blank
in

Dış Ticaretimizde KOBİ’ler Olmadan Olmaz

  KOBİ’lerin ülke ekonomilerindeki yerini burada yeniden tartışmak sanırım yersiz bir iş olacaktır. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinden tamamen bağımsız olmak üzere söylemek lazım ki, KOBİ’lerin desteği olmadan ülkelerin ekonomik olarak büyümesi, kalkınması ve tabii ki dış ticarette de net ihracatçı olmaları mümkün görülmüyor.  Aslında son yirmi yıldır ülkede girişimci ekosisteminin desteklenmesinin altında yatan da bu göstergelerin varlığı. Dolayısıyla ortalama üzerinde bir ekonomik büyüme ve gelişme göstermek isteyen, özellikle gelişmekte olan ekonomiler KOBİ’siz bunu başaramayacaklarının farkındalar. Daha önemlisi, KOBİ’lerin katkısı olmadan bunu başarabilen bir ülkenin olmaması bize bazı noktalarda yol gösterici olmaktadır.

  Aslında 24 Ocak Kararları, Türkiye ekonomisi ve dış ticareti için, kısa ve orta vadeli bir yol haritası belirlemiştir. 1980 sonrasında uygulanmaya geçilen ihracata dayalı büyüme stratejisi içinde KOBİ’ler önemli bir yer tutmaktadır. KOBİ’leri dış pazarlarla tanıştırmak, rekabet güçlerini arttırmak ama bunlardan önce KOBİ’lerin yapısal sorunlarını ortaya koymak, kurumsallaşma gibi çok temel eksikliklerin giderilmesine yönelik bir yapının kurulmasını felsefe haline getirmek oldukça önemli atılımlar için bir temel olarak görülmüştür.

  İhracata dayalı bir dış ticaret politikasının merkezinde sadece Dış Ticaret Sermaye Şirketleri gibi büyük ihracatçılar ortaya çıkarmak değil, aynı zamanda KOBİ’leri de ihracat savaşının birer neferi haline getirmek yatmaktadır. Japonya ekonomisinde ve dış ticaretinde önemli bir yer tutan SogoShosha’lar buna iyi bir örnektir. Aslında temelleri 1800’lü yılların ortalarına kadar giden bu bir tür dış ticaret şirketleri, 2. Dünya Savaşı sonrasında da önemli görevler görmüş ve Japon ekonomisinin ayağa kalkmasında önemli bir yer iştigal etmiştir. Sonrasında gerek ABD’de gerekse de Güney Kore de bu benzeri yapılanmaların da öncüsü olmuştur. Japonya’da bir demir ve çelik devi olan Ataka&Co., KanematsuCo. veya Mitsubishi Corperations gibi pek çok dünya devinin bu süreçten geçerek büyüdüklerini de bir köşeye yazmak gerekir.

  Özellikle küçük girişimlerin ve aile işletmelerinin dünya pazarlarıyla tanışmasına yönelik bir amaç peşinde koşan bu yapılanma, yurt içinde üretilen özellikle sanayi ürünlerinin ihracat süreçlerini yönetmesiyle başarı sağlamıştır. Japonya’da üretim yapan firmaların finansman çeşitliliği, tedariki, lojistik hizmetleri veya üretim tesislerinin yerleşimi ve reorganizasyonu gibi pek çok değişik alanda hizmet vermek suretiyle Japon ekonomisinin can damarlarından biri olmuştur.(1) Bu yapılanma aslında Türkiye’de özellikle tarım kooperatiflerinin oluşumunda da benzerlikler taşımakla beraber, ihracat tarafında ve endüstriyel ürün kategorisinde geliştirilmeye ihtiyaç duyan bir taraf da bırakmıştır. Türkiye’de KOBİ’lerin varlığının önemini de düşününce bu tür modellerin veya yeni versiyonlarının geliştirilmesinin tartışılması gerektiği de karşımıza çıkmaktadır.

