in

Freud ve Psikanaliz, Lacan ve Ego

Freud, Psikanaliz ve Temelleri

  Organik sinir hastalıklarıyla ilgilendiği geçmişinden sonra “ruhsal” hastalıklara geçiş yapan Sigmund Freud(1856-1939) hipnozun yanında telkin ve serbest çağrışımı kullanarak “içe tıkılan” duyguları açığa çıkarmanın yarar sağladığını görmüştür. Ona göre ruhsal hastalıklar bilinçsiz yasaklamalar sonucu içe tıkmalar yüzünden oluşur ve nevrozlar ben(ego) ile libido arasındaki uzlaşmazlıkların sonucudur. Onun bu serüvenine etki eden iki düşünce yolundan bahsedilebillir: bunlardan birincisi Hümanizm ve Aydınlanmacı Felsefe, ikincisi ise Darwin’in Evrim Kuramıdır. İnsanı değişmeyen bir öz olarak ele alan Freud psikodinamik kuramını bu çerçeveler içinde oluşturur. Ancak Frued’dan önce psikodinamik yaklaşımın kökenleri görmek mümkündür. İlk olarak 1745-1815 doğumlu Franz Anton Messmer, bilinçdışından açıkça söz etmese de dinamik psikolojinin temelini atmıştır. Animal Manyetizma adını verdiği sisteminde hastayla diz dize oturur ve yarı uyur bir haldeki hastanın alnına elini koyarak telkinlerde bulunur. Hasta sarsılma ve kasılmalardan sonra uyandığında hastalığının geçtiği gözlemlenir. Messmer’e göre insan vücudundaki manyetizmayı yönlendirmesiyle alakalı olan bu durum sonra, onun öğrencisi olan Marquis De Puysegur, uyanan hastanın yarı uyur halde dediklerini hatırlamaması üzerine, o, bunun bilinçdışının varlığına bir işaret olarak ele alacaktır. Ardından İngiliz Braid 1840’ta bunun manyetizmayla alakalı olmadığını, hipnotizma olarak adlandırmanın daha doğru olacağını söyler. Ardından Charcot 1800’lerin ortasında, seyircilerin önünde histerik hastalarına hipnoz uygulamaya başlar. Freud da histerik hastalarına hipnoz yöntemini uyguladıktan sonra aslında görülen semptomların kılık değiştirerek dışavurulan yasaklanmış arzular olduğunu fark eder. Frued’un birçok hastasında bunu gözlemlemesinin sebebi, Viyana’nın iffetli olmaya zorlanan kadınlarından kaynaklı bir durum olduğu tartışmaya açıktır. (Cengiz Gülenç, Frued, Say Yayınları, 2013, s: 17-27) Nitekim kuramına temel verileri sağlayacak bu “hasta”lar, aslında seçilen örneklemin tek tip oluşundan kaynaklı eleştiriler alacaktır.

   Psikanalizin felsefi kökenlerini ise Platon’da; Leibniz’in monadolojisinde harekete neden olan ve algıya dönüşebilen monadların sağladığı minyon ve tam algılarda; Schopenhaur’un cinsel dürtüyü yaşama iradesi olarak tanımlamasında (A. Schopenhaur, Aşkın Metafiziği, Ayrıntı Yayınları, 2018, s: 21); Kant sonrası Alman idealizmin egonun özdeşimi temalarında ve Hegel’in diyalektiğinin Lacan’da dönüşeceği imgesel-simgesel-gerçeklik’i anlamında görmek mümkündür. Ancak Freud genelde kaynaklarını gizlemiştir ve psikanalizi sistematikleştiren kişiden ziyade -kendinden de kaynaklı olarak- ilk bulucusu olarak görülmüştür.

Bilinçdışı ve Bilinçdışını Analiz Etme Yolları

  Bazen bilinçaltı olarak da adlandırılan bilinçdışı, bazı arzuların açıkça dile gelmesini ve dışa vurulmasını engelleyen bazı güçler yüzünden kılık değiştirerek açığa çıkar. Bu arzuların doyum yolları da kişinin bilincinden saklı gerçekleşir. Ancak, bilinçdışı bu kadar gizliyse biz bunun varlığını nasıl bilebiliriz?    

