in

Prof. Dr. Mehmet Cindoruk ile Covid-19’a Gastrointestinal Bakış Açısı

  Dünya son aylarda tarihi olarak nitelendirilebilecek bir süreçten geçiyor. Gittikçe küreselleşen, gelişen ve teknolojiye son sürat ayak uyduran ülkeler günümüzde adeta bir kabus yaşıyorlar. Bu kabusun adı pandemi. Pandemiye karşı ön saflarda mücadele edenler ise şüphesiz ki sağlıkçılar ve bilim insanları. Bizler de bu röportajımızı mücadelenin ön saflarında yer alan ve alanında oldukça deneyimli bir hekim olan Prof. Dr. Mehmet Cindoruk ile gerçekleştirdik. Kendisini kısaca tanıtacak olursak; Prof. Dr. Mehmet Cindoruk, 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun olmuştur. 1987-1989 yılları arasında Erzurum’da mecburi hizmetini tamamlamıştır. Sonrasında ise Ankara Dışkapı SSK Hastanesinde 4 yıl görevde bulunarak iç hastalıkları ihtisasını bitirmiş, uzman olmuştur. Devamında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji kliniğinde 3 yıllık bir eğitim almış ve bu alanda da uzmanlaşmıştır. 2005 yılında ABD Chicago/Madison’da karaciğer transplantasyon ünitesinde observer olarak çalışmıştır. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2004 yılında doçentlik unvanı almıştır. 2010 yılında aynı kliniğin kadrosunda profesör olarak yer almıştır. Aynı zamanda bu unvanı ile öğretim üyesi olarak da görev almaktadır. Mehmet Cindoruk, 2010 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniğinde profesör unvanı ile çalışmanın yanı sıra, kendi muayehanesini de açarak meslek hayatına devam etmiştir. Prof. Dr. Mehmet Cindoruk’un ulusal ve uluslararası birçok yayını bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye’de ilk olarak teşhis ve tedavi amaçlı kullanılan ‘Endoskopi Ultrasonografi’ yöntemi hakkında basılmış atlası ve bu konuda onlarca makalesi mevcuttur. Uzun yıllar Türk Gastrointestinal Endoskopi Dernek Başkanlığını yürütmüş ve Türk Gastroenteroloji, Türk Hepatobilier, Motilite ve Karaciğer Dernek üyelikleri vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

– ACE2 adı verilen bir enzim için hücre yüzeyi reseptörleri yoluyla sindirim sistemimize girebileceği söylenmektedir. Ayrıca bu enzim için reseptörler gastrointestinal sistemde solunum sisteminden 100 kat daha yaygın olduğu gibi iddialar vardır. Yani tükettiğimiz bir besin ile Covid-19’a yakalanmamız mümkün müdür?

Bu virüs, aynı kendisine benzer eski tip SARS-CoV-2 ile benzer bir yapıya sahiptir. Eski tip koronavirüsünün bazı özelliklerini taşımaktadır. Bu virüsün ne yaptığına gelecek olursa ACE2 denilen reseptörler var.Solunum yolunda, karaciğer içerisindeki safra yollarında kolanjiosit dediğimiz safra yollarında ve aynı zamanda sindirim sisteminde bol miktarda ACE2 reseptörü vardır. Bu virüs, ACE2 reseptörünü kullandığı için bunun bulunduğu bölgeye yerleşiyor ve burada semptom yani belirti ve bulgular oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak da sindirim sistemine yerleştiğinde ishale neden olma ihtimali vardır. Fakat buraya yerleşmesi demek, doğrudan doğruya sindirim sistemi hastalıklarını ortaya çıkaracağı anlamına da gelmemektedir. Aynı zamanda burada dikkat edilmesi gerekilen husus yediğimiz yiyecekler. Yiyecekten geçtiğine dair bir bulgu veya kanıt yok ama yiyeceklerimizi tüketmeden önce çok iyi temizlenmesinde, çok iyi yıkanmasında fayda vardır. Yine altını çizmek gerekirse, sindirim sistemine yerleşmesine rağmen yiyecekle geçtiğine dair bulgu bulunmamaktadır. Daha çok burun veya ağız yoluyla solunum sisteminden alınan bir virüsün bir kısmı akciğere gidebilir bir kısmı da sindirim sistemine geçebilir. Yani direkt gıdayla geçtiğine dair henüz bir bulgu bulunmamaktadır.

