in

Neoliberalizm Nedir?

Kapitalizmin tarihsel süreci içinde aldığı bir form olarak neoliberalizmi; 1945 sonrası oluşturulan yeni dünya düzeninin (Bretton Woods Sisteminin) çökmesiyle birlikte, mevcut “refah devleti” politikalarının sonlandırılması, yani, temelde kamu harcamalarının kısılması ve kurumlarının özelleştirilmesi ile yerel ekonominin uluslararası ekonomiye eklemlenmesi ile belirginleşen, Birleşik Devletler’de Reagen, Britanya’da Thatcher’ın politikalarıyla adeta formülleştirilmiş ekonomik düzen olarak tanımlayabiliriz. Eğer bu düzen tarihin ilerleyişi içinde karşımıza çıkan dönemlerden biriyse; ortaya çıkışının belli sebepleri ve dünyanın geri kalanına ihracının belli dinamikleri, her ülkenin uluslararası ekonomiye entegre olması hikayesinde kendine has aktörleri ve iç işleyişi vardır. Bu yazıda neoliberalizmi, emek-sermaye ilişkilerinin ve kurumların değişimini merkeze alarak tarihsel süreç içinde anlamaya, genel bir çerçevesini çizmeye çalışacağım.

Ekonomi politikaları çoğu zaman bir önceki politikanın sebep olduğu krize çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Neoliberalizmi anlamak için de önce Keynezyen politikanın krizine bakmamız sistemi daha isabetli anlamamıza yardımcı olabilir. 1930 sonrası uygulanmaya başlanan bu politikalar, 1944 Bretton Woods Konferansında revize edilmiş, 30’lardaki kur savaşlarına son vermek amacıyla sabit kur sistemine geçilmişti. 2. Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkımı; devletin eğitim, sağlık, ulaşım, alt yapı gibi hizmetlere dahil olması ile iyileştirilmesi amaçlanmıştı. İşte bu talep yönlü ekonomi politikalarında öncelikli hedef işsizliğin önlenmesi ve büyümeydi. 1945-60 arası dönem, bu politikaların başarıyla uygulandığı, kapitalizmin altın yılları olarak bilinir. Bundan sonraki dönemde sermayenin karlılığının azaldığını görüyoruz ki genel olarak 2. Dünya savaşı sonrası dönem uluslararası ticaretin de az olduğu dönemdir. Bu noktada şunun altını çizmemiz gerekir ki Keynezyen politikanın girdiği kriz aynı zamanda sermayenin yayılamama krizidir. İmkânsız üçlü olarak bilinen sabit kur sistemi, sermeyenin serbest dolaşımı ve bağımsız ekonomi kararlarının aynı anda bulunamaması durumunda, 1971 yılında ABD’nin sabit kur sisteminden çıkarak dalgalanan kura geçtiğini görüyoruz.

Sonuç olarak girilen krizin reçetesi, ulusal ekonominin uluslararası ekonomiye entegrasyonu; ekonomik istikrarsızlığın sebebi ise devletin “hantal” işleyişi ve verimsiz üretimiydi.

Margaret Thatcher ve Ronald Reagan Beyaz Saray’da

Öyleyse çözüm, devletin hizmet ve ürün üretiminden elini çekmesi dolayısıyla alınan vergilerin azaltılmasıydı. Düşük vergi, beraberinde daha fazla yatırımı getirecek, özel teşebbüsle verimlilik artacak ve büyüme sağlanacaktı. Arz yönlü ekonomi politikalarında temel motivasyon üretimin artması ve dolayısıyla ihracatın artmasıydı, bunun önündeki engellerin kaldırılması ve sermaye sahiplerinin özel mülkiyetinin korunması ise devlete düşen yegâne görevdi. Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ile aslında emek-sermaye ilişkileri de değişime uğradı. Emek piyasasının esnekleşmesi, yani işin geçici ve şarta bağlılığı (sözleşmeli işe alım), ile emeğin sömürüsünün yasal zemini hazırlandı. Bu sebeple sendikaların pazarlık gücü zayıfladı, ücretler düştü. Keynezyen politikaları sermaye-emek uzlaşısı olarak kabul edersek bu ilişkinin sermayenin emek hegemonyası olarak değiştiğini söyleyebiliriz.

Bu yeni ilişki 3. Dünya ülkelerinde çok daha sert bir şekilde kendini gösterdi. Kayıtlı ekonomide emek piyasası esnekleştirilmemiş gibi, taşeronun da arttığını görüyoruz. Yani sermaye, yerel burjuvazi aracılığıyla iş gücü ücretinin düşük olduğu ülkelere gelirken yanında eşitsizliği ve adaletsizliği de getirdi. Bu ülkelerin uluslararası ekonomiye eklemlenmesi de ABD, Kuzey Avrupa, Japonya gibi sanayi gelişimini tamamlamış ülkelerin dünyanın geri kalanına neoliberal politikaları dikte etmesi şeklinde ve çoğu zaman sorunlu olarak gerçekleşti. Örneğin Türkiye’de 24 Ocak kararları olarak bilinen neoliberal politikalar kabul edilmiş fakat uygulanamamış, kararların yegâne uygulayıcısı ise ordu olmuştu. Darbe sonrasında Vehbi Koç’un Kenan Evren’e “emrinize amadeyim” mektubu bir tesadüf müdür?

Başka bir örnek olarak Latin Amerika ülkelerinde 1980’li yıllarda neoliberal politikaların borç krizi sebebiyle aldırıldığını, üretimlerinin arttığını fakat büyümenin gerçekleşmediğini görüyoruz. Bunun yerine olan, ülkelerin zenginliğinin uluslararası kapitalist sınıfın mülkiyetine geçmesiydi. Bu noktada şunun da altını çizmek gerekir ki ekonomide kötüye gidişin sebebi kuzey-güney ayrımından değil, uluslararası sınıf ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.

Neoliberal politikalar sonucunda bugün gelinen nokta artan adaletsizlik, zenginliğin eşitsiz dağılımı, artan taşeronlaşma ve yoksulluğun derinleşmesi sayılabilir. Kapitalist sistemde devletin ekonomideki rolünü iki ucunda karma ekonomi ve serbest piyasa ekonomisi politikalarının bulunduğu bir sarkaç gibi düşünürsek neoliberalizmin krizini sarkacın öte ucunun (şimdilik) çözeceği sonucuna varabiliriz. Fakat bu çözüm, kapitalizmin çelişkilerinden doğan kriz gerçeğini değiştirmeyecektir. 

Kaynakça

  1. Aylin Topal- Ulusal Kalkınmacılıktan Küresel Neoliberalizme Anti emperyalizm: Latin Amerika Deneyimi
  2.  David Kotz- The Rise and Fall of Neoliberal Capitalism
  3. William Robinson- Global Crisis and Latin America
  4. The Guardian 

 

avatar

Yazar Ceren Özgün

1998 Kadıköy doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okuyorum, son sınıfım. Bir yandan da İngiliz Edebiyatı bölümünde yan dal yapıyorum.

blank

The Vox Populis: Quiz 2020

blank

COVİD-19 İle Gelen Yeni Teknoloji