  Freud’a göre bilinçdışının beş kategoride dışavurumu vardır. İlk üç kategori genel adıyla Hatalı Eylemler olarak isimlendirilebilir. Hatalı eylemler, biri müdahele uğrayan diğeri müdahele eden iki düşüncenin çatışması sonucu ortaya çıkar (Freud S, Psikanalize Giriş Hatalı Eylemler, Cem Yayınları, 2016, s: 59). Örneğin dil sürçmeleri(lapsus) bir hatalı eylemdir ve buna göre, konuşmalarımızda ses benzerlikleri bulunan sözcükleri “yanlışlıkla” ya da “farkında olmayarak” birbirileri yerine kullanmamız Freud’a göre bilinçdışının bir dışavurumudur. İkinci hatalı eylem unutmalardır. Unutmalar, her insanın yaşadığı normal durumlardır; ancak bilinçdışıyla ilişkili unutmalar genelde kaçınan durumlarla ilgilidir ve ancak olayın muhataplarınca sonradan fark edilen durumlarla ortaya çıkarılabilir. Üçüncü hatalı eylem sakarlıklar(parapraksis)dır. Örneğin verilen hediyenin yanlışlıkla kırılması, yanlış kişiye giden mektup(günümüzde mesaj, mail vs.) gibi eylemlerin o kişiye karşı beslenen niyetle alakalı olduğudur. Bunlar bizi Freud’a göre bilinçdışına götüren yollardır fakat onun kral yolu dediği bir yol vardır ki, o da Rüyalardır; kişinin kendisi için çatışma oluşturabilecek düşünceler, arzular sansürlenerek bilince çıkar ve bu yüzden rüyalar bilinçdışının kral yolu haline gelir. (Cengiz Gülenç, Frued, Say Yayınları, 2013, s: 28-30).    

  Dördüncü kategori olan rüyalar arzuların en simgesel şekilde açığa çıktığı yerlerdir. Öyle ki, rüyanın tetiklediği ruhsal hastalık vakaları ya da hastanın rüya sonrası sabit bir fikre kapılabildiği vakalar görülmüştür. Uykudaki insan, dış dünyada neler olup bittiğini bilmek istemezse ancak uykuya dalabilir. Bu yüzden uyku bir bakıma dış dünyadan kopmaktır. Rüyanın dış uyarıcılarla (mesela telefon alarmı) ya da organlar tarafından (susuzluk gibi) uyarılıp ona göre geliştiğini de kabul eden Freud, en az uyarımın olduğu optik uyarım haline rağmen neden görsel olarak rüya gördüğümüzü sorar ve bu tarz uyarıların olayın özünü verdiğini kabul etmez (Freud S., Psikanalize Giriş Rüya, Cem Yayınları, 2016, s: 9-22). O, rüyanın ruhsal bir fenomen olduğu kabulünden yola çıkar ve rüyayı kişiden yorumlamak gerektiğini söyler. Bu yüzden rüyadaki anlamsız, saçma sembollerden hareket eden Freud, tıpkı hatalı eylemlerdeki gibi, hatayı yapan kişinin farkında olmayışını göstererek, rüyayı görenin de görme nedeninin farkında olmadığını ancak bildiğini iddia ederek kişiye rüyayı neden gördüğünü sorar ve serbest çağrışımı işin içine sokar. Böylelikle simgeselin gerçek anlamı veya “yerine konulanlar” bulunur (Freud S., Psikanalize Giriş Rüya, Cem Yayınları, 2016 s: 31-32).  

 Bilinçdışının beşinci ve sonuncu dışavurumu ise nevrotik belirtilerdir. Yine bir tür çatışmadan kaynaklı olarak tatmin olamayan cinsel doyum nevroza sebep olur ve hastada fizyolojik nedenlere bağlı olmayan felç geçirme gibi organlarda geçici işlev yitimi oluşur.

Lacan, Bilinçdışı ve Ego

  Lacan(1901-1981), söylen olarak rüyayı, tıpkı bilinçdışında da olduğu gibi dile ve ötekiye çevirecekti; çünkü dil ona göre tıpkı bilinçdışı gibi yapılanmaktaydı. Freud’un simgeleri aslında gerçekliğin temsili olarak ele aldığı rüyalar gibi dil de, bir tür ad aktarması işlevi görerek söylenenin (parçanın) aslında bir bütünü temsil ettiğini göstermekteydi (Mambrol, N. Lacanyen Psikanaliz (Yaylım, İ. E. Çev.) Libido 30. sayı, s:22). Buradan hareketle Lacan bilinçdışının dil gibi yapılanmasını açığa çıkararak aslında egoyu temelliğinden eder ve bilinçdışını asıl belirleyen olarak gösterir.

  Lacan’a göre ego bebeğin kendi yansımasını görerek oluşturduğu ayna evresinde gerçekleşen imgesel bir olaydır. Bu, insanın kendini görmesiyle kendinin keşfini sağlarken bir yansımayı görmesinden ötürü bir tür yabancılaşmayı da beraberinde getirir. İmgesel evrede gerçekleşen ego bir bilinçdışı yapılanması olduğundan ve ayna evresinde yansımayı görmekle oluştuğundan Lacan için aslında ben bir yanılsamadır. Sonuç olarak o, kendini bilmenin ve tanımanın mümkün olmadığını, benliğin bilgisi ve benliğin kendi üzerine düşünümünün olanaksız olduğunu iddia eder (İzmir, M. Psikanaliz Felsefesiz Kalırsa Ego Şişiren Bir Pompoya Dönüşür, Libido 29. Sayı, s:7).

