi günü akşamüstü gerçekleşen sıralama turlarından sonra büyük bekleyiş başlar. Pazar günü otomobiller ‘grid’de yerlerini alırlar ve o ikonik ‘beş kırmızı ışığın’ sönmesini beklemeye başlarlar. Pilotlar asfalt pistte aldıkları virajlar, yaptıkları sollamalarla; takımları ise pit alanında yaptıkları stratejiler, 2 saniyenin altında yaptıkları pit stoplar ile yeteneklerini gösterirler. 1-1,5 saat süren yarışların sonucunda ‘damalı bayrağın’ yanından saatte 300 km hız ile tozu dumana karıştıran ilk otomobil ‘Büyük Ödül’ün sahibi olur. Damalı bayrağı gören ilk 10 pilot azalan bir şekilde puan alır ve Pilotlar Şampiyonası’nda rekabetin bir parçası olmaya hak kazanır. Bunun yanında Markalar Şampiyonası ise takımların pilotlardan bağımsız bir şekilde mühendislere otomobiller üzerinde hünerlerini gösterdikleri bir platform sağlamış olur.

Görsel: F1 FANSITE

Formula 1’in Avrupa’da yapılan tekil otomobil yarışlarından milyonlarca insanın takip ettiği, markalara taraftar olduğu, magazinin bitmek bilmediği milyar dolarlık bir organizasyona dönüşmesinin hikâyesi yukarıdaki işin abecesinden daha eğlencelidir.

Formula 1, ismini almadan önce iki dünya savaşı arası dönemde Avrupa’da yapılan yarışlar halindeydi. İtalyanlar ve Üçüncü Reich’ın fonladığı Alman Mercedes-Benz firması savaş öncesi yarışların dominant isimleriydi. Formula 1 gibi bir organizasyonun oluşturulması 1930’larda düşünülse de savaş yarışlara ve bu düşüncelere nokta koydu. Savaş sonrasında ise 1950 yılında ilk dünya pilotlar şampiyonası düzenlendi ve Formula A ismi ile yarışlar başladı. İlk sezonda efsane İtalyan Alfa Romeo takımından Guiseppe Farina şampiyon oldu. Sonrasında takım arkadaşı Arjantinli Juan Manuel Fangio 1957’ye kadar 5 kere şampiyon oldu. 45 yıl sürecek olan bu rekoru Michael Schumacher 2003’te 6 şampiyonluk alarak kıracaktı.

1960’larda Mike Hawthorne’un şampiyon olması ile İngilizler ve İngiliz milletler topluluğu ülkeleri şampiyonalarda tahakküm sahibi olmaya başladı. 1962-73 yılları arasında 9 pilotlar şampiyonluğu, 10 markalar şampiyonluğu elde ettiler. İnovatif İngiliz Green Lotus takımı şasi alanında yaptığı geliştirmelerle dominant araç haline geldi. 1970’lerde ise yine yaptığı aerodinami geliştirmeleri sayesinde dominantlığını korumaya devam etti. Formula 1’de motor gücünün önemli olduğu kadar aerodinaminin de önemli olduğunu gösteren Lotus ekibi araçlarında ‘yere basma gücü’ (downforce) ile ilgili geliştirmeler yaparak virajlardaki hızlarını artırdılar.

Görsel: formula1.com

Bu kadar teknolojik gelişmelerin yapıldığı ve sınırların aşıldığı tehlikeli bir sporda güvenlik önlemleri yeterli olmadığı takdirde kazalar kaçınılmaz hale gelir. 1975’te İspanya Grand Prix’sinde 4 seyircinin hayatını kaybetmesi, 1976 Almanya Grand Prix’sinde ise Niki Lauda’nın feci bir şekilde alev alması kazaların sıklığını algılayabilmek için önemlidir. Formula 1 doğası gereği pilotların, takımların, pist ekibinin ve hatta seyircilerin bile canlarını riske attığı bir spor. Bu sporu heyecanlı yapan şey zaten sınırların zorlanması ve bu riskin kendi içinde barındırdığı heyecan. Fakat kazalar sonucunda oluşabilecek ağır sakatlık veya ölüm risklerinin en aza indirilmesi, bu sağlanırken de rekabetin, sınırları zorlamanın, heyecanın azaltılmaması gerekiyor. Özellikle 1994’te Ayrton Senna’nın ölümüyle daha çok ciddiye alınan güvenlik sorunu ve artırılan güvenlik önlemleri ölümleri engellemeye yeterli olmuyor. 2019 Belçika Grand Prix’sinde Formula 2 pilotu Anthonie Hubert ve Juan Manuel Correa’nın kaza yapması sonucu Hubert hayatını kaybetmiş, Correa ise ağır yaralanmıştı. Bu yüzden bu gibi kazaların teknoloji geliştikçe, sınırlar aşıldıkça artabileceğini göz önünde bulundurup günün sonunda amacı insanları eğlendirmek olan bir sporun elim sonuçlara neden olmasını istememek ve bunun karşısında bulunmak gerekiyor.

