in

Tangodan Daha Güzel Bir Antrenman

 Sıcak bir Güney Amerika öğleniydi. Güneş tam tepede Kolombiya’nın Medellin takımıyla Arjantin’in Boca Juniors takımlarının maç yaptığı sahanın üzerinde dikilmiş, oraların patronu olduğunu tüm futbolcular ve futbolseverlere hatırlatıyordu.

 Saha kenarında Meksika filmlerinden fırlamış oyuncuları andıran bir adam dikilmiş, sinirinin ve güneşin etkisiyle kıpkırmızı kesilmiş suratıyla futbolcularına kızgınlığını belirten cümleler yağdırıyordu çünkü takımı 1-0 gerideydi ve ilk yarı bitmek üzereydi.

 Saha kenarında duran bu adamın adı Jose Manuel Moreno idi. Arjantin futbol tarihinin o güne kadar gördüğü en büyük futbolculardan birisiydi. Ayaklarıyla attığı çalımları kimse durduramaz, kafasıyla attığı gollere direkler bile engel olamazdı. 21 yıl boyunca sürdürdüğü futbol kariyerinde Arjantin, Uruguay, Kolombiya, Şili gibi birçok ülkeyi dolaşmış ve iki yüzün üzerinde gol atmıştı. Moreno sahada ne kadar durdurulamaz ise saha dışında da bir o kadar uçarıydı. Efsaneleştiği River Plate takımı kaybettiğinde onu eleştiren River Plate hayranlarıyla kavga ediyor, Buenos Aires gecelerinin aranılan simalarından biri oluyordu. Çoğu zaman antrenmanlara uğramayıp kendini bir kadının kollarında dans ederken ya da şehrin bir köşesinde yine bir kadınla sabahlamış olarak buluyordu. Tango dansına ve kadınlara olan düşkünlüğü o dönem herkesi kızdırsa da o hiç çalışmadan çıktığı maçlarda takımına galibiyeti getiriyor ve bu yüzden herkesin sevgisini kazanıyordu.

 Tango ve kadınlar onun için futboldan öncelikliydi. Hatta antrenmanlara gitmeyip sık sık tango yapmasını kendi sözleriyle şöyle anlatıyordu. “Tango en iyi antrenmandır. Ritim var, bedeni kullanmak var. İnsanın beli ve bacakları çalışıyor. Daha güzel bir antrenman şekli düşünemiyorum. Ayrıca sahada olduğu gibi bir sürü adamla değil, güzel kalçalı kadınlarla çalışıyorum.”

 Moreno’nun tek sıkıntısı bu değildi. Maçlardan önce beslenmesine de hiç dikkat etmiyordu. Maçlardan önce bir koca tabak tavuk yiyip yanında tüketebildiği kadar alkol alırdı fakat artık River takımı yöneticileri için bu durum sinir bozucu olmaya başlamıştı. Bu sorunu Moreno’yu karşılarına alıp konuşarak çözmeyi düşündüler. Moreno ise şaşırtıcı bir şekilde onları doğruladı. Özel hayatına dikkat etmeliydi.

 Bir hafta boyunca erken yattı, tango yapmadı, içmedi ve kadınlardan uzak durdu fakat tüm bunların ardından oynadığı 2 maçta da döküldü. Kaleye şut çekmekte bile zorlandı. Her oyuncu gibi Moreno’nun da bir maçta kötü oynama hakkı vardı. Lakin bu sayı ikiye çıkınca ve River iki maçı da kaybedince takımdan uzaklaştırıldı.

 River Plate kariyerinin ardından gittiği tüm ülkelerde yine kadınlara ve gece hayatına düşkünlüğünü sürdürdü. Tüm bunlar onu satan River Plate yöneticilerinin pişman olmasına yeterliydi çünkü Moreno bu yaşam şekli sonrası var olabiliyor ve gollerini atmaya devam ediyordu. Tüm bu performansının üzerine eski takımı onu olduğu gibi kabullenmeye karar verdi. River Plate taraftarları da onu özlemişti. Ülkesine geri dönmek için fırsat kollayan Moreno şüphe yok ki oraları özlemişti. Tabii sadece futbolunu değil, kadınlarını ve danslarını.

 Taraftarlar o Meksika’dan döndüğünde onu tekrar görebilmek için stadı doldurdular. Taraftarları tel örgüleri yıkarak sahayı işgal ettiler çünkü Moreno döndüğü maçta üç gol atmış ve ona duyulan özlemi hak ettiğini göstermişti.

