blank
in

Karantina ruhunu yansıtan 5 film!

  Ülkemizde ilk olarak 5 hafta önce görülen koronavirüsü sebebiyle hastalığı kapmamak ve bilhassa salgını yaymamak amacıyla evlerimize çekildik, zorunlu olmadıkça da evlerimizden çıkmamaya gayret ediyoruz. Bu durumun doğal sonucu olarak birçok insanın kendine fazlaca vakit ayırabildiği bir dönemdeyiz. Ben de bu insanlar için, şu an yaşadığımız günlerde salgının sebebiyet verdiği karantina ya da kapalı kalma durumuyla ortak yönler bulduğum bazı filmleri önermek istiyorum.

   1-) Sarmaşık

  Yabancı filmlerin ağırlıkta olacağı listeme bir Türk filmiyle başlamak istiyorum. Kelebekler filmiyle Sundance Film Festivali’nden ödülle dönen Tolga Karaçelik’in, Kelebekler kadar konuşulmamasına rağmen başta oyuncuların müthiş performansı sonrasında da gergin ve gerçekçi senaryosu ile Sarmaşık…

  Sefer sırasında armatörünün iflas etmesi sebebiyle zaten 2 aydır maaşını alamayan mürettebatın çoğu gemiyi terk eder. Gemiyi tehlikelere karşı korumak amacıyla mürettebattan gönüllü 6 kişi maaşlarının ödenmesi karşılığında gemide kalmaya devam eder. Gönüllü olan bu 6 kişiden bir kısmı gidecek yeri olmadığı için, bazısı da yatarak para kazanacağını düşündüğü için gemide kalmıştır. Deniz Hukuku gereğince ise, ticari meseleler çözülmeden gemiden dışarı adım atamayacaklardır. Aylar geçmesine rağmen bir türlü çözülemeyen bu ticari meselelerden dolayı içinde bulundukları gemi mürettebatımız için bir hapishaneye dönüşmüştür. Durumun bu kadar zorlayıcı olacağını düşünmeyen mürettebat birbirini yemeye başlar. Bizler de seyrederken o bunalım ve kavga anlarını gerginlik ile adeta filmin içinde yaşayarak takip etmeye kapılırız.

   2-) Snowpiercer

  Geçen sene vizyona giren ve 92. Akademi Ödülleri’nde en iyi film ödülünü (ayrıca bu ödülü kazanan yabancı dildeki ilk film) kazanan Parasite filminin yönetmeni Bong Joon-ho bu filmiyle de en iyi yönetmen ödülünü kazanmıştır. İşte 2013 yılında çıkarttığı filmi Snowpiercer…

  Dünyada alınan kararlar ile küresel ısınmayı durdurmak amaçlı yapılan hamleler ters tepince, dünya kendini yeni bir buzul çağda bulur ve bu durum yaklaşık birkaç bin kişi dışında herkesin ölümüne sebebiyet verir. Filmimizde olayların geçtiği ve yaşamın olduğu tek yer olan tren, bu az sayıda yaşayan insana barınak olur. Bu tren dışında hayatta kalmanın mümkün olmadığı dünyada hayatlarını trende geçirmek zorunda kalan insanların tıpkı normal dünyada olduğu gibi yaşadığı sınıf ayrımlarını, adaletsizliği ve bu düzene başkaldırışlarını seyrediyoruz.

  Ben filmdeki metaforların anlatmak istediği şeyleri açık ve çoğumuzun artık bildiği gerçekler olarak değerlendirmiş olmama rağmen, insanların kalan bütün ömürlerini bir trende geçirecek, orada yeni bir düzen ve hayat kuracak olması fikri çok hoşuma gitti. Bizimde evlerimizde yeni bir hayat kurmaya çalıştığımız şu günlerde Snowpiercer’ı keyifle vakit geçirilebilecek bir film olarak görüyorum. Yakın zamanda da bu filmi konu alacak olan, Jennifer Connely’nin de başrollerinden biri olacağı aynı isimli diziyi de merakla bekliyorum.

   3-) High Life

  Listemizin 3. sırasında Fransız yönetmen Claire Denis’in 72 yaşındayken çektiği, aynı zamanda da ilk İngilizce ve ilk bilim kurgu filmi olan High Life var.