Görsel: Jean-Loup Gautreau / AFP

“Honestly, what are we doing? Racing or ping pong?”

Sebastian Vettel, İspanya Grand Prix, 2016.

İçimiz gerçeklerle daha çok kararmadan Avrupalıların yaptığı bu yarışların nasıl küresel multi-milyarlık organizasyona dönüştüğüne geçelim. Formula 1 ilk 20 yılında sistemini iyice oturtup yarışlar sorunsuz şekilde düzenlenmeye ve etrafına izleyici toplamaya başladığında bunu ticarileştirme noktasında ilk hamleyi yapan inovatifliğiyle akıllara kazınan Lotus takımıydı. Lotus takımı 1968’de ilk defa bir sigara markasının reklamını araçlarının üzerine koymuştu. Çok geçmeden, 1970’lerde F1’in ticarileştirilmesi konusunda kilit bir isim olan Bernie Ecclestone sahneye çıktı. Ecclestone, 1971’de Brabham takımını satın alıp Formula One Markalar Topluluğu’nda (FOCA) bir koltuk sahibi oldu. FOCA’nın kuruluşu ve Ecclestone’un sahneye çıkışına kadar organizasyondan elde edilen gelirlerin dağıtımı pist sahipleri ve takımlar arasında ayrı ayrı görüşülüyordu. Ecclestone takımların değerini artırmak ve masada daha çok söz sahibi olmak adına toplu sözleşmeler yapılması yönünde diğer takımları ikna etti. 1979 yılında kurulan FISA (şimdiki FIA) ile gelirlerin dağıtılması açısından ayrışmalar yaşayan FOCA bir yarışı boykot etti ve çekilmekle tehdit etti.  FISA bunun karşılığında yarışlardaki regülasyonları kaldırdı. Fakat nihai çözüm 1981 yılında imzalanan Concorde Anlaşması ile geldi. Concorde anlaşmaları FIA ile Formula 1 takımları arasında yapılan gizli anlaşmalardır. Bu anlaşmalarla yarış regülasyonları, yarış ödülü ve diğer gelirlerin takımlara ve organizasyona dağıtımı belirlenir. Böylece organizasyonun belirsizlik oluşturmayacak şekilde sürdürülmesi, ticari anlamda başarının artırılması, takımların yarışacaklarına dair garanti altına alınması amaçlanır.

