in

Kurumlar, Kurallar ve 128 Milyar

Türkiye iktisat tarihi için çok meşhur bir şarkının şu kısımları gayet tanımlayıcı olabilir: hem tanıdık hem yepyeni. Tanıdık zira Türkiye iktisat tarihi başlangıcından beri kısır bir döngünün içerisine hapsolmuş gibi görülebilir. Orantısız maliye politikaları, kısa vadeli siyasi çıkarların arasına sıkıştırılmış ekonomi programları, enflasyonist sonuçlar doğuracak siyasi taahhütler, kamu maliyesi eylemleri ve sonrasında yaşanan yüksek enflasyon, yüksek kur, yüksek faiz sarmalı. Öte yandan Türkiye’nin asla bitmeyecek gündem yenileme kabiliyeti dolayısıyla yepyeni. Bu sebeplerden dolayı salt tarihçi gözüyle yapılacak analizler ve ekonomik problemleri bağlamından ayrı tutan gözlemler, ne yazık ki bu sorunları anlamak adına kapsayıcı olamayacaktır.

Türkiye ekonomisinin kronikleşmiş sorunları elbette üretim döngüsüyle, sektörlerin gayrisafi yurtiçi hasılaya katkısına dair anomalilerle, iş gücünün niteliğinin arttırılamamasıyla örneklenebilir ve bütün bu örneklerin geçerliliği su götürmezdir. Fakat bu yazı son zamanlarda daha fazla tartışılan bir başka perspektifle bu sorunların incelenmesini öngörüyor.

Son günlerde pek çok sefer sorulan “128 milyar dolar nerede?” sorusu aslında 128 milyar dolardan dahi daha önemli bir başka soruyu içinde barındırıyor, Türkiye’deki kurumlar neden dışlayıcı olmaya mahkûm? Fakat bu soruyu cevaplayabilmek için iki farklı soruya cevap verebilmemiz gerekiyor:

1- 128 milyar dolar gerçekten yok oldu mu? (Türkiye’de kurumlar gerçekten dışlayıcı mı?)

2- Dışlayıcı yahut kapsayıcı olmak mevcut bağlamda ne anlama gelmekte?

İlk soruya cevap vererek başlayalım, evet yaklaşık 130 milyar dolar rezervin geçtiğimiz 7 sene içerisinde eridiği aşikâr. Merkez Bankası analitik bilançosu ve EVDS üzerinden rahatlıkla erişilebilen belirli veriler bunun kanıtı. Net rezervleri hesaplamak için Dış varlıklardan Dış yükümlülükleri çıkartmamız ve buna kamu mevduatı hesaplarını eklememiz yeterli. Swap hariç net rezervi hesaplayabilmek için net rezervlerden altın ve dolar swaplarını çıkartmamız gerekiyor. Nisan 2021 için karşımıza çıkan rakam 49.431.592,13. Fakat 2013 yılının mayıs ayında swap hariç net rezervimiz 56.459.674,27 milyar dolardı. Kamu mevduatlarını hesabın içerisinden çıkarttığımız zaman açıkça 130 milyar dolarlık bir rezerv erimesinden bahsedebiliyoruz (TCMB,2021). Daha önce de dediğimiz gibi bu verilerin tamamı merkez bankası internet sitesinden alınan veriler olup meraklısı için aynı sonuçlara aynı metot uygulanarak ulaşabilir. “Fakat 128 milyar dolar nerede?” sorusu aslında daha önemli bir problemin artçısı olma niteliğine sahip.

Türkiye’de kurumlar bazı genetik problemler dolayısıyla kronikleşen sorunlara sahipler. Toplumun zihnindeki “devlet” algısının bu genetik olarak tanımlanabilecek problemlerde büyük bir etkisi var, zira Merkez Bankası gibi kurumlar doğaları gereği özerk olmalılarken toplumsal zihin bu kurumu ve benzeri kurumları spektrumun neresinde konumlandırması gerektiği konusunda açıkça tereddüte sahip. Örneğin, Merkez Bankası yapısı gereği devlet kurumu benzeri bir imaj çiziyor olmasına rağmen bankanın resmi olarak hükümet müdahalesinden azade kararlar alması gerekmektedir. Fakat iç içe girmiş devlet ve hükümet nosyonları bu vizyonu gerçekleştirilmesi zor hale getirmektedir (Acemoglu & Robinson, n.d.). Sonuç olarak hükümet ve siyasi ajanlarla organik bağa sahip kurumlardan bahsetmemiz mümkün hale gelmiştir.

