in

Bir Ritüel: The Godfather

“I believe in America. America has made my fortune”

 Geçtiğimiz Mart ayında The Godfather filminin vizyona girmesinin üzerinden tam 47 yıl geçti. Bu nedenle salgın gündeminden biraz uzaklaşıp The Godfather filminin hikayesini ve bilinmeyenlerini konuşmak istedim.

 Şöyle oturup bir hesap ettiğimde neredeyse ömrümden bir tam günü The Godfather serisini izlemeye harcadığımı fark ettim ve The Godfather izlemenin benim için bir ritüel olduğunu söyleyebilirim. Hala izlediğim ilk günkü gibi ve ihtişamından hiçbir şey kaybetmiyor.

 The Godfather pek çok kişinin kişisel hafızasında önemli derece yer tutan bir film. Kiminin sinemada izlediği ilk filmken kiminin de annesinin babasının sinemada izlediği ilk film ama öyle veya böyle aradan geçen 47 yılda hayatımızda yerleşik hale gelen bir film.

Mario Puzo’nun 1967 yılında yayımlanan ve çok satan The Godfather romanından uyarlanıyor film. Başarısız bir yazarlık kariyeri olan Puzzo’nun çıkışı bu romanla oluyor. Puzzo, The Godfather romanı için itirafçı mafya üyelerinin sayfalarca tutan ifadelerini okuyor.  Filmi yönetmesi için 12 yönetmene teklif götürülüyor ancak kimse kabul etmiyor. Filmin yönetmeni Francis Ford Coppola ise teklif götürülen 13. yönetmen öyle ki Coppola’da kariyerini değiştirecek bu filmi ilk başta reddediyor. Coppola’ya göre işlenen hikâye ucuz bir hikaye ve mafyayı yücelterek İtalyan kültürünü de küçük düşürüyor.

Coppola okuldan mezun olduktan sonra American Zoetrope isminde bir film şirketi kuruyor ve şirket başarısız bir film projesinden sonra Paramount Pictures’a borçlanıyor ve Coppola’da bu borcu ödeyebilmek adına gönülsüz de olsa The Godfather filmini çekmeyi kabul ediyor ve macera böyle başlıyor ancak filmin başarısına rağmen çekim sürecinin çok zor olduğunu söylemek gerek.

Filmin başında şirket her zamanki gibi filmi Hollywood stüdyolarında çekmek istiyor ancak Coppola bunu kabul etmiyor ve New York’ta, gerçek mekanlarda çekmek istediğini söylüyor. Bu da maliyeti artırıyor ve film şirketi ile arasında sorun yaratıyor. Tüm bu zorluklara rağmen ortaya çıkan şeyin bu kadar güzel olması Coppola’ya olan saygımı her zaman artırmıştır.

 Filmin başrolü olan Al Pacino ise stüdyo tarafından istenmiyor ve hem Coppola hem de Al Pacino kovulma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Öyle ki film çekilirken Coppola’yı kovup filmi toparlamak için yeni yönetmen arayışlarına giriyor yapım şirketi ve Eliah Kazan’ın kapısını çalıyor ancak Kazan teklifi kabul etmiyor. Coppola’nın sık sık övdüğü görüntü yönetmeni Gordon Willis’de ilk sahnede Marlon Brando’yu tepeden aydınlatarak gözlerini karanlıkta bırakınca kovulma tehlikesi yaşıyor. Pek çoğumuzun aşina olduğu ve klasik haline gelen film müzikleri de zorluklardan payını alıyor. Coppola’nın İtalya’dan getirdiği arkadaşı Nina Rota’nın film için yaptığı müzikler yapımcı tarafından hiç beğenilmiyor.

Stüdyo Al Pacino’yu ilk başta beğenmeyerek onu kovmak istiyor ancak Coppola zekasını kullanarak onu sette tutuyor. Michael’in Virgil Solozzo ve polis memuru McCluskey’i öldürdüğü sahneyi öne alan Coppola bu sahnede Al Pacino’nun oyunculuğunu stüdyoya kanıtlamasına yardımcı oluyor ve stüdyo da Al Pacino ile devam etme kararı alıyor. Coppola daha filmi çekmeye başlamadan önce stüdyoyla Al Pacino için bir kavgaya tutuşuyor ve kazanıyor. Stüdyo Michael Corleone rolü için Robert Redford ismini düşünürken Coppola, Al Pacino isminde ısrar ediyor çünkü Coppola’ya göre Al Pacino’nun yüzü Sicilyalı bir adamın yüzüne benziyor.

