in

21. Yüzyılın Dâhisi Elon Musk ve Onun Uzay Hayalleri

“Sizce ben deli miyim?”

  Hayatınızın ortalarında daha ilk işinizden çeyrek milyar dolar kazansanız ne yaparsınız? Miami’ye yerleşip geri kalan ömrünüzü çalışmadan lüks içinde mi geçirirsiniz, yoksa maliyeti düşük roketler yapıp uzaya mı gidersiniz? Eminim yüzde doksan dokuzumuza Miami hayali daha cazip gelir ama o, yüzde birlik kısımda. Zaten ona deli pardon dâhi dememizin sebebi bu değil mi?

  Güney Afrika’da model bir anne ve mühendis babadan dünyaya gelen Elon Musk daha 10 yaşında kendi kendine programlamayı öğrendi ve 12 yaşında yazdığı oyunu 500 dolara satıp ilk parasını kazandı. Her yazılımcı gibi onun da hayali Amerika’ya yerleşmekti. Amerika’dan: “Orası muhteşem şeylerin mümkün olduğu yer.” diye bahsediyordu. 17 yaşında Güney Afrika ordusu askerlik için çağırdığında da önce Kanada sonra hayalindeki ülke Amerika’ya yerleşmişti. Amerika’da ekonomi okurken yan daldan da fizik okudu ve aynı anda iki üniversite bitirdi. Daha sonra enerji bölümünde doktoraya başladı; fakat o zamanlar, 90’larda bütün dünyada internet birden patlamış, odak kaynağı haline gelmişti ve Elon Musk’ta daha doktoraya başladıktan iki gün sonra okuldan ayrılıp internete yöneldi. İlk şirketini de bu dönemde erkek kardeşi ile birlikte kurdu. Daha kurulalı 4 yıl olmasına rağmen yazdıkları internet sitesi o kadar popüler oldu ki 340 milyon dolar civarına sattılar.  İşte bütün her şey bundan sonra başladı. Dâhimize göre gelecek üç alandaydı: internet, yenilenebilir enerji ve uzay. İnternet yatırımlarına her zaman devam etti ve hala da devam ediyor. Peki Uzay? Şimdi siz yatırımcısınız ve bir girişimci size geliyor diyor ki; ben uzaya gideceğim siz de beni fonlayacaksınız, karşınızdaki kişi için ne düşünürsüz? Durun siz söylemeden ben cevap vereyim: “Deli!” Peki, senaryoyu biraz değiştirelim ve o kişi size gelse ve dese ki ben maliyeti düşük tekrar tekrar kullanılabilen roketler yapacağım ve bu roketler ile ticari taşımacılık yapacağım ve siz de beni fonlayacaksınız. Peki, şimdi ne düşünürsünüz? “Dâhi!” Bütün dünya SpaceX firmasını geri dönebilen roketlerle tanıdı; ama ben o firmayı başındaki adamın şu sözleri ile tanıdım:

“Mars’a ulaşmak değil Mars’ta ölmek istiyorum”

 Dünya 60’ların sonunda ay hedefini gerçekleştirdikten sonra herkes gözünü Mars’a çevirdi. O zamanlar Apollo programında çalışan bir mühendis günümüzde şu sözleri söylüyor: “Apollo 11 görevi için roketi dünyadan fırlatırken bana deselerdi ki 50 yıl sonra bu rampadan Mars için roket fırlatacaksınız şaşırmazdım çünkü o zamanlarda uzay alanında teknoloji çok hızlı gelişti ve gelişmeye devam ediyordu.” Ama gelin görün ki Sovyetlerin dağılması ile Amerika’nın rakibinin kalmaması NASA’nın bütçesini çok fazla etkiledi ve 2000’li yıllarda NASA can çekişir hale geldi. Bugün ise dünya bir kez daha gözlerini yukarı çevirip Mars’a gitmenin hayalini kuruyor ama nasıl? Gelin biraz Elon Musk’ın perspektifinden bakalım bu duruma.