– Wuhan’daki Tongji Tıp Koleji’ndeki Union Hastanesi’nde Covid-19 hastaları için hastane olarak belirlenmiştir ve buradaki doktorlar 206 hastanın bilgilerini analiz ettiler. Genel olarak, 48 hasta (% 23) sadece sindirim semptomları, 89 hasta (% 43) sadece solunum semptomları ve 69 hasta (% 33) solunum ve sindirim semptomları ile başvurdu. Sindirim semptomları olan tüm hastalar arasından (117 hasta), yaklaşık 67’sinde (% 58) ishal vardı ve bunlardan 13’ünde (% 20) hastalıklarının ilk belirtisi olarak ishal görüldü. Raporda, hastaların ishalinin ortalama bir ila on dört gün arasında sürdüğü belirtildi. Sindirim semptomları olan hastaların yaklaşık üçte birinde hiç ateş görülmedi. Sizlerin değerlendirmesine göre ishal gibi sindirimsel semptomlar başladığı zaman bir Covid-19 testi yapılması gerekir mi?

İshal, koronavirüsü vakalarının sadece %10’unda görülen bir semptomdur. Yani çok sık görülen bir semptom değildir. Fakat nedeni belli olmayan, her türlü araştırmaya rağmen ishali devam eden vakalara Covid-19 testi yaptırmakta fayda vardır. Çünkü bu mikrop aynı zamanda sindirim sistemi içerisine yerleşip, sindirim sisteminde de iltihaba bağlı ishal ya da bulantı, kusma yapabilmektedir. O yüzden uzun süredir ishal devam ediyorsa ve nedeni de belli değilse Covid-19 testi yaptırmakta fayda vardır.

– Yine Çin’de yapılan bir araştırmaya 73  SARS-CoV-2 ile enfekte hastanede yatan hastayı araştırıldıktan sonra % 53.4 hasta enfeksiyonun 1. gününden 12. gününe kadar dışkıda virüs açısından pozitif test edildi.  Önemli olarak, bu çalışmada, enfekte hastaların % 20’sinde solunum sisteminde virüs temizlendikten sonra bile dışkıda pozitif virüs vardı. Bu tekrardan enfekte olma riski doğurur mu veya hastalık açısından ne gibi sonuçlar doğurur?

  Bu virüs genelde daha önce söylediğim gibi yıllar önce tespit edilen SARS-CoV-2 denilen virüse çok benziyor. Bu virüs Covid-19’a %70-80 oranında kendine benzer özellikler teşkil ediyor. Bu virüsün dışkıda çıkıp çıkmadığına dair ortaya çıkmış net bir bulgu yok. Buna benzeyen eski virüs ile ilgili çalışmalar var. Bu çalışmalardan söz edecek olursak, SARS-CoV-2 taşıyan hastalar genelde pozitif olduğunda hastaneye yatırılıyorlar. Hastaneden çıkarken burundan alınan örneklere PCR ile bakılıyor.Virüs negatif olmasına rağmen bu hastalarda 30 gün sonra dışkıda virüsün hala pozitif çıktığı görülüyor. Yani burun örneğinde olmamasına rağmen dışkıda çıktığı fark ediliyor. Bu da şu soruyu akıllara getiriyor; Acaba dışkıdan bulaşır mı? Şimdi bununla ilgili çalışmalar yapmak gerekir. Kanıtlanmış çalışma olmamakla beraber yine de dışkıyla geçme ihtimali düşünülerek tuvalet temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Toplu tuvalet alanlarının kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum.

– Bildiğiniz üzere bir başarı örneği olarak gösterilen Güney Kore’de bir ikinci dalga endişesi yaşanıyor. Fakat dünyanın birçok bölgesinde sosyal yaşama dönüşler başlamış bulunmakta. Sizce başta ülkemizde olmak üzere ilerleyen dönemlerde olası bir ikinci dalga görüyor musunuz?