 Coppola’nın sette yaşadığı tüm bu zorluklara rağmen film vizyona giriyor ve bugüne oranladığımızda 300 milyon dolara yaklaşık bir hasılat yaparak çok büyük bir başarı elde ediyor. Setten kovulmak istenen Coppola bir anda tüm dünyaca bilinen bir yönetmen haline geliyor ve bu durumdan biraz etkileniyor. Büyük bir ev alan ve evden dışarı çıkmayan Coppola, bu büyük başarının getirdiği bir depresyon yaşarken stüdyo günlerce Coppola’nın kapısında ikinci film için bekliyor. Yine teklifi reddeden Coppola stüdyonun her şeyi onun eline bırakmasıyla teklifi kabul ediyor ve çekimlere başlanıyor. İkinci filmin çok yüksek bütçesi ve fazlaca emek gerektiren sahnelerine rağmen yine çok başarılı bir şekilde işlendiğini görüyoruz. Hasbelkader bir sinemacı gözüyle baktığımda ikinci film birinci filmden daha güzel gelmiştir hep bana.

 Aradan geçen uzun yıllardan sonra bu kez üçüncü film için hazırlıklar başlıyor. Üçüncü film pek çok kimse tarafından serinin en az beğenilen filmi olsa da seriyi iyi tamamlayan film olduğunu düşünüyorum. İlk iki filmde ipleri elinde tutan ve mutlak kazanan olan Michael’in son filmde yalnız başına ölmesi beni etkilemiştir.

 Filmin hikayesinden biraz bahsettik. Şimdi de filme dair bilinmeyenlerden bahsedelim ve hikayeyi anlatmayı sürdürelim.

 Filmin açılışında gördüğümüz ve bana göre sinema tarihinin en iyi açılış sekanslarından olan düğün sahnesi Francis Ford Coppola’nın geleneksel İtalyan düğünlerinden esinlenerek çektiği bir sahne ve bu sahnede neredeyse ekranı doldurmak için eşi dostu oynatıyor yönetmen.

 “Luca Brasi sleeps with the fishes” repliğiyle aklımıza kazınan Luca Brasi’nin düğünde kapı önünde Don Corleone’ye söyleyeceklerini tekrar ettiği sahne ise gerçek bir sahne. Luca Brasi rolüne hayat veren Lenny Montana, Marlon Brando ile olan sahnesi için gerçekten heyecanlıymış ve söyleyeceklerini tekrar ediyormuş. Yönetmen de onun bu hallerini doğaçlama olarak filme eklemiş.

 Yazının başında Coppola’nın görüntü yönetmeni Gordon Willis’i övdüğünü söylemiştik ki övmekte haksız da sayılmaz. Jhonny Fontane karakterinin düğünde şarkı söylediği sahnede sohbet eden Michael ve Kay’in göründüğü sahne aslında gece çekilmiş. Willis, ışıklandırma maharetini kullanarak bu sahneyi gün ışığında çekilmiş gibi göstermiş.

Coppola, Speilberg ve George Lucas sinema tarihi için önemli isimler ve sinemayı da dönüştüren isimlerdir. Bu üç ismin aynı okuldan mezun olduklarını ve yakın arkadaş olduklarını biliyoruz öyle ki Michael’ın sinema çıkışında gazetede babasının vurulduğunu öğrendiği sahne George Lucas tarafından çekilmiş.

Bu aynı zamanda hem Coppola’nın hem de ailesinin filmi. Yine sinema tarihinin en iyi sahnelerinden biri olan vaftiz ve beş büyük mafya babasının öldürülmesi sahnelerini paralel kurguyla çekmek de yönetmenin fikri. Kitapta çok uzun yer ayrılan bu bölümleri bir araya getirmek Coppola’nın fikriymiş ve ortaya vaftiz töreninde “Şeytanı reddediyor musun?” sorusuna evet derken aynı zamanda suikast emri veren Michael’in yarattığı kontrast çıkmış. Ayrıca vaftiz sahnesinde vaftiz edilen bebek ise Coppola’nın kızı Soffia Coppola, ki Sofia Coppola üçüncü filmde Michael’in kızını da oynamıştı. Setteki bir başka Coppola’da Connie karakterini canlandıran Talia Shire. O da yönetmenin kız kardeşidir.