  Uzay uçuşları için en büyük sorun roket maliyetleri. Aslında uzay uçuşlarında gördüğünüz o koca cüsseli roketlerin büyük bir kısmının tek bir amacı vardır o da yer çekimini yenip kargosunu uzayın dışına bırakmak. Yer çekimine karşı kuvvet oluştururken muazzam derecede bir karşı itki güç oluşturmak gerekir işte roketlerde bu karşı itki gücünü oluşturabilmek için o koca cüsselerinin dörtte üçünde yakıt bulundururlar. SpaceX’e kadar bu işi yapan devletler uzaya kargoyu götürüyor daha sonra da kullanılan o roketlerin ya atmosferde yanmasına ya da okyanusta parçalanmasına göz yumuyordu. Ama Elon Musk geri dönebilen roket fikri ile uzay taşımacılığının bu kadar pahalı olmasına neden olan roket masraflarını minimum seviyelere çekti. Ayrıca bu dâhiyane fikri sayesinde Musk şuan uzay taşımacılığı pazarının neredeyse tamamını da elinde tutuyor ve bu sayede Mars hayali için SpaceX firmasını muazzam bir şekilde fonluyor. 

  Mars’a gitmek öyle Ay’a gitmek kadar basit değil. Çünkü oraya insan göndermeden özel sistemler ve robotlar gönderip oraya en azından ilk ayak bastığımızda ve sistemleri kurana kadar insanların yaşayabileceği yaşam alanlarının kurulması gerekir. Yine ilk astronotları gönderdikten sonra da birçok malzeme sistem göndermek gerekiyor. Bu da dünya üzerinden binlerce roket uçuşu demek. Eğer siz her kullandığınız roketi ilk uçuşta çöpe atarsanız masraflar tahmin edilemeyecek seviyede yüksek olur. İşte Elon Musk, Falcon roketleri ile bu durumu çözdü. SpaceX firması şu an aktif olarak iki roket sistemi kullanıyor. Bunlardan biri Falcon 9 roketi diğeri ise Falcon Heavy diye adlandırdıkları daha büyük kargoları uzaya ulaştırmak için kullanılan roket. SpaceX firması daha kurulalı 6 yıl olmasına rağmen 2008 yılında Falcon 1 roketi ilk başarılı uçuşunu yaptı. Falcon1 roketi Malezya’ya ait Razak Sat uydusunu başarılı bir şekilde yörüngeye ulaştırdı ve bu roketin beşinci fırlatışını takiben kullanımı durduruldu. Falcon 1 roketi dünyanın özel sermaye ile geliştirilmiş roketi unvanına sahip. Falcon 1 roketinin çalışmaları devam ederken SpaceX, Falcon 1 roketinden edindikleri deneyimlerle Falcon 9 roketi üzerinde çalışmalara başladı. Falcon 1 roketi Falcon 9 roketine göre deneysel bir çalışmaydı. Falcon 9 roketi ilk test uçuşunu 2010 yılında gerçekleştirdi. İlk modeller tekrar kullanılabilir ama Elon Musk için o tarihi uçuş 2015 yılında gerçekleşti. 2015 yılının aralık ayında Falcon 9 roketi başarılı bir şekilde kalktı görevi olan uyduyu yörüngesine bıraktı ve daha sonra 20 metre çapındaki platformuna dikey bir şekilde indi. Dünya uzay tarihi için dönüm noktası olan uçuş 2002 yılında yola küçük bir bütçe ve küçük bir ekip ama büyük hayallerle başlamış Elon Musk’a dünyanın üç süper güç devleti ile olan yarışında zaferi verdi. Onca başarısız deneme, harcanan milyarlarca dolar paraya rağmen Elon Musk yine kazanmıştı. Mars hayaline bir adım daha yaklaşmıştı. 

