in

Rashomon: Gerçek ve Gerçeklik Üzerine

 Akira Kurosowa’nın sinema ve sanat dünyasına bahşettiği şaheseri Rashomon’un hikayesini özetleyen, sinema -özelinde Japon sineması- için ehemmiyetini ifade eden bir metinle yazıya girizgah yapmanın malumun ilamınının ötesine geçemeyeceğinden, bu yazının hem giriş kısmını hem de içeriğini yukarıda mevzu edilen hususlardan müstakil kılmak gerektiği kanaatindeyim. Bu yazıda Rashomon filmi çerçevesinde “gerçeği” ve “gerçekliği” irdelemeye çalışacağım.

 Filmi değerlendirme kısmına geçmeden önce Sevan Nişanyan’ın “Gerçek algılarımızla mı sınırlıdır?” sorusuna verdiği yanıttan bir kesiti sizlerle paylaşarak yazının devamında söz konusu edeceğim “gerçek” kavramından neyi kavradığımı ve kastettiğimi göstermek istiyorum. “Hume ile Kant’ın üzerinde durmadığı, Hegel’in belki dolaylı ve yetersiz olarak farkına vardığı mesele şu: Gerçek sübjektif değildir, intersübjektiftir. Özneler arası alemde yaşar. Başkalarını ikna ettiği ya da ikna etme potansiyeli taşıdığı ölçüde gerçektir. Başkalarıyla paylaşmadığım algı, gerçekliği tesis etmez: sadece yanıldığımı gösterir. Algı – Descartes’ın da  dediği gibi -güçlü ve net olsa da gerçeklik payı artmaz; aksine, başkalarıyla paylaşamıyorsam kafayı yediğime hükmedilir.

 Filmin ilk sekansından itibaren gerçeğin ifade edilmesine ve irdelenmesine tanıklık ederiz. Malum olayın tanığı olduğunu iddia eden “Oduncu” karakteri olay yerine intikal ettiğinde gördüğü manzarayı anlatmaya başlar ve yönetmen karakterin anlattığı bu olaylar zincirini seyirciye resmeder. Böylelikle seyirci de inandırıcılık yahut bir gerçeklik yaratır. Bu yarattığı inandırıcılık ve oluşturduğu gerçeklik algısına müteakip yaşanan olayın kahramanlarından “Tajamoru” sazı ele alır ve kendi perspektifinden yaşadığı olayı “Yargıç’a” aktarmaya başlar. Yönetmen “Oduncu” karakterinde olduğu gibi Tajamoru’nun anlatısını da beyaz perdeye yansıtır. Tajamoru’nun hikaye örgüsündeki sübjektivite ve mübalağa seyirciyi ikna etme noktasında çok başarılı olamaz. Elbette ki olayı kendi gözleriyle görmeyen ve tanıklık edemeyen seyircinin “hakikati” bilmesi imkan dahilinde olamayacaktır.  Buna mukabil Tajamoru’nun hikayesini yargılayacak seyirci karakterin hikayesinin “gerçekliğini” mülahaza edecektir. Tajamoru’dan sonra sıra maktülün hikayesine gelir. Maktülün hikayesinin Tajamoru’nun hikayesiyle benzeştiği hususlar olsa da gerek son gerek algılayış itibariyle farklılıklar arz eder. Bu noktada seyirci seçim yapmaya itilmeye başlanır. Hangi hikayenin daha inandırıcı olduğu onun “gerçekle” olan ilişkisiyle doğrudan ilintilidir. Bir sonraki sahnede sıra tecavüze uğrayan (Tajamoru’ya ve maktül Bay Kanazawa’ya göre kendi rızasıyla ilişkiye giren) Bayan Kanazawa’ya gelir. Keza aynı şekilde Tajamoru ve Bay Kanazawa ile benzerlikler gösterse de olayın bütününde farklı bir hikaye karşımıza çıkar. Seyirci “gerçeğini” arayışına artık üç farklı hikaye üzerinden devam eder. Yargıç’ın sorgulamalarının akabinde “Oduncu” ve “Commoner (halktan kimse, sıradan)” ve “Rahip” arasındaki sohbete (triyalog?) geçilir. Olay ve hikayelerin değerlendirildiği bu sohbette “Oduncu” en başta anlattığı hikayede düzeltme ve eklemeler yaparak diğer hikayeleri -en azından sonları itibariyle Bay ve Bayan Kanazawa’ları- yalanlar ve seyirciye “gerçeklik” açısından muğlak bir son yaratır.

 

blank

Formula 1 Dosyası: Bizimkisi Türkiye Grand Prix Hikâyesi

blank

İnsan Olmanın Tedavisi: Yaşam Kürü