 Ve gelelim meşhur kesik at kafası sahnesine. Pek çokları Jack Woltz karakterinin yatağına bırakılan at kafasının gerçek olmadığını düşünebilir ama durum bunun tam tersi. Provalarda sahte at kafası kullanılmış ancak sonrasında çekimde bir köpek yemi fabrikasından gerçek at kafası bulunmuş ve yatağa konulmuş. Jack Woltz karakterine canlandıran Jhon Maley ise o sahnede gerçekten çığlık attığını söylüyor çünkü kimse ona sahnede gerçek at kafası kullanılacağını söyleyememiş. İşte yeri göğü inleten çığlığın sebebi de bu.

Genco zeytinyağlarını da biliyoruz. Genç Vito Corleone’nin ilk işi. İkinci filmde Genco tabelasının önünde genç Clemenza, Tessio ve Genco ile durdukları sahneyi de çok severim. Eğer olur da yolunuz ABD’ye düşerse, o Genco tabelası hala duruyor. Belki siz de önüne geçip bir fotoğraf çektirebilirsiniz.

Film mafyayı anlattığı için mafya tarafından da sık sık tepkiye maruz kalmış. New York’un beş büyük mafya ailesinden biri olan Colombo Ailesi’nin patronu Joe Colombo ve İtalyan-Amerikan İnsan Hakları adındaki derneği filmin çekimlerini durdurmak için bir kampanya başlatmış. Kimilerine göre yapımcının arabasının camını kırdırarak bir uyarı da yapmış. Mafyanın yaptıkları bunlarla da sınırlı kalmıyor ve bir yerden sonra aslında filmde anlatılan hikaye ile gerçekler iç içe geçiyor. Filmin çekilmesini istemeyen mafya aileleri yapımcıya içinde mermi olan zarflar yolluyorlar. Her ne kadar stüdyo filmi İtalyan asıllı bir Amerikan olan Coppola’ya yönettirerek mafyanın tepkisini yumuşatmak istese de bu taktik işe yaramıyor ve sonunda stüdyo mafya ile bir anlaşma yapmak zorunda kalıyor. Yapımcılar Colombo Ailesi ile masaya oturarak filmde figüran olarak aile üyelerinin oynamasına izin veriyor ve filmde gerçek mafya üyeleri de kendilerine yer buluyor. Bunlardan en meşhuru ise Gambino Ailesi’nin patronu Paul Castellano’nun yeğeni olan Richard Castellano. Tiyatro geçmişi de olan Richard Castellano filmde Peter Clemenza rolünü canlandırıyor. İlk filmde yer alan Peter Clemenza ikinci filmde fazla para istediği için yer almıyor. Yerine bana göre serinin en orijinal karakterlerinden olan Frank Pentangeli karakteri dahil oluyor.

Filmde Jhonny Fontane karakterinin mafya üyeleri ile arası iyi olan Frank Sinatra’dan esinlenildiği söylenir. Tabii ki filmi yapanlar bunu doğrudan kabul etmiyor ancak Sinatra’nın kendini kötü göstereceğini düşünerek bu filmin çekilmesini engellettirmeye çalıştığını biliyoruz. Frank Sinatra büyük bir ihtimalle dostlarından bu konuda yardım istemiştir.

 Filmde gerçek gangsterlerin oynadığını söylemiştik bu Coppola için iyi bir şey aslında çünkü Coppola’nın çekimlere başlamadan önce Marlon Brando’ya gerçek gangsterlerle konuşmasını tavsiye ettiği söyleniyor ancak Brando bunu yapmıyor. Yine de sette bunu yapan biri var o da Santino karakterini canlandıran James Caan. Caan, çekimlere başlamadan önce gangsterlerle konuşup, vakit geçirerek rolüne hazırlanmış.

