in

Mini Dizi: Alias Grace

   Bu dönemlerde dizi veya film izlemek, hepimizin vazgeçemediği bir aktivitesi haline geldi. İzlediğimiz her yapıttan sonra ise “Daha izleyecek bir şey kalmadı!” demek ve hemen sonrasında yeni bir yapıta başlamak ise bir alışkanlık oldu diyebiliriz. Ben de yapılan reklamlara rağmen belki de hala Alias Grace dizisini izlemeyenlerin olduğunu umarak sizler için bu diziyi incelemek istedim. The Handmaid’s Tale romanının da yazarı olan Kanadalı Margaret Atwood (Aklına Atwood makinesi gelenler için: Aynı dönemde yaşamış olsalar da yazar Atwood ile mucit Atwood’un farklı ülke vatandaşı olup akraba olmadıklarını söyleyebilirim.) tarafından 1800’lü yıllarda yazılan romanın aslında günümüzde diziye uyarlanmış halidir. Romanı okumadığım için dizi ve roman için bir karşılaştırma yapamam ama sizlere 6 bölümden oluşan bu mini dizinin bölümlerini tek tek, fazla da ipucu vermeden inceleyebilirim. Hadi başlayalım!

1.Bölüm:

  Dizinin her bölümünün başlangıcında olacağı gibi ilk bölüm de bir şiirden alıntı ile başlıyor.

   One need not be a Chamber- to be Haunted

   One need not to be a House 

The brain has Corridors- surpassing Material Place

  (…)

   Ourself behind ourself, concealed-

Should startle most-

Assassin hid in our apartment 

Be Horror’s least.

 Emily Dickinson

(Anlam kaybetmemek için çeviriyi kullanmak istemedim ve diğer bölümlerdeki alıntılar için de aynısı geçerli olacak.)

  Bu tarz bir başlangıç bana gerçekten etkileyici geldi. Bu bölümde genç yaşında bir cinayet yüzünden suçlu bulunarak hapse atılan ana karakterimiz Grace Marks’ın o zamana kadar pek de eşi benzeri görülmeyen zihnini incelemek için Amerika’dan Simon Jordan adında bir doktorun gelmesi ile hikaye başlıyor aslında. İlk bölüme göre gayet akıcı olduğunu söyleyebilirim.

2.Bölüm:

 

 Bu bölüm ise Henry Wadsworth Longfellow’dan bir alıntı ile başlıyor.

    “… for it is the fate of a woman

 Long to be patient and silent, to wait like a ghost that is speechless,

  Till some questioning voice dissolves the spell of its silence.”

  Aslında bölüm başlarındaki alıntılarla bölümler arasında bir ilişki olduğunu anlayacağınız bu bölümde, Grace en yakın arkadaşı Mary Whitney ile çalıştığı zamanlarda yaşadıklarını genç doktora anlatıyor. İzledikçe bu bölümün ilerleyen dakikalarında yaşanılacakları kolayca tahmin edebileceğiniz bir bölüm olduğunu söyleyebilirim.

3. Bölüm:

A shadow flits before me,

Not thou, but like to thee;

Ah Christ, that it were possible     

For one short hour to see        

The souls we loved, that they might tell us

What and where they be!

       Alfred Lord Tennyson

  Bu bölüm de bu şekilde başlarken Grace zamanında sakladığı bir sırrı saklamak için mücadele ederken ona bir kurtarıcı gibi görünecek kahya Nancy Montgomery hayatına giriyor. Bu bölümün gidişatını da gerçek entrika severler kesinlikle tahmin edecektir.

4. Bölüm:

  “Blessed are all simple emotions, be they dark or bright! It is the lurid  intermixture of the two that produces the illuminating blaze of the infernal regions. ”                                                                                                                                                                                                             Nathaniel Hawthorne

 Bu bölümde doktor Simon Jordan, Grace’in hapse atılmasına neden olan itirafı yapan iş arkadaşı James McDermott ve Kinnear evindeki hareketlerine dikkat çekerek kızın anlatmasını istiyor. Bölümün gidişatında her ne kadar tahmin edilmedik olaylar yaşanmış olsa da yine de en sevdiğim bölüm olarak niteleyemiyorum.

5. Bölüm:

 “… the death, then, of a beautiful woman is, unquestionably, the most poetical  topic in the world…”                                                                                                                                                                                      Edgar Allan Poe

   Bu bölüm beklenmedik olayların fazlalığından ve güzelliğinden dolayı benim tarafımdan en iyi bölüm unvanına sahip. Grace cinayet gününü adım adım ve detaylarına inerek anlatırken Grace’in geçmişten de iyi bildiği biri, Doktor Jordan’ın bu ilerlemesini riske atacak bir teklifle gelir. Bu bölüm hakkında daha fazla bilgi verip heyecanınızı söndürmemek için derhal 6. bölüme, yani final bölümüne geçiyorum.

6. Bölüm:

 I felt a Cleaving in my mind-

As if my brain had split- 

 I tried to match it – Seam by Seam –   

But could not make it fit.  

    Emily Dickinson

  Bu bölümde sizi temin ederim ki dizinin gerçekten 1800’lerde kadın bir yazar tarafından yazılan bir romandan uyarlandığını çok daha net fark edeceksiniz. Gerek bölümün gidişatı gerek de sonu size bunu hissettirecek. Dizinin sonu benim için kesinlikle beklenmedikti. Sizin de şaşıracağınızı düşünüyorum ama ben sonu pek beğenmedim. 

 

  Genel olarak toplayacak olursak dizi izlerken insanı sıkmayıp tek seferde bitirilecek türden. Tek sezon olması da bir avantaj tabii. Bölümler de 40-45 dakika bandında. Ayrıca oyunculara da sempati duyacağınızı düşünüyorum. Ana karakterin konuşmasının büyüsüne kapıldığımı söyleyebilirim. Sizler adına çok fazla ipucu veya bilgi vermeden diziyi incelediğimi düşünüyorum. Umarım okurken de, diziyi izlerken de zevk alırsınız. İyi seyirler!  

avatar

Yazar Eylül Dedeoğlu

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi•Endüstri Mühendisliği

blank

Beyaz Saray’ı Sarsan Skandal ‘’WATERGATE’’

blank

Madalyonun İki Yüzü: Brezilya’nın Demokrasi Tuvali