in

Bir Modern Sanat Ustasının Doğuşu

  20. yüzyılın modern sanatının “mutsuz çocuğu” nam-ı değer Jackson Pollock, tam adıyla Paul Jackson Pollock. 1912 doğumlu Amerikan sanatçı zor çocukluğuna rağmen hayatındaki tutkusu olan sanatın peşini bırakmayarak günümüzde çok bilinen sanatçılardan biri olmayı başarmıştır. Sanat hayatına ilk adımını California eyaletindeki sanat lisesine gitmeye karar vererek attı, bu sanat öğrenim aşkını New York’a okumaya giden abisinin peşine takılıp “Art Students League” kaydını yaparak devam ettirdi. Burada hocası Thomas Hart Benton ile tanıştı ve 2 yıl ondan eğitim aldı. Bu sıralar Pollock’un maddi durumu çok da iyi olmadığından abisinin ailesiyle küçük bir apartman dairesini paylaşmaktaydı ve hademe olarak çalıştığı yerlerden yemek çalarak karnını doyurduğu da söylentiler arasındaydı. Daha sonrasında Jackson Pollock, WPA Federal Sanat Projesi tarafından işe alınınca ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş ve çalışmalarına tam gaz devam etmiştir. Eserlerinde büyük ölçüde etkilendiği hocası Albert Pinkham Ryder’ın şairane dışavurumculuk vizyonundan yararlanmıştır. El Greco, Pablo Picasso, Paul Cezanne, Thomas Hart Benton, Jose Clemente Orozco, Joan Miro, Chaim Soutine, David Alfaro Siqueiros, Salvador Dali, Yves Tanguy gibi sanatçıların etkisini de tablolarında görebilmekteyiz. Pollock’un en sevilen tabloları damlatma yöntemini sıkça kullandığı dönemlerde yaptığı tablolardır.

  Sanatçının hayatındaki asıl sorunlardan birisi de alkolizmdi. Büyük Buhran’dan sonra Roosevelt tarafından başlatılan sanat projelerinde yer almasına rağmen bu sırada içkiye olan bağımlılığı iyice artmıştır. İlerleyen zamanlarda önü alınamayan alkolizm sorunu yüzünden bir rehabilitasyon merkezine yatan Pollock, bir yıl gibi bir süre sonunda merkezden çıkıp çalışmalarına devam etmiştir. Pollock’un huzursuz ve kötü geçen çocukluğu, onu sanatında cesur olmaya yöneltti. Çocukluğunun sancıları ilerleyen yaşlarında ortaya çıktığında acısını sanattan çıkarmaya başladığını da söyleyebiliriz. 1930’lar boyunca duvar resimleri yapan Pollock, soyut dışavurumculukta büyük alanlarda çalışmanın gücünü gördü. Kübizm sayesinde kendi resim mekanını aktarmayı, sürrealizme olan ilgisi sayesinde de bilinçdışını aktarmayı öğrendi.

Aşk

  1942’de eşi Lee Krasner ile dünya evine küçük bir kilisede iki şahitle girmiştir. Eşi de kendisi gibi sanatçıdır. Peggy Guggenheim aracılığıya bir sergide tanışmışlardır hatta onun sayesinde şehirden uzakta bir ev sahibi olmuşlardır. Krasner’in, Jackson Pollock’a hayatındaki sorunları ile alakalı çok yardımcı olduğu bilinmekteydi. Eşi hem menajerliğini hem de iş arkadaşlığını birlikte yürütmekteydi. Birbirlerinden esinlenen aşıklar aynı sanat akımlarından etkilenmiştir. Evliliklerinin ilerleyen dönemlerinde sorunlar yaşamaya başlayan çift bunları aşmak adına Pollock’un annesini yanlarına çağırdı. Eski depresif halinden belirtiler görülen sanatçı, annesinin gelmesinin ardından resme geri döndü ve eserlerinde daha koyu-kapalı temalar tercih etti. Artık tablolarına isim vermek yerine numaralandırıp tarihlendiren Pollock, isim vermenin anlamsızlaştığını belirtmekteydi. Daha sonra sanatçının başka kadınlarla da birlikte olduğunu öğrenen Lee Krasner istemeyerek de olsa Pollock’tan uzaklaşmak için Paris’e gitti.

Görsel: pkf.org

Sonun Başlangıcı

  11 Ağustos 1956 günü alkollü araç süren Pollock, evinin yakınlarındaki bir ağaca çarparak durmuştur. Arabada bulunan o dönemdeki sevgilisi Ruth Kligman camdan fırlamış ancak hayatını kaybetmemiştir. Sanatçı ve üçüncü yolcu arkadaşları Edith Metzger hayatını bu kazada kaybetmiştir. Sadece 44 yaşında olan Pollock, ölümünden sonra daha değerli bir sanatçı olmuştur. Eşi Lee Krasner, ölüm haberini alır almaz Fransa’dan geri dönmüş ve eserlere sahip çıkıp uzun bir süre kocasının yasını tutmuştur. Daha sonra Pollock-Krasner Vakfı’nı kurmuş ve genç yetenekleri keşfedip onlara burs sağlamaya başlamıştır. Krasner, resme geri dönmüş ve sanat çalışmalarına 20 yıl devam etmiştir. Pollock’un eserlerini müzelere dağıtmıştır. Eserler günümüzde Museum of Modern Art (MoMA), Tate Modern London, Centre Pompidou ve National Gallery of Art gibi mekanlarda sergilenmektedir.

“Painting is self-discovery. Every good artist paints what he is.”

Mural, 1943 by Jackson Pollock

 Bu tablo Amerikan sanatının dönüm noktası olarak görülür. Eleştirmen Clement Greenberg bu tabloyu gördüğünde “İşte bu gerçek bir yapıt! Jackson Amerika’dan üretilmiş iyi bir sanatçıdır.” demiştir.

“It doesn’t matter how the paint is put on, as long as something is said.”

The She Wolf by Jackson Pollock, 1943

  Bu eserinde bazı meslektaşları gibi Pollock da mitolojik temalardan esinlenmiştir. Yani bu eserin Roma’nın ikiz kurucuları Romulus ve Remus’u emziren kurt olduğuna atıf olduğu söylenmektedir.

“The modern artist is working with space and time and expressing his feelings rather than illustrating.” 

Number 5, 1948 by Jackson Pollock

  Eserlerine ad vermeyi bıraktığı dönemde yaptığı bu eser şu ana kadar satılmış en pahalı sanat eserleri arasındadır. Değeri 140 milyon Amerikan doları olduğu söylenilen tablonun David Martinez tarafından alındığı söylentileri ortalıkta dolaşmıştır ancak avukatları bu iddiayı yalanlamışlardır.

  Son olarak da sanatçının hayatını anlamak için 2000 yılında yayınlanan ‘Pollock’ adlı filmi izleyebilirsiniz.

  Teşekkürler…

Kaynakçalar:

Wikipedia
Britannica
Pollock-Krasner Foundation

 

 

blank

Makineleşme ve İşsizlik

blank

Dünyada neler oluyor? v.4