 Yahudi değilsem bile bende Yahudalık da mı yok

Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan? 1

 Michael’in Küba’da ona ihanet eden kardeşi Frodo’yu dudaktan öptüğü sahneyi hepimiz biliyoruz. Peki nedir bu öpücüğün sırrı? Michael’in ona ihanet eden kardeşi Frodo’yu dudağından öpmesinin sebebi son akşam yemeğinde İsa’ya ihanet eden ve onu ölüme götüren Judas’ın da onu dudağından öpmesidir. Bu öpücük bir ihanet mitidir.

İsa’nın havarilerinden olan Judas, İsa’ya ihanet eder ve onu Roma askerlerine verir ancak askerler İsa’nın kim olduğunu bilmemektedir. Judas askerlere yarın meydanda öpeceğim kişi İsa’dır der ve son akşam yemeğinden sonra bu öpücükle askerler İsa’yı tanır ve onu yakalarlar.

Pek çoklarına göre kitap uyarlaması filmler çoğu zaman kitabın gerisinde kalır ve kitapta yer alanları anlatmakta yetersizdir ancak The Godfather için bu durum tam tersi. Sinema tarihinin en başarılı roman uyarlamalarından olan film kitaptan ayrılarak kendi başına bir sanat eseri olma özelliği kazanmış durumda.

Francis Ford Coppola, çizmenin güneyinden Sicilya’dan biri olarak Sicilyalı bir ailenin hikayesinin anlatıldığı bu filme kendinden çok şey katmış. Senaryo yazım sürecine aktif şekilde katılan yönetmen çekeceği filmin en ince ayrıntısına kadar takipçisi olmuş. Al Pacino, Coppola ona senaryonun ilk haline getirdiğinde teklifi kabul etmemiş ve yeniden yazması için Coppola’ya zaman vermiş. Al Pacino sonra bunun bir blöf olduğunu söylüyor. Teklifi reddetmesinin nedeni ise Coppola’nın daha da iyi bir senaryo yazacağına olan inancı.

Coppola’dan önce teklif götürülen yönetmenlerden biri de Sergio Leone ancak Leone teklifi kabul etmiyor ve kendi gangster/suç filmini yapmak istiyor ve son filmi olan Once Upon a Time In America’yı çekiyor. Her ne kadar Leone çektiği filmle çok başarılı olsa da The Godfather için gelen yönetmenlik teklifini reddettiğine pişman olmuştur diye düşünüyorum.

 Hep İtalya’ya gitmek istemişimdir özellikle de Al Pacino’nun Apollonia’nın babasıyla tanıştığı bara. Bugünkü adıyla Bar Vitelli. Sicilya adasının doğu ucunda yer alan Savoca kasabasında. Aslında film çekilirken adanın batı ucu Palermo düşünülmüş ancak mafya ailelerin yine adı geçince adanın diğer ucu olan Savoca çekim için seçilmiş. Eğer yolunuz düşerse Al Pacino’nun oturup şarabını içtiği masa tam 47 yıldır orada muhafaza ediliyor. Gidip görebilirsiniz.

 Coppola, Vito Corleone rolü için kesinlikle Marlon Brando’yu istediğini yapımcılara söylediğinde yapımcılar bu durumu hoş karşılamamış ancak Coppola’nın ısrarları sonucu Brando ismini kabul etmişler. Yine de yapımcıların vazgeçmediğini söylemek gerek. Öyle ki Brando’yu vazgeçirmek için ondan bir deneme çekimi yapmasını istiyorlar ve Brando’nun bunu kabul etmeyerek rolü reddeceğini düşünüyorlar ancak Brando bu çekimi yapmayı kabul ediyor ve yanaklarının içine pamuklar koyuyor ve “Bonasera, Bonasera” diyerek efsaneleşen konuşma şeklini oluşturuyor

 Bir filmden fazlasını anlatmaya çalıştım belki biraz uzun oldu ama film de zaten uzun bir film. Bu uzun filmi izlemeyi sevdiğinizi düşünerek bu uzun yazıyı da okurken keyif alacağınızı umuyorum.

 DİPNOT

1İsmet Özel “Of not a being a jaw” şiirinden alıntıdır.

blank

Vatikan’a Konuk Oluyoruz

blank

Neden mi Kadınlara Kulak Vermeliyiz?