  Bir tane roketin geri dönmesini sağlayan SpaceX için şimdi çözmesi gereken sorun birden fazla roketi bir uyum içinde aynı anda yuvaya geri dönmesini sağlamak. SpaceX firmasının bir diğer roketi olan Falcon Heavy roketi iki yan bir taşıyıcı roketten oluşmaktadır. Daha büyük ve daha ağır kargoları taşımak için geliştirilen bu roket belirli bir yüksekliğe ulaşınca iki yan roketler ayrılıyor, uyum içinde dönüş pozisyonlarını alıyorlar ve aynı anda kendileri için belirlenen platformlara inişlerini gerçekleştiriyorlar. Bu arada taşıyıcı rokette belirli bir süre daha yükseliyor kargosunu bıraktıktan sonra ayrılıyor ve okyanus üzerinde bir yüzer drone olarak hazırlanmış platformuna iniyor. İlk uçuşunu 2018 yılı şubat ayında yapan Falcon Heavy roketi bu uçuşunda yüzde yüz başarı sağlayamadı. Yan roketler ayrıldıktan sonra başarılı bir iniş gerçekleştirdi fakat taşıyıcı roket okyanus üzerindeki platforma başarılı şekilde inemedi. Bu uçuşta SpaceX firması başarılı da bir PR (Piar) çalışması yaptı. Falcon Heavy roketine 2019 yılında piyasaya çıkacak olan Tesla Roadster model bir araç yerleştirdiler ve uzaya gönderdiler. Bir süre dünya yörüngesinde daha sonra da marsa doğru yol alacak Tesla ile Elon Musk bir sonraki yıl piyasaya çıkacak elektrikli arabalarının da reklamını yaptı. Bir ay geçmeden yeni bir test uçuşu yapıldı ve Falcon Heavy roketi yüzde yüzlük bir başarı gösterip yan roketleri ve taşıyıcı roket platformlarına sağ salim indi. 

  Roket biliminde mükemmeliyetçilik kavramı yoktur. Roketlerin kalkış çalışmalarının ortalama yüzde yirmisi başarısız olmuştur tarih boyunca. Bu başarısızlık riski yenilikçilik ile doğru orantılıdır. Siz bir roket çalışmasında ne kadar yenilikçi düşünceler üzerinde çalışırsanız başarısızlık riskiniz o kadar artar. Elon Musk roket çalışmaları hakkında konuşurken şu sözleri söylüyor: “Şirketi ilk kurduğumda kendi kendimi teselli ettim nasıl olsa elimde üç başarısız deneme yapacak kadar para var ve ilk üç denememizde başarısız oldu ama pes etmedik, dördüncü deneme için para bulduk ve bu denemede başardık. Ve şunu fark ettim, roket bilimi başarısız olunarak başarılı olunacak bir bilim. Bu dördüncü Falcon 1 denemesi bizi Falcon 9 ve Falcon Heavy’e ulaştırdı ve biliyorum ki bu başarısızlıklar zinciri bizi Mars’a ulaştıracak.” Belki de o üçüncü başarısızlıktan sonra etrafındaki insanlara kulak verseydi ve pes etseydi bugün bu yazıyı yazmıyordum. 

  Elon Musk sadece SpaceX’de değil her işinde riskler aldı ve bu risklerin üstünden geldi. Çünkü onun amacı para kazanmak değil, para kazanmak istese yatırımlarını internete yapmaya devam ederdi çünkü internet onu kısa sürede milyarder yaptı. Elon Musk, Tesla’ya yatırım yaptığında insanlar ona: “Büyük risk aldın, bütün paranı kaybedeceksin, paranı sokağa atma.” diyerek karşı geldi. Ama Elon kulaklarını tıkadı, hayallerinin ve ideallerinin peşinden koştu. O dönemlerde Amerika için elektrikli otomobil denildiğinde insanların zihninde  tatlı, küçük objeler canlanırdı. İnsanlar elektrikli otomobillerin yeteneklerini gördüklerinde onu takdir ediyorlar ama günün sonunda 6 silindirli otomobillere paralarını harcıyorlardı yani elektrikli otomobiller ne Amerika ne de dünya pazarında hiçbir zaman piyasa bulamamıştı. Ama Elon Musk, Tesla’nın CEO’su olduktan sonra elektrikli otomobil kavramını yeniden çizdi. O küçük, yavaş, araçlar yerine; 100 kilometreyi 3-4 saniyelerde çıkan, havalı spor modellere dönüştürdü. Kısa süre içinde Amerika ve dünyada elektrikli otomobil algısını tamamen değiştirdi ve pazarın büyük çoğunluğunu eline aldı. Bugün Tesla Motorlarının web sitesinden ya da şirketine gidip bütün gizli haklar ve patentler hakkında bilgi alıp isterseniz onları hiçbir yaptırımla karşılaşmadan kullanabilirsiniz. İlk zamanlar herkesin kafasında soru işaretleri oluştu neden bunu yapıyor, Elon Musk ise durumu şu şekilde açıklıyor: “Deliklerle dolu bir gemideyiz ve bu gemi su alıyor. Biz Tesla Motorları olarak bu suyu boşaltan bir kova tasarladık, siz olsanız bu kovanın tasarımını diğerlerine vermez misiniz?