Görsel: SKY SPORTS

Formula 1’i global bir şov haline getiren bir diğer etken ise organik olarak gelişen takım içi veya takımlar arası pilotların/takımların üst düzey rekabeti. Bu rekabetin olmasından çok bu rekabetin pazarlanmasındaki başarı dikkate değer. Rekabetin bu noktada kişiselleşmesi, birkaç kişi ve birkaç takım arasında kalması ve bunun vurgulanması insanları daha çok mobilize ediyor. Çünkü yarışın kendi içinde 20 takımın birbiriyle rekabetini takip etmektense iki ikonik yarış pilotunun rekabetini takip etmek daha ilgi çekici ve tatmin edici. Bu noktada, pilotların yıldızlaşarak işin şov kısmını kendi kişiliklerinde toplamış olmaları ile bir F1 pilotu olabilmenin birbirini besleyen şeyler olduğunu da belirtmek gerek. Çünkü bu kadar medyatik hale gelmiş ve bunun üzerinden milyar dolarlar kazandıran bir yarış gösterisi tabii ki de pilotlarını da medya tarafından tüketilebilir durumda olmasını arzu eder. Şu an F1 pilotu olmak için üst düzey bir yeteneğe sahip olmanın yanında pilotların arkasında sponsorluklara sahip olmak veya zengin bir aileden geliyor olmak büyük rol oynuyor. Takımların bunu arzu etmesinin bir nedeni de finansmanda sıkıntı yaşıyor olmaları ve bunu pilotların beraberinde getirdikleri sponsorluklarla sağlamak istemeleri. Bununla birlikte rekabet bu organizasyonun en can alıcı noktası olduğu iddia edilse de bazı kimseler FIA’nın rekabeti yeterince sağlayamadığını düşünüyor. Bu iddialarına kanıt olarak da son yirmi yılda az sayıda takım dışında takımların Markalar Şampiyonu olamaması gösteriliyor. Fakat rekabetin en önemli parametresi şampiyonun farklı takımlar halinde olması olmamalı. Üst sıralardaki rekabet ve orta sıralardaki rekabet hala izleyicileri tatmin edici. Bu kadar köklü organizasyonlarda (futbol, basketbol vb.) dominant ekiplerin çıkması günün sonunda ne kadar regülasyon gelirse gelsin engellenemeyecek bir durum. Bu nedenle başarılı takımları sadece başarılı oldukları için cezalandırmak ve rekabeti artırmayı amaçlamak kendi içinde çelişkiler içeren bir aksiyon. Rekabetten sonra F1’in bu ölçekte bir organizasyon haline gelmesine neden olan bir başka unsur ise bu organizasyonun kültürler arasılığının artırılması. İletişim araçlarının artışı ve televizyonun F1 yarışları için bir platform oluşu bu yarışların küresel hale gelmesinde büyük bir rol oynadı. Bu nedenle F1 organizasyonlarının yoğunluklarının Avrupa’dan dünyanın birçok turistik bölgesine çekilmesi (Abu Dhabi, Imola, Türkiye), insanların daha kolay mobilizasyona sahip olması ölçeği artıran etkenlerden önemlileri.

Görsel: SUTTON IMAGES

            Gelelim bugüne. Lewis Hamilton, Valteri Bottas, Max Verstappen podyumun değişmez isimleri. Hamilton eğer 2020 şampiyonu olursa Ferrari efsanesi Schumacher’in 5 şampiyonluk rekorunu kırmış olacak. Bugün, beklendiği gibi, bu sporun en çok izlenen bölümü yapılan röportajlar, FIA ile takımlar arasındaki çekişme, yapılan ültimatomlar haline geldi ve bu şovun önemli bir parçası olmaya devam edecek. Öyle ki Netflix yarışların arka planının, takımlardaki dramaların sahne aldığı “Drive to Survive” dizisi ile seyircilerin tüketim ihtiyacını karşılıyor. Dizinin 3. Sezonunun çekimlerine başlanması ise bu magazin tüketiminin milyar dolarlık organizasyon için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Görsel: NETFLIX

            Hayatlarını riske atan pilotları, milyon dolarlık reklam anlaşmaları, canhıraş çalışan mühendisleri ile Formula 1 hiç durmadan büyüyen bir şov. İzlerken de beklerken de heyecanlandığım bu sporu tanıtmak ve topluluk oluşturabilmek adına F1 dosyasını sizlere açmak istedim. Genel hatlarıyla F1’in nasıl bir dönüşüm geçirdiğini yazdığım bu yazı ile F1 dünyasında gerçekleşen sansasyonel olayların, efsane pilotların, dedikoduların bulunduğu bir yazı dizisiyle sizi bu dünyanın heyecanını motor sesleri kulaklarınızı sağır etmediği sürece anlatacağım.

“Leave me alone, I know what I’m doing”

-Kimi Raikkonen, Abu Dhabi Grand Prix, 2012.

 

Kaynakça

ESPN

F1-GRANDPRIX
DUMMIES
CNN
F1-FANDOM
 
avatar

Yazar Bedirhan Akay

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi 1. Sınıf
İlgi Alanları: Münazara, güncel siyaset; Formula 1, Futbol.

blank

Hun Devlet Teşkilatı ve Kültürüne Kısa Bir Bakış

blank

A’dan Z’ye Birleşik Krallık’ın Popüler Kültürüne Dair Her Şey-1