128 milyar dolar dışlayıcı ve işlevsiz hale gelmiş, siyasetle organik bağa sahip kurumların yarattığı problemlerin yalnızca bir tanesidir bu bakımdan önemsiz olmasa dahi daha önemli bir sorunun yalnızca semptomudur. Fakat tedavi edilmesi gereken şey ateş yahut öksürük değil, hastalığın kendisidir. Semptom değil hastalık iyileştirilmelidir.

Evet 128 milyar dolar gerçekten erimiştir fakat bu, kurumların dışlayıcılığının yüzlerce örneğinden birisi olması bakımından daha önemli hale gelmektedir. Yalnız, kurumların dışlayıcı olduğunu anlamak dışlayıcılık sıfatının kurumlar üzerinde ne tarz etkileri olduğunu anlamamıza yardımcı olmayacaktır. İkinci sorumuzun cevabı ise buradadır, kapsayıcı yahut dışlayıcı olmak kurumlar bağlamında ne anlama gelmektedir?

Kapsayıcı kurumlar, Daron Acemoğlu ve Robinson tarafından, hükümet gücü yasalar tarafından etkili bir biçimde sınırlanan, bütün vatandaşlarına eşit davranan, ifade özgürlüğünü kısıtlamayan, yasama ve yargı bağımsızlığını etkilemeyen ve dolayısıyla demokratik olan kurumlara verilen isimdir(Acemoglu & Robinson, 2013). Dışlayıcı kurumlar ise matematiksel olarak tam anlamıyla kapsayıcı kurumların değilidir. Fakat kurumların ekonomik verimlilikle olan ilişkisi nedir? Demokrasinin ve demokratik kurumların hepimiz için iyi olduğu aşikâr fakat demokrasi ve azaltılmış hükümet gücünün ekonomik büyümeyi negatif yahut pozitif yönde etkileyeceğine dair tartışma sürmeye devam etmekte. Bu noktada 128 milyar dolar önemli ve ders çıkarılması gereken bir kıssa. Örnekte de görülebileceği gibi sınırlanmamış hükümet gücü kurumların yapısında bir kontrolsüz büyüme yaratarak kurumların yapısını bozmakta ve böylece ekonomik verimlilik düşmektedir.

Sonuç olarak 128 milyar dolar meselesi bir semptomdur. Semptomlar iyi dinlenmelidir fakat sorunun kök sebebi iyileşmeden semptomların iyileşmeyeceği her zaman aklımızda olmalıdır. Büyük problemlerimizden biri kurumlarla alakalı sahip olduğumuz genetik rahatsızlıktır. Bu genetik rahatsızlığın tedavisi ise ancak kurumların yapısında ciddi bir revizyona gidilmesi ile mümkün olabilir. Fakat bu, siyasi iktidarın çıkarlarıyla çarpışma ihtimali olduğu için ne yazık ki yapılması zor bir hamle olabilir. Fakat unutmamak gerekir ki sağlıklı olmak, istemediğimiz halde spor yapmayı gerektirse de uzun vadede yaşamak için ihtiyacımız olan şey de budur.

KAYNAKÇA

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Acemoglu, D., & Robinson, J. (2013). Why nations fail. London: Profile Books.

Acemoglu, D., & Robinson, J. The narrow corridor.

Kapak Görseli: Unsplash
avatar

Yazar Kasım Dilşat

Ekonomi, finans, merkez bankacılığı, yapay zeka, şiir, müzik, film, motosiklet

blank

Amerika’ya Reddiye

blank

Sancılı Demokrasi