  Ankara’dan İstanbul’a uçtuğunuzu düşünün, uçuş bittikten sonra havayolu şirketi o uçağı çöpe atsa sizce bilet fiyatları ne kadar olur? Bu zamana kadar uzay çalışmaları bu şekilde yapılıyordu. Roket fırlatılıyor, kargosunu uzaya bırakıyor daha sonra serbest bir şekilde atmosfere sokulup yanıp yok olmasına izin veriliyordu. Bu güne kadar diyorum çünkü SpaceX ilk Falcon 9 roketini sağ salim indirdiğinde bu durumu tamamen değiştirdi. Bir roketin uzaya uydu göndermesi 60 milyon dolar, roketi uzaya gönderirsiniz görevini yapar ve yok olmasına izin verirsiniz hem 60 milyon dolar hem roket birlikte yok olur. Peki aynı roketi 1000 defa farklı görevlerde kullansanız bu görevlerin maliyet ne olur? 60 bin dolar. İşte SpaceX bunu yaptı maliyetleri birden bin kat düşürdü. Ama başta da dediğim gibi Elon Musk’ın öncelikli amacı para kazanmak değil, onun asıl amacı Marsa gitmek ve orada ölmek. O bu kutsal hayalini şu şekilde tanımlıyor: “Dünyadaki medeniyet aslında çok savunmasız, ya birden çok gezegende yaşayan uzay yolculu yapan bir medeniyet olacağız ya da nihayetinde bir yok oluş faaliyetine kadar tek bir gezegende tıkılıp kalacağız.” Bu hayalini gerçekleştirirken onca sıkıntıya rağmen her anında ayrı zevk alıyor. Falcon Heavy’nin test uçuşunda uzaya Tesla Roadster göndermeden önce şöyle diyor: “Yeni bir roketin test fırlatması yapılırken uzay sektörü aslında çok sıkıcı olur, tam anlamıyla bir beton bloğu fırlatırlar. İyi bir test fırlatmasını neden beton bloğu ile ziyan edelim ki, Mars yörüngesine gönderebileceğimiz en eğlenceli şey nedir? Önerilere göre; “herkes en heyecan verici şeyin uzaya bir araba göndermek olduğunu söylemiş, torpido gözüne ve bagajına ilginç şeyler koyup, paniğe kapılmayın yazan bir pankart istiyoruz dediler. Tıpkı Otostopçu’nun Galaksi Rehberi’ndeki gibi.” 