 Güneş sahayı ısıtmaya devam ediyordu. Takımı sahada yenik durumdayken Moreno’nun aklından tüm kariyeri bir çırpıda geçivermişti. Zaten bu sıcakta bu kadar kötü bir maça konsantre olmak zordu. Meksika’dan döndüğü maçta attığı üç golü düşünürken hakemin düdük sesiyle futbol kariyerini noktaladığını hatırladı. Artık teknik direktördü ve sahada gidişatı değiştirmek için gol atması değil, gol attıracak taktiği bulması gerekiyordu. Bir teknik direktör sahaya çıkıp gol atacak değildi ya. Yoksa atabilir miydi ?

Moreno’nun 45 yaşında olduğunu, havanın 30 derecenin üzerinde olduğunu ve  senelerdir futbol oynamadığını hesaba katmazsanız sahaya çıkıp 45 dakika içerisinde maçı takımına kazandıracak 2 golü atmasına bir engel yoktu. O da şüphesiz böyle düşündü.

 Bir sinirle soyunma odasına daldı. Futbolcularının yüzüne baktı ve onların birer işe yaramaz olduğunu düşündü. Forvet oyuncusu gözlerini ondan kaçırıyordu. Moreno onun karşısına geçti ve “şortunu ve formanı bana ver” dedi.  “Yüzüme bakmayı kes ve üzerindekileri bana ver.” diye bir kere daha bağırdı. 45 yaşındaki bu adamın sahaya girişi kendine bir futbolcu olarak ne kadar güvendiğini, bir antrenör olarak ise kendini ne kadar yetersiz bulduğunu gösteriyordu belki de ama Moreno o an için bunları değil maçı kazanmayı düşünüyordu.

 İki takımda sahadaki yerini aldığında rakip futbolcular gözlerine inanamadı. Jose Manuel Moreno’nun hikayeleriyle büyüyen bu gençler şimdi ona karşı oynayacaktı. 21 yıllık kariyerinde onu durdurmayı başarmak pek mümkün olmamıştı ancak 45 yaşındaki Moreno biraz daha kolay lokma olabilirdi.

 İkinci yarı başlar başlamaz Moreno dizlerinde bir yorgunluk hissetti. Uzun süredir topa dokunmamıştı. Lakin futbol da tango gibiydi. Kendini ritme kaptırırsan gerisi pek de zor değildi. Moreno içinse bu iki şey zaten hiçbir zaman zor olmamıştı. Topu ayağına aldı. Rakiplerini birer birer geçti ve topu o an için takım arkadaşı olan futbolcusuna aktardı. Ceza sahasına yöneldi ve gelen topa tango yaparken beline dokunduğu kadınlar gibi zarif davrandı. Kaleci gözlerine inanamadığında 45 yaşındaki Moreno skoru eşitlemiş ve ayaklarını ritme kaptırmıştı bir kere. Artık onu durdurmak daha zordu. Takımının maçı kazanması için bir gol gerekiyordu ve topu ayağına aldığı bir sonraki an dakikalar maçın bitmeye yakın olduğunu gösteriyordu. Ancak hikayeyi  güzel yapan şey Moreno’nun takımına sadece beraberlik getirmesi olamazdı. Futbolu güzel yapan şey ise sürprizlerle dolu olmasıydı. Bu yüzden Moreno futbolu ve hikayeyi güzelleştirecek golü attı. Takımının 45 dakika boyunca yapamadığı şeyi 45 yaşında yapmayı başarmış ve maçı Boca Juniors’a kazandırmıştı.

 Maç bittiğinde sahadaki herkes ona hayranlıkla bakarken Moreno güneşin batmakta olduğunu fark etti. Uzun süredir bu kadar terlememişti. Herkes böyle inanılmaz bir şeyin nasıl gerçekleştiğini birbirine sormaya başladığında o soyunma odasına doğru yönelmişti. Onun için sıradan olan bir şeyin bu kadar abartılmaması gerektiğini söyleyerek üzerindeki formayı çıkardı çünkü bir an evvel oradan çıkmalı, kendini hayatın ritmine bırakmalıydı. Onun için maç bittiğinde başka bir hayat başlardı.

avatar

Yazar Mert Erez

Yazar - Yönetmen

blank

Darüşşafaka Tekfen Baş Antrenörü Sayın Selçuk Ernak ile Milli Takımın Geleceğinden Yeni Sezondaki Daçka’ya Kadar

blank

Tekinsiz Vadi Bilinmezi