 Eleştiriler

  Psikanaliz’e yapılan en büyük ve devamlı eleştiri muhakkak yeterince bilimsel olmamasıyla ilişkilidir. Başka bir eleştiri ise benlik anlayışına getirilmiştir. Yazının kapsamı dışında kalan, psikanalizin cinsellik indirgemesi,  özcülük anlayışı ve determinist yaklaşımı ise eleştirilen diğer taraflarıdır.  

   
  Bilimsellik iddiasına eleştirisi Karl Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesi bağlamında psiko-dinamik yaklaşımın yöntemine olmuştur. Tıpkı bilimsellik iddiasında olan Marksizme veya diyalektik materyalizme uygulanan bu ilke, gözlemden ya da düşünce deneyinden kaynaklı varsayımın hangi şartlarda doğrulanabileceği ve geçerli şartlara rağmen neden doğrulamadığına dayanarak yanlışlanıp varsayımını terk edilmesi gerektiğini söyleyen bir ilke olarak karşımıza çıkar. Daha açıklayıcı olmak gerekirse varsayımın geçerli olduğu şartlar korunuyorsa ve varsayım buna rağmen yanlışlanamıyorsa bu geçerli kabul edilmelidir. Ancak psikanalizin yöntemi gereği, örneğin bilinçdışına giden yol olarak görülen rüyaların analizi, hangi gerekli koşullarda yanlışlanabilecektir? Üstelik Freud kuramını oluştururken bunun hangi koşullarda yanlışlanabileceğinden bahsetmemiştir. Yalnızca söyleyenin ekseninde değerlendirilmek zorunda olunan rüya ve simgelerin analizi farklı bir koşulda deneye sokulamadığı için nesnelliğini veya gözlemlenebilirliğini yitiriyordu. Hiçbir şekilde yanlışlamaya tâbi tutulamayan hatalı eylemler ve rüya analizleri psikanalizi sürekli kendini doğrulayan ancak yanlışlanabilecek ortamı hiçbir şekilde sunmayan bir hipotez olarak karşımıza çıkarıyordu. Hal böyle olunca, daha sonra, Frued’a geri dönüş ile Lacan ortaya çıkacaktı.          
  Lacan’ın ayna evresine ve benlik anlayışına yapılan eleştiri özünde aynadaki yansımanın özdeşimiyle oluşan egoya dair bir özdeşim eleştirisidir (Rogozinski, J. Ben ve Ten Ego-Analize Giriş (Aktaş, M. Çev.) Pinhan Yayınları, 2018, s: 70).   

  Rogozinski, ego katillerinden biri olarak adlandırdığı Lacan’a, aynada görünen yansımayla özdeşleşebilmek için daha önceden zaten kendimle özdeşleşmiş olmam gerektiğini söyler; bu yansımaya ben diyebilmek için onu zaten tanıyor olmak gerektiğini iddia eder (Rogozinski, 2018 s: 77). Zira kör bir insan kendini aynada göremeyeceğinden Lacan’ın iddia etmiş olduğu gibi yansımayla bir özdeşim kuramayacaktır ve psikoza mahkum olup ben bilincine ya da beden bilincine sahip olamayacaktır (Rogozinski, 2018 s: 79).

KAYNAKÇA

  • Freud, S. (2016) Psikanalize Giriş Hatalı Eylemler, İstanbul: Cem Yayınları     
  • Gülenç, C. (2013) Frued, İstanbul: Say Yayınları 
  • İzmir, M. (2017) Psikanaliz Felsefesiz Kalırsa Ego Şişiren Bir Pompoya Dönüşür, Ankara: Libido Dergisi, 29. Sayı 
  • Mambrol, N. (2018) Lacanyen Psikanaliz (Yaylım, İ. E. Çev.) Ankara: Libido Dergisi 30. Sayı
  • Rogozinski, J. (2018) Ben ve Ten Ego-Analize Giriş (Aktaş, M. Çev.) İstanbul: Pinhan Yayınları
  • Schopenhaur, A. (2018) Aşkın Metafiziği (Atayman, V. Çev.)  İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Yazar Osman Armağan Yardım

Biraz felsefe, sosyoloji ve psikanaliz; biraz da edebiyat ve anime.

Konya, Selçuk Üniversitesi: Sosyoloji/Felsefe

blank

The Breakfast Club

blank

Gizli Görev: Tiki bir ajan ol!