  Dünya bu boyutlarda, bu tipte ve bu yenilikte bir roket daha önce fırlatılmamıştı. Falcon Heavy bu anlamda ilk olacaktı, bundan dolayı bir sürü risk ve stres barındıran bir uçuştu. Bütün bu stres, sıkıntı, kaygı ve korkuya rağmen Elon Musk yaptığı işi bu kadar eğlenceli bir hale dönüştürmüştü ve bundan da zevk alabiliyordu. Başarılı olmasının nedenlerinden biriside bu bence. Elon Musk PR (Piar) çalışmasının yapıldığı bu test uçuşunun devam ettiği anlarda, yan roketler geri dönmüş, ana taşıyıcı roket yoluna devam ederken haritadan çocuklarına roketin yer konumunu gösteriyor ve ağzından şu kelimeler dökülüyor; “görüyorsunuz demi çocuklar bu kadar kısa sürede nereye gelmiş, işte bu gelecekteki hızlı seyahat yöntemi.” Bu sözler alelade söylenmiş kelimeler değil…

  Elon Musk, gözünü Mars’a dikmişken dünyada da yapmak istediği hayalleri var uzay alanında. Uzayı, uzayın yer çekimsiz ortamını ve tekrar kullanılabilen maliyeti düşük roketleri ile ulaşım sürelerini kısaltmayı planlıyor. Uçakla 20 saatte gidebildiğiniz yerlere, Elon Musk’ın roket teknolojileri ile 20 dakikada gidebileceksiniz. Elon Musk uzay taşımacılığında pazarı eline aldı aynı şekilde hava taşımacılığında da bunu planlıyor.