  Son yirmi yıl içinde Türkiye’de KOBİ’lerin tüm işletmeler içindeki payı % 99’ların üzerinde bir oranda seyretmektedir. Toplam istihdamdaki payı ise % 75’ler dolayında seyretmektedir. Toplam yatırımdaki payı ise % 50-55 bandında gezinmektedir. Yani, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisi için hayati öneme sahip olduğunu kelimelerle anlatmaya gerek yok, rakamlar bunun altını kalın kalemle zaten çizmektedir. Ancak dikkat çeken asıl gelişme KOBİ’lerin dış ticaretimizde aldığı pay da görülmektedir. KOBİ’lerin ihracatımızdaki payı %10’un altından % 60’lara dayanmıştır. Geçen süre içinde özellikle devlet destekleri ve mevzuat açısından birinci plana taşınmaya çalışılan KOBİ’lerdeki eğilim özellikle dış ticaret açısından oldukça dikkat çekici büyüklükte olmuştur. Bunun sebepleri incelendiğinde özellikle KOBİ’lere yönelik proje kültürünün geliştirilmesi, uluslararası mevzuata uyumlaştırmanın desteklenmesi, özellikle beşeri sermayenin geliştirilmesi, imalat sanayine yönelik yatırım destekleri, KOBİ’lerin uluslararası pazarlara erişim hızının ve düzeyinin yükselmesi, orta yüksek ve ileri teknoloji tabanlı ürünlerin üretilmeye ve ihracatının yapılmaya başlanması, öncelikli alanların tespiti ve bu alanlardaki üretim ve pazarlama performanslarının gelişmesi gibi birçok başlığa yer verebiliriz. Tüm bu nedenler KOBİ’lerin dış ticaretimizde aldığı payın artmasında önemli değişkenler olduğunu ifade etmekle beraber, ülke potansiyelimizin altında bir seyir izlediğimizi ve daha iyiye ulaşmak için daha yolumuzun olduğu gerçeğini de görmek önem arz etmektedir.

  Belki sağlık sektöründeki ihracat rakamlarımızdaki artış, KOBİ destekli bir ihracat modelini işaret etmemektedir ama özellikle savunma sanayi, otomotiv yan sanayi, mobilya, halı, tekstil ve hammaddeleri gibi alanlarda KOBİ ağırlıklı bir ihracatçı grubuyla karşılaşılmaktadır. Özellikle KOBİ ekosistemi içinde yer alan Bakanlıklar ve Sivil Toplum Kuruluşları (Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Ajansları, Avrupa Birliği Bakanlığı, KOSGEB, TÜBİTAK, TOBB, İhracatçı Birlikleri) gibi kurum ve kuruluşlar ile iyi entegre olan sektörlerde dikkat çekici bir ilerleme görülmektedir.

  Temelleri 1980’lere dayanan ve özellikle 2000’li yıllar sonrasında da hızla artan KOBİ ekosistemi ile işletmelerin buluştuğu bu sistemde hala giderilememiş başka sorunlar da bulunmaktadır.

