in

Karantina Ve Ahlak

  Neredeyse üç aylık bir süreyi, birçok insan koronavirüs sebebiyle ev hapsinde geçirmişti. Bu duruma özen göstermeye devam eden insanlar olsa bile yavaş yavaş normale dönmeye başlayan yaşamımızda eve kapanmayı, diğer insanlarla araya koyulan mesafeyi ve dijital ortama taşınan iletişimi düşündüğümüzde ahlak ve etiğin anlamını gündeme getirmek yerinde gibi gözüküyor. Bu yüzden Felsefe öğretim üyesi Işıl Çeşmeli’ye Karantina ve Ahlak ile ilgili birkaç soru sorduk. Buyrun, okuyalım.

“Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir.”-Michel Foucault

1) Öncelikle ahlak ve etik nedir? Bir felsefe alanı olarak etik-ahlak felsefesi ne ile ilgilenir?

  İnsan eylemlerinin temelindeki iyi ve kötü veya doğru ve yanlış ayrımı gibi ahlaki ayrımların kökeni söz konusu olduğunda gelenek, görenek, inanç, alışkanlık, duygu ve akıl üzerine şekillenen açıklamalarla ve değerlendirmelerle karşılaşırız. Tarihin her döneminde insan topluluklarında ahlaki eyleme yön veren ve insan davranışlarını şekillendirmekte özel öneme sahip normlar, kurallar ve ilkeler geçerli olmuştur. Ahlak, insan eylemlerinin kaynağını oluşturan iyi ve kötü veya doğru ve yanlış eylem arasındaki farkı bilmemizi sağlayan bir grup ya da topluluk tarafından ortaya konan ve bu grubun ya da topluluğun üyesi olan birey tarafından benimsenen ve her ahlaki fail tarafından uyulması gereken belli davranış kuralları olarak tanımlanabilir. Kimilerine göre gelenek, görenek, töre ve inançtan beslenen ilke ve kurallar bütünü olarak tanımlanır. Felsefecilerin, ahlakın kökenine dair antropolojik bir yaklaşıma sahip olmalarından ziyade ahlakın kaynağı ya da temeli üzerine yoğunlaştıklarını söyleyebiliriz. İyi ya da doğru eylemin temelinin ve dayanağının ne olduğu, ahlaki yargıların ve ahlaki ayrımların temelini neyin oluşturduğu, ahlak filozoflarının yüzyıllardır sorguladıkları konular arasında yerini almıştır. Nitekim tarihin kimi dönemlerinde ahlakın kaynağı insanın baskın tutkuları veya duyguları ile açıklanırken kimi dönemlerinde ise ahlaki ilkeler ilahi yasalarla ya da akılla temellendirilmiştir. Ahlak üzerine soruların ve soruşturmaların ilk olarak Antik Yunan filozofları tarafından felsefe sahnesine taşındığını bilmekteyiz. Burada etik ve ahlak arasındaki ayrımı da hatırlatmakta fayda vardır. Ahlak ve etik birçok insan tarafından eş anlamlı kelimelermiş gibi kullanılmasına rağmen hatta kimi yorumcular veya düşünürler tarafından birbiri yerine kullanılmasında bir sakınca görülmese de etik ve ahlak arasında ayrım yapmak son derece önemlidir. Etik, ahlak üzerine düşünme ve sorgulama olarak tanımlanır. Ahlak felsefesi ile aynı anlama gelmektedir. Bu ayrım ışığında ahlak felsefesinin gelişimine bakacak olursak; Antik Yunan felsefesinin odak noktasının doğa felsefesinden insana dönüşü Sofistlerle birlikte olmuştur fakat ahlaki eylemin niteliği, ahlaki fail ve insan yaşamının nihai ereği gibi ahlak felsefesinin temel konuları ilk defa Sokrates’le birlikte gündeme gelmiştir diyebiliriz.


2) Neredeyse tüm dünyanın koronavirüs yüzünden evine kapandığı bu günlerde, ahlakın bizim için nasıl bir önemi kalmıştır? Ev karantinasının ve sokağa çıkma yasağının oluşturacağı gibi gündeme gelebilecek ahlaki problemler ve ahlaki tartışmalar neler olabilir?

  Pandemi sürecinde hastalığın kontrol altına alınması açısından oldukça önemli ve etkili bir yöntem olan karantina, sağlıklı kişilerin sosyal ortamlarda temas yoluyla virüse maruz kalmamaları, virüse maruz kalmış kişilerin kendilerini başka insanlardan izole etmeleri ve semptomların gözlenmesi açısından önem taşımaktadır.  Bireylerin toplumdan veya toplum hayatından bir süreliğine izole edilmelerine iki farklı açıdan bakılabilir. Karantina kimileri tarafından bir ev hapsi olarak düşünülmektedir, virüse maruz kalma olasılığı olmayan veya hastalığı taşımayan kişiler özgürlüklerinin kısıtlanmış olduğunu hissedebilirler veya kanuni dayanağı olmayan bir mahrumiyet durumu yaratılmaya çalışıldığı düşüncesine sahip olabilirler. Bunun yanı sıra uzun süre kapalı kalma düşüncesinin yarattığı kıtlık ve açlıktan ölme düşüncesi insanların başkalarını düşünmeden marketlerdeki gıda ve temizlik malzemelerini yağmalaması ve evlerine istiflemesi de bencillik ve özgecilik üzerinden insan doğası üzerine düşünülmesi gereken bir başka konu olarak karşımıza çıkar. Fakat diğer taraftan karantina başkalarına verilecek olası zararı önleme açısından oldukça önemli ve etkili bir yöntem olarak da düşünülebilir. Ünlü faydacı filozof John Stuart Mill’in “Özgürlük Üzerine” adlı ünlü denemesinde değindiği Zarar İlkesi temel alınarak bu durum değerlendirilebilir. Bir bireyin eylemlerine müdahalede bulunulmasının gerekçesini diğer bireylere zarar vermesini önlemek olarak açıklayan Mill’in perspektifinden karantina yöntemi olumlanabilir.