  Peki ya uzay gemisi? Tamam, Musk tekrar kullanılabilen ve maliyeti düşük roketler ile hayaline bir adım yaklaştı ama mekik problemini nasıl çözecek? Mars yolculuğunun en büyük problemlerinden birisi 5, 6 yıllık bir yolculuk olması. Bu yolculukta maruz kalacağınız radyasyon, irili ufaklı asteroitler, uzayın yarattığı fiziksel etkiler ve bir sürü başka sorunlar. Bu anlattıklarımdan etkilenmeyecek dayanıklı mekikler üretmek çok zor değil aslında ama o zaman da ortaya ağırlık problemi çıkıyor. Uzay yolculuğunun belki de en büyük problemi. Hem dayanıklı hem de hafif gemiler yapmak. Musk’ın bir sorunu daha var aynı zamanda ucuz gemi yapmak istiyor. Musk şu şekilde anlatıyor durumu: “Şu an uzay mekiklerinde kullanılan karbon fiberin kilogramını 135 dolara alıyorsunuz, fabrikada işlerken onun yüzde otuz beşini ıskartaya ayırıyorsunuz ve o malzemenin maliyeti size 200 dolar oluyor. Daha sonra onu işleyip kalkanlar ekledikten sonra (bu kalkanlar için özel seramik malzemeler kullanılıyor ki bu seramik malzemeler hem maliyeti hem ağırlığı arttırıyor) maksimum 400 derecelere kadar dayanabiliyor.” Ayrıca bu karbon fiber yada alüminyum malzemeler,  eğer içi boşsa yani yakıt ile belirli bir kısmı doldurulmaz ise durduğu yerde içine çöküyor sanki kâğıttan bir şato gibi pörsüyor. Bu durum da Elon Musk’ın planlarına uymuyor çünkü o roket Mars’a indikten sonra uzun süre astronotların evi olacak aynı zamanda gezegene ilk gidildiğinde yaşanacak kapsüllerin, sistemlerin kurulması uzun sürecek. Ve emin olun evinizin içinde kullanılmayan pasif halde bekleyen ve dünyanın en tehlikeli maddesi ile yaşamayı istemezsiniz. Ayrıca dayanıklılıkları çok düşük olan bu malzemeler Elon Musk’ın tekrar kullanılabilir mekik hayallerini de suya düşürüyor. Şimdi ortada bir paradoks var ya dayanıklı ağır bir mekik ya da hafif pahalı ve dayanıksız bir mekik. Uzay çalışmaları konusunda geleneklere uymayan SpaceX tabiki de ikinci seçeneği seçti. Elon Musk dayanaklı, ucuz ama ağır mekiklerini üretmek için 301 kalite çeliği seçti. Yanlış duymadınız çelik! Musk uzaya çelik gönderecek; çelikten bir uzay gemisi. Karbon fiber gemiler daha dayanıklı olması için genelde dört katmanlı bir yapıda oluşur, bu durum maliyetlerin de artmasına neden olur. Ama çeliğin maliyetini ve faydasını Elon Musk şu şekilde açıklıyor: “ Kilogram başına sadece 3 dolar ve karbon fiber mekikler bütün işlemlerden geçtikten sonra maksimum 400 derece sıcaklıklara dayanırken çelik mekikler bütün işlemlerden geçtikten sonra 1500- 1600 derce sıcaklıklara kadar dayanabilecek.” Ayrıca çelik işlenmesi ve üretilmesi karbon fiber malzemeye göre daha kolay ve daha hızlı. Çelik, dünya üzerindeki en dayanıklı malzemelerden olduğu için katmanlı bir yapıda yapılmasına gerek yok. Hepimiz çeliğin karbon fiber malzemeye göre daha ucuz ve daha dayanıklı olduğunu anladık. Peki, dâhi girişimcimiz ağırlık problemini nasıl çözmüş? Tabii ki de her zaman olduğu gibi kendi yöntemlerine göre, denenmemişleri deneyerek. Karbon fiber gemilerde özellikle dünya atmosferinden çıkarken ve girerken büyük bir ısı sorunu yaşanıyor. Bu ısı sorununu çözmek için mekiklerin atmosferle temas eden bölümlerinde aşırı pahalı ve ağır seramik malzemeler kullanılır. Ve bu ısı kalkanları yani seramik malzemeler tek kullanımlıktır bu da geminin içinde geminin üzerindeki seramiklerden daha fazlasını taşıması gerektiği anlamına gelir. Ama Musk’ın yekpare çelik gemisinin böyle bir sorunu yok. Burada SpaceX yine denenmemişi deneyip gemiyi terleterek atmosfer giriş ve çıkışlarındaki aşırı ısınma problemini çözmeyi planlıyorlar. Geminin içine ayrıca yakıt tankları yapılmayacak. Geminin yakıtını geminin çevresinde muhafaza edilecek. SpaceX mühendisleri mekikte yakıt olarak sıvı metan kullanacaklar. Mekik tasarlanırken iki katmanlı bir şekilde tasarlanmış. Buna göre dış katman ve iç katman arasında boşluklar olacak ve bu boşlukları da geminin yakıtı olan sıvı metanla dolduracaklar. Geminin atmosfere temas edecek bölümlerine ise nanoteknoloji kullanılarak mikro gözenekler yapacaklar ve gemi atmosfere girip ısıyla temas etmeye başlayınca bu gözeneklerden sıvı metan püskürtülerek geminin etrafından bir sıvı kalkan oluşturulacak. Ayrıca geminin çevresindeki sıvı kalkan rolü üstlenecek yakıt mürettebatı da uzaydaki bilinmeyen radyasyondan koruyacak. Bu dâhice fikirler sayesinde yıldız gemisinde ekstra yakıt tankları, ekstra soğutma sistemlerine, ekstra kalkanlara ihtiyaç kalmıyor ve ağır dediğimiz çelik bir anda dayanıklı yapısı ve maliyeti düşük olması sebebiyle avantaja dönüşür. Her zaman olduğu gibi yine SpaceX mühendisleri kazan-kazan yöntemi ile diğer insanlar için büyük görünen sorunları avantaja çevirmiş durumda.           

  Mekiğin sorununu da bu şekilde çözmeyi planlayan Elon Musk için önünde herhangi bir sorun kalmıyor. Hep birlikte gelecekte izleyip göreceğiz. Elon Musk, Mars’a gidebilecek mi? Ama içimden bir ses diyor ki Elon bu hayalini gerçekleştirecek ve bunu da öyle çok uzun bir zaman sonra değil…

Kaynakça

Biography
Britannica
SpaceX
Space
Khosann
National Geographic
avatar

Yazar Şaban İbrahim Göksal

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

blank

Nietzsche ve Sartre’ın İnsanların Ahlak Anlayışları Üzerine Düşünceleri

blank

Afrodisias’ın Renkli Sırları: Antik Kentin Keşfi Üzerine Bir İnceleme