  Ölümle cezalandırılmış olan bir grup suçlunun ölümden kurtulmak için önlerinde tek seçenekleri uzayda geçecek ve sonunda ne olduğu bilinmeyen deneye katılmaktır. Cinselliğin yasak olduğu deneyde katılanlarımızdan suni bir şekilde üremeleri beklenmektedir. Bizler uzay gemisinde bir şekilde tek başlarına kalmış olan babayla kızın hikayesini seyrederken, diğer taraftan da paralel olarak uzay gemisinde daha önce neler yaşandığını seyrediyoruz.

   4-) Dogtooth

  Çok hızlı bir şekilde Yunanistan semalarından Hollywood semalarına yükselen yönetmen Yorgos Lanthimos’u henüz keşfetmediyseniz ya da izleme fırsatı bulamadıysanız, seyretmeye belki de bu filmi ile başlarsınız. Bu filmimizde toplumdan izole, dışarıyla hiçbir bağı bulunmayan bir aileyle karşı karşıyayız, peki neden?

  Aslında iyi niyetli gibi gözüken babaları tarafından hikayeler anlatılıp korkutularak, resmen hayvan terbiye edermiş gibi terbiye edilmiş 3 kardeş… Evde dışarıyla bağlantısı olan tek insan ise işe arabayla gidip gelmekte olan babadır. Baba, çocuklarını dışarının kötü ve onların oraya hazır olmadıklarını gerekçe göstererek yıllarca korkutmuştur. Çocuklar ne zaman yetişkin olurlarsa o zaman, arabayla olmak şartıyla, dışarı çıkabileceklerini zannetmektedirler. Yetişkin olmalarının şartı ise köpek dişlerinin düşmesi…

  Ömürleri boyunca dışarı hakkında babalarının söylediklerinden başka bilgi sahibi olmayan kardeşlerimizden büyük olan kız kardeş, erkek kardeşin ihtiyaçlarını karşılaması için düzenli aralıklarla eve getirilen Christina sayesinde bazı şeylerden şüphe etmeye başlar. İşte o andan sonra büyük kardeşimiz için bir uyanış dönemi başlar. Ve tabii ki bu uyanış sürecinin sonunu yönetmen çoğu filminde yaptığı gibi bize bırakır.

   Birçok kişi için rahatsızı edici sahnelerin bulunduğu ve sıkıcı bulanabilecek bu film ben farklı şeyler de seyretmek, deneyimlemek istiyorum diyenlere önerimdir.

   5-) Equals

  Yönetmenliğini Drake Doremus’un üstlendiği, başrollerinde ise Nicholas Hoult ve son yıllarda birçok bağımsız filmde rol alan, Cannes’da ödül kazanmış ilk Amerikalı kadın oyuncu olan Kristen Stewart bulunuyor.

  Equals diğer önerdiğim filmlerden farklı olarak bir yerde kapalı kalmış insanlar yerine filmin özelinde salgın diyebileceğimiz bir hastalığı konu alıyor. Filmimiz, duyguların artık var olmadığı, yasak olduğu, insanların adeta robotlaştırıldığı distopik bir gelecekte geçiyor. Bu gelecekte herhangi bir şeye karşı duygu gösteren insanlara hastalıklı gözüyle bakılıyor, dışlanıyor, tedavi görmek zorunda bırakılıyorlar. Hastalıklı olan bu insanlar tedaviye olumlu yanıt veremezlerse ve hastalıkları ilerlerse, koronavirüsünde de olduğu gibi, diğer insanlara bu durumu bulaştırmaması için toplumla teması koparılıyor. Bu durumdan sonra tedavileri olumlu sonuç gösterenler hayatlarına dönerken, başarısız olanların sonuysa ölüm oluyor ancak bu durum kesin çözüm olan aşı bulunana kadar devam ediyor.

  Bizler de bu dünyayı bir yandan tanırken, bir yandan da bu imkânsız koşullarda birbirine aşık olan iki insanı izliyoruz.

  Keşke dünyada duyguların artık neden var olmaması gerektiğini ve neden yasaklanması gerektiği hakkındaki sebepleri de görseydik diyorum ve listemi bitiriyorum.

avatar

Yazar Arda Demir

Anadolu Üniversitesi

blank

Karantinadan sonra gideceğin ilk yeri söyle, sana yolunu uzatmak için sebep verelim!

blank

Filozof İmparator Marcus Aurelius 1900 yaşında!