  Bunun yanı sıra ahlaki meselelerin ve problemlerin sadece karantinada evlerine kapanan insanlarla ilgili olmadığını da unutmamız gerekir. Özellikle uygulamalı etiğin meslek etiği ve problemler etiği olmak üzere iki koldan seyrettiğini hatırlarsak pandemi sürecinde tıp etiği, iş etiği ve biyoetiğin alanına giren birtakım tartışmalı konularla karşılaşmamız kaçınılmazdır. Bunun yanı sıra salgın durumunun çok daha yıkıcı olması durumunda birtakım ahlaki ikilemlerin de ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Ciddi enfeksiyon hastalıklarında hekimin ve sağlık çalışanlarının görev ve yükümlülükleri söz konusu olduğunda meslek etiği devreye girmektedir. Tıp etiğinin temel ilkeleri ışığında bir hekimin veya sağlık çalışanının test sonucu pozitif çıkan bir hastayı kendilerinin de virüse maruz kalma ihtimaline karşılık tedavi etmekle yükümlü olup olmadığı sorusu tartışılabilir bir soru olarak kabul edilmez. Bu ilkeye aykırı durumlarda pandemi ile mücadele ve meslek etiği ilişkisini sorgularız. Diğer bir örnek aşı konusunda verilebilir. Başarılı klinik deneylerin sonucunda piyasaya sürülen aşıların öncelikli olarak kimlere uygulanması gerektiği üzerine tartışmalar da söz konusu olabilir. Bu örneklere bir başka tartışma yaratan durumu da ekleyebiliriz. İtalya’da pandeminin erken evrelerinde vakalarda görülen hızlı artış sonucunda kısıtlı imkanlara ve yatak kapasitesine sahip hastanelerde hangi hastalara öncelik verilmesi gerektiği konusu gündeme gelmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz uygulamalı etiğin alanına giren tartışmalı konuların açıklığa kavuşturulması konusunda felsefeciler tarafından klasik etik kuramlarına başvurulmaktadır. Örneğin kısıtlı imkanlara sahip hastanelerde öncelik verilmesi gereken hastalar konusunda faydacılık ve ödev etiğinin (deontoloji) yaklaşımları birbirinden farklı olacaktır. Birinci görüşün sonuca odaklandığı yerde ikinci görüş amaç olarak insan ilkesinden hareket edecektir. Bu klasik etik kuramlarının yanı sıra uygulamalı etiğin alanına giren problemlerin erdem etiği ve alaka etiği perspektifinden de açıklanmaya çalışıldığını da eklemekte fayda vardır.


3) Aile içi yüz yüze iletişimin dışında sosyal medyaya kayan sosyalleşme aktivitelerimiz “anonimlik”, “yüz yüzeliğin kısıtlanması” gibi problemleri beraberinde getirirken internet etiğinin sosyal medya konusundaki yaklaşımı nedir?

  1990’lı yıllarda internetin dünya genelinde yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandığını bilmekteyiz fakat önceden herkesin internet erişimi ve sosyal medyanın bugünkü kadar popüler olmadığını, internet erişimi için belli bir kotanın olduğunu, hızla ilgili sorunlar yaşandığını ve çoğunlukla e-mail yolu ile iletişim sağlandığını hatırladığımızda ister istemez günümüzde gelişmiş teknoloji ile birlikte hızın ve erişimin son derece gelişmiş olduğu gerçeğini kabul ederiz. İnternetle ilgili bu gelişmeler insanlar arasında mesafeleri kısalttığı ve kişilerin birbirine ulaşılabilirliğini kolaylaştırdığı gibi birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. Sosyal medyada kişi hakları ihlali, kişisel veri güvenliği ihlali ve siber suçlar bu sorunlar arasında sayılabilir.  Bu noktada internet etiğinin devreye girdiğini söyleyebiliriz. İnterneti kullanırken uymamız gereken ahlaki kurallar bütünü olarak tanımlayabileceğimiz internet etiği internetin yaygın kullanımı ile birlikte dünya gündeminde yerini almıştır. Online platformlar üzerinden büyük gruplar arasında iletişim denince akla gelen sosyal medyada da internet etiğinin de ilgi alanına giren kişi haklarına saygı önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İnternet üzerinden gerçekleştirilen sohbetler ve sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda anonimlik maskesinin ardına sığınarak ahlaki olmayan davranışlar sergilemek, başkalarına karşı hakaret içeren yorumlarda bulunmak ve suçlayıcı ifadeler kullanmak kişi hakları ihlaline girmektedir. İnternet etiğinin de ön gördüğü şekilde başkalarının haklarına ve özel hayatlarına saygılı olmak ve sosyal medya üzerinden iletişim sağladığımız kişilere karşı doğru tavır sergilemek gereklidir.

Yazar Osman Armağan Yardım

Biraz felsefe, sosyoloji ve psikanaliz; biraz da edebiyat ve anime.

Konya, Selçuk Üniversitesi: Sosyoloji/Felsefe

blank

Game of Thrones bilginizi ölçüyoruz!

blank

Akdeniz’de Bir Felaket: Costa Concordia