in

Amerika’ya Reddiye

Kendini üstün ahlakın timsali olarak lanse eden, okuyan, kendi ahlakını insanlara pazarlayan kim ise ahlaksızın en büyüğüdür. Evren için de bu tek bir fenomeni işaret eder, Amerika. Demokrasinin neferi, huzurun ve refahın bekçisi, evrenin polisi, kötülerin düşmanı… Kendilerine biçtiği rol ile dünyayı kana bulayan, insanları sefalete, ülkeleri istikrarsızlığa ve problemleri çözümsüzlüğe iten, işine geldiği yerde kendi prensiplerine cepheden savaş açanlarla iş birliği yapan işine gelmediği anda yarı yolda bırakan ve amiyane deyişle onları satan eski dostlarına bir günde düşman olan bir yapıya bu üstün sıfatlar etiketlenebilir mi?  

Elbette ki devletlerin ahlakı ahlaksızlık üzerine bina edilir. İktidar çevresinin, elitinin yahut avamının çıkarlarını evrensel ahlaki değerlere tercih ederken düşünmez, bundan vicdan azabı duymaz. İhtiyaç halinde bunun gerekli olduğunu “vatandaşlarına” anlatır ve onlara kabul ettirir. İnsanlara bunun doğru olduğuna, ahlaki olduğuna ikna eder yahut iman ettirir. Kötü niyetlerle yola çıkılmasa bile – Amerika’nın da birçok politikası bu niteliktedir- erk sahibi her yapı gibi bozulmaya müsaittir nitekim Amerika için de öyle olmuştur. 1945’te Japonya’ya atom bombasını atan da Irak’ı yalan üzerine inşa edilmiş gerekçelerle işgal ederken de Amerika hep kendine ahlaki üstünlük pozisyona kamuoyu nezdinde oturtmayı denemiştir ve önemli ölçüde başarılı olmuştur vefakat Amerikan filmlerinin klişe ifadesiyle “gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir özelliği vardır.” Amerika da insanlığa karşı işlediği suçlarında ifşa olmuştur. Demokrasi ve özgürlük naralarının onmaz bekçisi kudretli ülke, Irak’ı, Afganistan’ı Güney Amerika’yı felakete sürüklemiştir. Guantanamo’da uygulanan işkence yöntemleri vicdan sahibi her insanın tüylerini ürpertir. Bu insanlık onuruna hakaret niteliğindeki hapishaneleri kapatmayı bir vaat olarak sunacak kadar da utanmazdır. Küba, Vietnam, Libya, Suriye ve daha birçok ülke ve bölgede benzer sonuçları olan hadiselerin altına imza atmışlardır. Kendi çıkarları için bunları yaptıkları pek tabii doğrudur ama bunun insanlık onuru boyutunda değerlendirme cüreti gösterebildiğimizde Amerikan devletinin ne kadar çıkarcı, zalim olduğunu bu yapılanları jüstifize etmek için de kamuoyuna bulundukları beyanatlarda da ne denli riyakar olduklarını görürüz.

Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan vukuatları saymakla bitmeyecektir. Bunun yanı sıra bazı “iyi niyetli” politikalarının da yarattığı büyük problemler mevcuttur. Uyuşturucu tüketiminin önüne geçmek maksadıyla getirilen yasaklamalar bunun başındadır. Amerikan gençleri arasında uyuşturucu tüketiminin yaygınlaşmasının önüne geçmek adına uygulamaya konulan uyuşturucu alış ve satışının yasaklanması beraberinde istikrarsız, asayişi sağlanmayan, kısacası devlet yerine “harami” ve “çete” düzenlerini (narko devletler) doğurmuştur. İnsanlığın tarihi kadar eski bu bitkileri insanların ellerinden almak; hayatın zorluğundan, dünyevi dertlerinden, mutsuzluktan bir süre uzaklaşmasını engellemek ne kadar ahlakidir? Uyuşturucu tüketim ve satımına gelen ağır regülasyonların uyuşturucuların içine katılan değişik ve zararlı maddelerin oranlarını arttırdığı ve yasaklardan evvelki halinin daha sağlıklı olması sonucunu doğurduğu da ayrıca değerlendirilebilecek bir realitedir.  Bunun yanı sıra yasaklarla beraber olağanüstü artan polis yetkileri beraberinde teşkilatların yapısının bozulmasının da önünü açmıştır.  Polis teşkilatları yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma gibi hem hukuken yozlaşmış hem de toplum nezdinde saygınlıklarını yitirmiştir. Parayla satın alınan emniyet yetkilileri, yargı yetkilileri, üst düzey bürokratlar bu çarkın temel elemanlarıdır. Gelişmiş istihbarat ağları ve teknolojinin geldiği son nokta itibariyle insanların ne yediklerinden ne içtiklerine hemen her şeyi tespit edenler böylesi devasa bir ekonominin çarkının nasıl döndüğünü tespit etmekten mi acizdir? Elbette ki bütün devletler bu ticareti kimlerin ve hangi devletlerin yaptığını bilmektedir. O zaman bu iki yüzlü durumu insanlara dayatmanın anlamı nedir? Ekonomik, istihbarati ve bu işin içerisindeki örgütlere ve devletlere karşı ellerinde koz bulundurmak gibi çıkarların korunması mıDIR? Gençleri uyuşturucu batağından kurtarmayı hedefleyen bu politikaların iflas ettiği bu kadar açıkken bunu sürdürmenin insanlığa zarar dışında ne getirisi vardır? Elbette ki ileri düzey uyuşturucu bağımlılığı birtakım sosyal problemleri beraberinde getirir, bu durumun kontrol altına alınmaya çalışmasını da toplumsal bir reaksiyon olarak okumak doğru olabilir fakat daha evvel de belirttiğim üzere bu politika çökmüştür. Diretmek zararlıdır. Alternatif bir yol aranmalıdır.

Diğer bir husus terörle mücadele kapsamında güvenlik önlemlerinin muazzam arttırılması ve insanların nefes alırken bile artık devlet baskısını üzerinde hissetmesidir. İkiz kulelere saldırı ile hızlanan ve şiddetlenen bu süreç, GDP ve refahın(!) tarihin en yüksek olduğu dönemde insanların özgürlüklerini ve hayat vizyonlarını muntazam daralttığı çok açıktır. Peki bu olağanüstü önlemler ne işe yaramaktadır? Sorunun cevabı müphemdir, daha doğrusu pek bir “halta” da yaramamaktadır. Dünyada terörün bitmesi beklenirken bu sefer de devletlerin yarattığı terör problem olmaktadır. Örneğin, Sovyetlere karşı destekledikleri Afgan Mücahitlerin savaş sonrasında kendi kontrollerinden çıkmasıyla başlayan İslami Terörizm (ya da daha doğru ifadeyle birtakım sınıfsal ayrışımların yarattığı isyan hali) bugün Suriye’de radikal örgütlerin desteklenmesiyle Amerika tarafından hala devam ettirilmektedir. Hoşuna gitmeyen iktidarlarla veya terörle mücadele ederken yeni terör örgütleri yaratmak da Amerikan dış politika stratejilerine münhasır bir meziyet aynı zamanda da bu güvenlikçi, baskıcı anlayışın da yanlış bir politika olarak okunmalıdır. 

Amerika bugün dünyada kendine biçtiği polis rolünü oynamaya devam etmektedir. Hala dünya üzerindeki hemen her olaya müdahil olmakta, taraflardan birini desteklemekte yahut arabulucu olmaktadır. Televizyon ekranlarında boy gösterirken demokrasinin değerlerini yüceltmekte, demokratik olmayan rejimleri tehdit etmektedir. Kameranın kör noktasında ise çıkarı neyse ona göre hareket etmektedir. Bunun dışında yarattığı makro politikalar (terörle mücadele, uyuşturucuyla mücadele) insanlara hem zarar vermekte hem de arzu edilen, başarılı sonuçlar elde edilememektedir. Tekrardan şunu kabul ediyorum neticede Amerika da bir devlettir ve kendi çıkarlarına göre hareket etmektedir bu gayet de doğaldır (insani değildir elbette) mühim olan Amerika’dan insanlığa dair medet ummayı kesmektir. Ne “Guantanomo yaradılışdır” ne de bu kısıtlamalar, baskılar ve yasaklar insanlığa revadır. 

 

 

Kapak Görseli: Anadolı Ajansı
blank

Türkiye’de Kent Heykelciliği

blank

Kurumlar, Kurallar ve 128 Milyar