in

Beautiful Boy

  “Huzur ya da mutluluk, bırak sarsın seni. Genç bir adamken bu şeylerin, aptalca ve basit olduğunu düşünürdüm. Kanım kötü, zihnim çarpıktı, tehlikeli bir çocukluk geçirmiştim. Granit gibi serttim, güneşe bile pis pis sırıtırdım. Kimseye güvenmezdim, özellikle de kadınlara. Küçük odalarda bir tür cehennem yaşıyordum, bir şeyler kırardım, bir şeyleri duvara fırlatırdım, kırık cam parçalarının üzerine basardım, küfrederdim. Her şeye meydan okurdum, kaldığım odalardan sürekli kovuluyor, kodese giriyor, kavgaya tutuşuyor, kafayı yiyordum. Kadınlar düzülecek ve sövülecek şeylerdi, erkeklerle arkadaşlık etmezdim, sık sık iş ve kent değiştirirdim, tatillerden bebeklerden, tarihten, gazetelerden, müzelerden, büyük annelerden, evlilikten, sinemadan, örümceklerden, çöpçülerden, İngiliz aksanından, İspanya’dan, Fransa’dan, İtalya’dan, cevizden ve turuncu renkten nefret ederdim. Cebir öfkelendirirdi beni, opera midemi bulandırırdı, Charlie Chaplin şarlatanın tekiydi ve çiçek muhallebi çocuklarına göreydi.” -Charles Bukowski

  Merhaba pek sevgili The Vox Populis okuyucuları, umarım sağlığınız da keyfiniz de yerindedir. Bu yazımda sizlere yönetmenliğini Felix Van Groeningen’in üstlendiği 2018 yapımı “Beautiful Boy” filminden söz etmek istiyorum. İçimizde var olan melankoliye, hep daha fazlasını istemeye ve uğruna yaşadığımız şeylere kadeh kaldırarak başlıyorum. Şimdiden iyi okumalar dilerim.

  Nic Sheff (Timothee Chalamet) ve David Sheff (Steve Carell) arasındaki baba-oğul ilişkisinin anlatıldığı bu filmde esas konu uyuşturucu bağımlılığı. Bugüne kadar uyuşturucu bağımlılığını işleyen Requiem for a Dream gibi veyahut Love, Enter the Void ya da Climax gibi pek çok film izledik. Burada saydığım dört filme de bayılıyor olmam ayrı bir konu tabii ama aralarında beni en çok etkileyen film Beautiful Boy oldu. Toplumsal bir varlık olan beşerin analitik olmaktan çok duygularıyla hareket ettiği bilinen bir gerçektir ve duygularımızı şekillendiren bir noktaya kadar aile hayatımızdır. Zaten sosyolojiye giriş derslerinde söylenen şeyler de bu ifadeden çok uzak değildir.

  Bojack Horseman isimli animasyon dizisinin verdiği mesajların en kıymetlisinin hata yapmak olduğunu düşünüyorum. Hata üstüne hata yapmak, belki de aynı hatayı binlerce kez yapmak. Hem bireysel hem de toplumsal olana zarar vermek için ortaya çıkmış “Mükemmel” mefhumu bireyin yaşam alanını kısıtlayarak bir nevi onun insanlığını elinden almaktadır. Beautiful Boy da biraz böyle bir filmdi. Hata yapmak, hata üstüne hata yapmak…

  Haftalarca tedavi görüp daha sonra tekrar uyuşturucuya bulaşan Nic artık bunu sürekli tekrarlar duruma gelmiştir. Her seferinde temiz kalma süresini ne kadar uzatırsa daha sonra kullandığı uyuşturucunun miktarını da o kadar artırmaktadır. Bağımlı olmak hep daha fazlasını istemektir ve Nic bir bağımlı olarak artık sentetik uyuşturucuların bir neferi(!) haline gelmiştir.

  Artık büyük bir çaresizliğe bürünen David ise oğlunun gözlerinin önünde eriyişini izlemek dışında hiçbir şey yapamayacak duruma düşer. Nic’i daima kontrol altında tutmak istese de bunu başaramaz. Aslında bu kontrol hali Nic için dayanılmazdır. Kontrol edildikçe tekrar başa dönmek ve kendini en özgür hissettiği anları yeniden yaşamak ister. Bu da bir noktada artık kabak tadı vermeye başlar ve David ona daha fazla yardımcı olamayacağını söyleyerek Nic üzerinden tüm desteğini çeker.

  Nic Sheff için artık dönülmez bir noktaya ulaşılmıştır ve bir restoranın tuvaletinde damarlarında yüksek dozda uyuşturucu dolaşmaktadır.

  Senaryosu, oyunculukları ve müzikleriyle Felix Van Groeningen’in gerçekten çok iyi bir işe imza attığını söylemek mümkün. Bunun yanı sıra Altın küre ve BAFTA dahil olmak üzere yüksek prestijdeki ödül törenlerinde adaylıkları bulunan bu film toplam yirmi yedi farklı adaylığı sahipken dokuz farklı ödüle de layık görülmüştür.

  Kontrol ve kaçış, bağımlılık ve fazlasını istemek, beklentiler ve çaresizlik arasındaki korelasyonları düşündükçe filmin alt metninde uyuşturucudan farklı bağımlılıkların da olduğunu görmek mümkündür. Yukarıda da belirttiğim gibi bugüne kadar izlediğimiz diğer tüm bağımlılık filmlerinin aksine bu filmin etkileyiciliğini sağlayan olayları kullanıcı üzerinden izlemiyor oluşumuz. Kısaca söylemek gerekirse, şahsi fikrim bu filmin kesinlikle izlenmesi gerektiği yönünde. Sizler de filmi izledikten sonra yorumlarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Hoşça kalın.

avatar

Yazar Ali İhsan Cihan

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde Sosyoloji öğrenciliği yaparken bu yıllarımı sinema, edebiyat ve müzik üzerine inşa edip bu konular hakkında fikir beyan ediyorum.

blank

1. Haçlı Seferi ve Bizans Oyunları

blank

Vatikan’a Konuk Oluyoruz