  Öncelikle birçok alanda ciddi devlet desteklerine rağmen KOBİ’lerin finansman sorunu hala ilk sıradaki yerini korumaktadır. Bu konuda bankalarla ilgili düzenlemeler bir takım kolaylıklar sağlamış olsa bile, tarihsel bir özellik taşıyan Türk KOBİ’lerinin yetersiz finansman sorunu cari bir sorun olarak da karşımıza çıkmaktadır. Gerek ülkenin, gerekse küresel ekonomilerin girdiği darboğazlar veya krizlerde bu finansman problemini yeteri kadar önümüze çıkarmaktadır. Özellikle aile işletmeleri şeklinde yönetilen KOBİ’lerdeki profesyonel yöneticilik eğilimi maalesef hala istenen noktalara ulaşmaktan uzaktır. Kurumsallaşma gibi oldukça derin ve hala geçerliliğini koruyan problemli konular, girişimcilik sürecindeki işletmelerin yapısal sorunlarının en başlarında yerini korumaktadır. Tanıtım ve pazarlama bir diğer önemli konu başlığıdır. Uluslararası Türk markaları dünya pazarlarında yer aldıkça, Türk KOBİ’lerinin tanıtımını ve markalarının pazarlamasını yapmak daha kolay hale gelecektir. Bugün devlet desteklerinin önemli bir kısmının dünyaca ünlü Türk markalarının yaratılmasının önündeki engellerin aşılmasına yönelik olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Dolayısıyla birçok sektörde tanınmış Türk markaları, içlerinde KOBİ’lerin olduğu başka işletmelerin veya başka sektörlerin “tanınmama” probleminin aşılmasına yardımcı olacaktır. Burada bir başka sıkıntı KOBİ dünyası içinde sanayi üretiminin %12-15 gibi geliştirilmeye muhtaç bir oranda olmasıdır. KOBİ ölçeğinde işletmelerin daha ziyade ticaretle uğraşmasının bazı altyapı problemlerini çözmesi noktasında önem arz ettiği açıktır. Ancak, dış ticarete konu olacak sanayi ürünleri üretiminin bu açıdan artması gerekmektedir. Diğer taraftan, bankacılık sektörü toplam kredileri içinde KOBİ’lerin payının Covid-19 nedeniyle arttığı tahmin edilmekle beraber, hala %30 bandının altında olması düşündürücüdür. Hiç şüphesiz gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de KOBİ’lerin en büyük sorunu finansman bulmak olmakla beraber, bu oranların aşamalı olarak %50’lerin üzerine çekilmesi hedeflenmelidir. Diğer taraftan girişimciliği besleyen bir ekosistemin oluşturulması da önem arz etmektedir. Bu konuda ilgili kurumların ciddi bir desteği ve çabası görüldüğünü söylemek doğru olur. Başta KOSGEB olmak üzere gerek Sanayi Bakanlığı ve ona bağlı diğer kamu kurum ve kuruluşları hatta TTGV (Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı) gibi sivil toplum kuruluşları da bu kültürün nitelikli alanlara kayması yönünde ciddi uğraşlar vermektedir. Özellikle son on yıl içinde yıllık ortalama 70 bin dolayında girişimcinin katıldığı “Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi”(2) toplumda belirli bir iş yapma kültürünün oluşmasına katkı yapmış olsa da, nitelikli bir iş yapma sürecinin uzağında kalındığını da atlamamak gerekir. İhracat odaklı, inovatif ve ileri teknoloji tabanlı ürünler ve hizmetler üretilmesi ve bunların yabancı pazarlarda rekabet edebilir hale gelmesi Türkiye’nin dış ticaretinin önemli bir mihenk taşı olacaktır. Özellikle savunma sanayi içinde küçük ölçekli üreticilerin, ihracat süreçlerinde yol almaya başlaması bu süreç içinde olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Savunma sanayi dışında ihracatımıza lokomotif olacak katma değeri yüksek ürünler ortaya çıkaran başka sektörlerin de varlığı cesaret verici olacaktır. Pandemi sürecinde ve sonrasında e-ihracat sürecinin tüm şartlarının zorlanmaya başlanması da önem arz etmektedir. Bu süreçte Ticaret Bakanlığı’nın “export akademi” programı KOBİ’lerin küresel tedarik zinciri içinde yer almalarının önündeki engellerin aşılması için bir başlangıç hamlesi olarak düşünülmelidir. İlk kez 2019 yılında ihracatçı işletme sayısının ithalatçı işletme sayısını geçtiğini de dikkate alırsak, bu yılı bir milat olarak görüp öyle değerlendirmek yerinde olacaktır. Yine Covid-19 nedeniyle belki çok gündeme gelme şansı olmasa da, KOBİ’lere yönelik “Yurtdışı Pazar Destek Programı” ilk kez açılan bir destek paketi olarak küçük ve orta ölçekli işletmelerin yabancı pazarlara olan ilgisini artıracak nitelikte görünmektedir.

  Sonuç olarak, temelleri 24 Ocak Kararları’na dayanan, yaklaşık 40 yıllık bir mazisi olan ihracat odaklı büyüme ve sanayileşme hamlesinin asıl unsuru olan KOBİ’ler, birçok soruna ve bu sorunlara yönelik geliştirilen çözümlerin çatısı altında hem Türkiye ekonomisinin can damarlarını oluşturmaktadır, hem de net ihracatçı bir ülke olmaya çalışan ülkemizin henüz öncelikli yerini alamamış en büyük silahı konumundadır.

Kaynakça

KSEP: Kobi Stratejisi ve Eylem Planı 2015-2018
Tanaka Takuyuki, Research on SOGO SHOSHA: Origins, Establishmentand Development, Japan Foreign Trade Council Publishing, April 2014
avatar

Yazar Cemalettin Aktepe

Doç. Dr.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi

blank

Penny Dreadful

blank

Robert Fortune’ın Hikayesi: Çay İmparatorluğu’nun Çöküşü