in

Penny Dreadful

 Aşk, Korku, Seks, Drama ve Sanat. Bu beş kelimeyi temele alarak ortaya pek çok hikâye, pek çok film veyahut dizi çıkarabiliriz. Lakin ortaya koyacağımız eserlerin Penny Dreadful ile arasında koca bir uçurum olacağını da belirtmek gerekir. Evet, doğru! Bu yazımda sizlere Penny Dreadful isimli şaheserden bahsedeceğim. Bu meşakkatli ve keyifli yola girmeden önce dizinin isminin nereden geldiğini açıklığa kavuşturalım. On dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sinde yazılmış hikayeler hatırı sayılır derecede korku ögesi içermekteydi. Jack the Ripper, Dr. Jekyll and Mr. Hyde gibi bizleri ışık açık uyumaya mecbur bırakan bu eserler de o dönemde popülerleşiyordu ve çok da tanınmayan İngiliz yazarlar yazdıkları kısa korku hikayelerini sokaklarda bir peniye satmaya başladılar, buna da Penny Dreadful ismini verdiler. Sadece ismin hikayesi bile bizi diziye bu kadar çekerken hadi gelin biraz da eserin kendisini inceleyelim. Şimdiden iyi okumalar diliyorum.

 Lucifer, Werewolf, Jack the Ripper, Dorian Gray, Frankenstein gibi karakterleri bir araya getirerek bir hikâye oluşturmak çok kolay değil, hatta bunu şeytanla bağı olduğuna inanılan bir kadının gözünden anlatmak işleri biraz daha zorlaştırıyor olabilir. Hikâyenin anlatımını ve mekân seçimlerini göz önünde bulundurduğunuzda her kare sizi biraz daha geriyor ve bunu çok büyük bir ustalıkla yapıyor. Değinmek istediğim bir diğer konu ise dizinin müzikleri. Abel Korzeniowski’nin elinden çıkan müzikler, dizinin dramatik ruhuna daha da etkileyici bir hava katıyor.

 Rory Kinnear’ın oyunculuğuna ayrı bir parantez açmak gerek diye düşünüyorum. Sevgili okuyucular öyle bir karakter düşünün ki Frankenstein’ın elinden çıktıktan sonra kendi ismini seçiyor ve bu isim John Clare. Bir yaratık kendine bir şairin ismini seçiyor ya. Muhteşem değil mi sizce de? Rory Kinnear bu karakteri öyle bir oynamış ki, dizinin finalinden sonra bende kendisini ayakta alkışlama isteği uyandırmıştı.

 Kadrosunda Eva Green, Josh Hartnett, Rory Kinnear, Reeve Carney ve Harry Treadaway’i barındıran ve yapımcılığını John Logan’ın üstlendiği bu yapım aynı zamanda Golden Globe ve Emmy adaylıklarına sahip.

 Söylediğimiz her şeyi toparlamak gerekirse bu dizi dramatikliği ile, korkusuyla, hikayesiyle, oyunculukları ve müzikleriyle komple bir dizi. Her sahnesinde ayrı ayrı hislere kapılıp her sahnesinde sizi biraz daha koltuğunuza çivilenmek istiyorsanız eğer bu dizi tam size göre. Hatta size bir müjde vereyim, bu dizi City of Angels ismiyle bir spinoff ile ekranlara tekrar döndü, ilk sezonunun finalini de yaptı. Sizler de bu diziyi izledikten sonra düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın.

avatar

Yazar Ali İhsan Cihan

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde Sosyoloji öğrenciliği yaparken bu yıllarımı sinema, edebiyat ve müzik üzerine inşa edip bu konular hakkında fikir beyan ediyorum.

blank

Crassus: Carrhae’nin Aptalı

blank

Dış Ticaretimizde KOBİ’ler Olmadan Olmaz