  Şu andaki bilgiler tam net olmamasına rağmen ikinci dalganın gelme olasılığı var. Çünkü sonbahar ve kış aylarının başlamasıyla beraber enfeksiyon sıklığında artış olabilir. Özellikle toplu yaşam alanlarının çok daha açılması ve herkesin biraz daha izolasyona, sosyal mesafeye ve maske kullanımına dikkat etmemesi sonucu hastaların sıklığında artışa neden olur. Bu artış da ikinci bir dalgaya neden olabilir. O yüzden her zaman sosyal mesafe iyi korunmalı. Aynı şekilde maske kullanımına dikkat ederek, toplu alanlardan işimiz yoksa hızlı bir şekilde uzaklaşarak, toplu alanlarda insanlara bulaşma riskini arttırmadan yaşamamız daha uygun olacaktır. Çünkü yaşadığımız bu salgının ikinci dalgası olabilir o yüzden dikkatli olmamız gerekir.

Görsel: unsplash.com/@fusıon_medıcal_anımatıon
– Birleşik Krallık öncelikle sürü bağışıklığı stratejisi izleyerek başarısız bir sonuç elde etti. Fakat ülkeler bugünlerde toplumu yeniden sosyal hayata ve ekonomiye döndürmeye başladı üstelik önümüzde de bir turizm sezonu var. Bazı uzmanlara göre toplumların mecburen uzun vadede artık bu stratejiye geçilmeye başlayacağını söylüyor. Sizin bu konuda öngörünüz nedir?

  Kuralların çok net uygulanmadan bütün toplumu enfekte edip ve dolayısıyla bütün toplumda enfeksiyona karşı direnç geliştirip, antikor geliştiği için artık ‘sürü bağışıklığı’ denilen şu sıralarda çok duyulan bu terimi Birleşik Krallık denedi ama sonuçta başarısız oldu. Orada ölüm oranları ve hastalığa yakalanma oranları çok yüksek çıktı. Bu yanlış bir politika, çünkü bütün insanların bu şekilde enfekte olup ve bunların hastaneye gitmesi, dolayısıyla da hastanede iş yükünü arttırması hastanede bu yükü kaldıracak sistemleri tamamen ortadan kaldıracaktır ve dolayısıyla birçok hastaya hastanede hizmet edilemeyecek hale gelinecektir. Yani bu durum hastanelerin bloke olmasına yol açacaktır. O yüzden sürü bağışıklığı ve bütün toplumun enfekte olma riski doğru bir yöntem değildir. Burada asıl amaç, enfeksiyonu aylara hatta yıllara yaymaktır. Eğer hepimiz enfekte olacaksak uzun yıllar içerisinde olmamız gerekir. Dolayısıyla çan eğrisinin tepesini hemen erkenden bulmak yerine uzun yıllara yayarak bu eğrinin yatay bir şekilde seyretmesi daha mantıklıdır. Enfeksiyona karşı bu şekilde direnç gelişmesi daha uygun olacaktır. Yani sürü bağışıklığı yanlış bir politikadır, herkesin enfekte olması gibi bir şey yok, bunu zamana yaymak gerekmektedir.

– Son bir gelişmeye göre  ABD’deki Teksas Üniversitesi ve Belçika’daki Ghent Üniversitesi’nden bilim insanlarının ortak çalışması sonucu MERS ve SARS virüslerine karşı üretilen bir aşı, 2016 yılında bir lamaya enjekte edilmiş ve ikisini de yenecek güçte antikorlar ürettiği görülmüştü. Aynı durumun Covid-19 için de umut verici sonuçlar vermeye başladığı görüldü. Çok deneyimli ve tıp dünyasından bir isim olarak öngörülerinize göre olası bir aşı ne zaman bulunacak?

  Covid-19 için çalışmaları şu an birçok merkezde başlamış bulunmakta. ABD’de, Japonya’da, Birleşik Krallık’ta ve ülkemizde yapılan çalışmalar var. Fakat ben kısa vadede aşı çalışmalarının umut vereceğini düşünmüyorum. En az 1 yıla kadar aşı çalışmalarından bir umut doğmayabilir çünkü virüs çok mutant yani devamlı şekil değiştiriyor. Bir şekle karşı aşı geliştirilse dahi diğer şekle karşı aşı geliştirmek veya bunu takip etmek mümkün değil. O yüzden virüsün çok iyi tanınması gerekiyor.Bu yüzden uzun bir vadede aşı bulunabilir fakat erken bir dönemde sonuç vereceğini düşünmüyorum.

– Bazı araştırmacılar, Covid-19’un sindirim sistemine ve karaciğer dokusuna da zarar verebileceğini düşünüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabi daha önce söylediğim gibi bu virüs kolanjiosit dediğimiz çok küçük safra kanallarına yerleşebilir veyahut sindirim sistemine yerleşebilir. Bunun içinde belirttiğim gibi ACE2 adı verilen reseptörleri kullanıyor.  Buna bağlı olarak yakın bir zamanda tıp camiasında yayınlanan ünlü bir dergide Akut hepatit yaptığı yani akut karaciğer iltihabı yaptığı gösterildi yani bir vaka olarak tescillendi.  O yüzden karaciğer iltihabı yapma ihtimali var. Sindirim sistemine de yerleşerek ishal, bulantı, kusma yapma ihtimali de var ama bu olasılık %10 gibi görülüyor.

– Dünyada virüsle mücadelede birçok çalışmalar başlamış durumda. Sizler özellikle kendi branşınızda bu çalışmaları takip ediyor musunuz veya yer alıyor musunuz?

  Bizimde tabi bu alanda yapmak istediğimiz çalışmalar var. Şu anda burada ismini söylemeyeyim çünkü çalışma daha yeni başladı. Bizde Covid-19 ile ilgili gerekli izinleri aldıktan sonra bir çalışma yapmayı düşünüyoruz. Bu konuda Türkiye’de çok fazla başlamış çalışma mevcut. Aynı şekilde yurtdışında da hakikaten çok fazla sayıda başlamış ve devam eden çalışmalar bulunmakta. Bizimde bu şekilde planladığımız belki ileride yayınlanırsa veyahut ortaya çıkarsa sizinle paylaşacağımız çalışmalar var şu anda.

– Son olarak bu süreçle ilgili alanında oldukça başarılı bir hekim gözüyle vermek istediğiniz tavsiyeler nelerdir?

  Son olarak bütün halkımıza ve bütün dünya insanlarına verilebilecek en iyi mesaj “Bu virüsü yenmek mümkün.” Görüyorsunuz Sağlık Bakanlığımız ve Sağlık Bakanımız, bütün sağlık çalışanlarımız hakikaten büyük bir özveriyle bu virüsle mücadele ediyorlar. Bizim burada yapacağımız maske kullanımı, sosyal mesafeyi korumak ve mümkün olduğunca evde kalmak. Yani izolasyonu sağlayarak bu virüsün yaratacağı hasarı en aza indirebiliriz. Ayrıca kendi branşım olduğu için dışkıdan da geçme ihtimali var bu yüzden tuvalet temizliğine çok dikkat etmeliyiz. Elimizi 20 saniyeden fazla olmak üzere özenle, tırnak uçlarımıza dahi dikkat ederek yıkamalıyız. Böylece virüsün hem kendimizden başkasına, hem de kendi kendimize enfekte etme riskini ortadan kaldırabiliriz. Çünkü bu virüsü kendi kendimize de enfekte edebiliriz.Daha çok yeni bir virüs olduğu için yeteri kadar tanımıyoruz. Fekal oral yol ile bulaşma durumu tam net olmadığı için buna dikkat etmeliyiz. Tükettiğimiz besinleri de en temiz haliyle tüketmek için özen göstermeliyiz. Toplu alanlardan da mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Yani özetlemek gerekirse izolasyonun altını çizmeliyiz. Herkese teşekkür eder, sağlıklı günler dilerim…

blank

21. Yüzyılın İnsanlık Suçu: Modern Kölelik

blank

Milyonların hayallerinin gerçek olduğu 2000 UEFA Kupası’na kadar hakimsin?