in

Nietzsche ve Sartre’ın İnsanların Ahlak Anlayışları Üzerine Düşünceleri

  Nietzsche en temelde hâkim olan ahlakın kaynaklarını ortaya koyar. Nietzsche beşeri olayların içinden çıkan temelde iki ahlak olduğunu söyler: İlki efendi ahlakı, diğeri ise köle ahlakıdır.

  Antropolojik bir yaklaşımla, efendi ahlakı güçlüler, köle ahlakı ise zayıf olanları temsil ediyor diyebiliriz. Tarihsel süreçte Nietzsche’ye göre, ilk ortaya çıkan ahlak, efendi ahlakıdır. Asil, güçlü, yüksek mevkili olanlar, şeylere isim verme haklarını kullanarak değerleri ve değer yargılarını belirlemişlerdir. Bu değer yargılarının, değerler hiyerarşisini belirleyen aristokratik değerlerdir. Bu durumda iyi-kötü aslında asil-kötü ayrımıdır. Köleler ise bu efendi ahlakına karşılık reaksiyon göstererek, onları mal varlıklarından ve yaşadıkları refah hayatlarından dolayı kötü olarak nitelendirmişlerdir. Vicdan sorumluluk ve ruh kavramlarını da köle ahlakı kendi varlığının teminatı olarak ortaya çıkarıp efendi ahlakına karışı kullanmıştır.

 Nietzsche öznenin, bilincin, ruhun, vicdanın oluşturulmasının ardından insanların içgüdülerinden uzaklaştığını ve sadece birer bilinç varlıkları haline geldiklerini söyler. Bu yüzden Nietzsche insanların tutkularının da baskı altında yok olup yaratıcılıklarının yerini güçsüzlük ve korku almıştır. Nietzsche’ye göre hâkim ahlakın kuralları bağnaz ve baskıcıdır. İnsanların yerine getirmesi imkânsız olan kurallar koyar ve bunları yerine getirmesini bekler. Bu yüzden başarısızlığa uğrayan insanlar kendilerinden ve hayatlarından nefret eder. Bu insanlar sonunda saldırgan tavırlar sergilerler.

  Bu iki çeşit ahlak anlayışı da hükmettiği insanı uyuşturur, insanları sürünün üyesi haline getirir ve tepkilerini öldürür. Hakim ahlak insanların bilimi geliştirmesini, entelektüel olmasını, duygusallıklarını, sanatsal yeteneklerini önemsemek yerine herkesin diğerlerini yargılamasını ve kontrol etmesini önemser. Sözde ahlaklı olmak adına insanları, kendilerini bütün yönleriyle gerçekleştirmelerinden alıkoyar.

  Nietzsche bu ahlakın en sonunda klasik metafiziksel gelenekle beraber nihilizmle sonuçlanacağını söyler ve bunu “Tanrı öldü.” söylemi ile haber verir. Nietzsche’ye göre, ahlaka yönelik eleştirisinde, ahlaka bir sebepten, onun bir güç olmasından uymak çıkarcı bir köleliktir. Bu tür boyun eğme ahlak olarak değerlendirilemez. Nietzsche için ahlak, insanın doğasını reddetmeden, insana bir sınırlama getirmeden, kişinin kendi yeteneklerini, tutkularını temel bir amaç doğrultusunda bir araya getirerek bir süreçten geçip bu sürecin sonundaki kişi ahlaka uyar. Hristiyan etiği ya da Kant’ın etiği gibi bir üst kaynaktan türetilen ahlak yasasını kabul etmez. Çünkü eğer yüce bir kaynak yoksa yani  ‘tanrı ölürse’ o zaman her şey mübah olur mu? İnsanlar onları yöneten bir gücü, otoriteyi ortadan kaldırdığımızda iyi ve kötü kavramlarını umursamadan her şeyi yapmaya başlar mı yoksa kendileri için iyi olana karar verirler mi? Dostoyevski bu konuda “Tanrı yoksa her şey mübahtır.”  der. Sartre ise Nietzsche gibi bu konuya cevaplar verir. Nietzsche’nin “Tanrı öldü.” sözüne paralel olarak bakış açısını sunan Sartre için varoluş özden önce gelir. Yani “Önellikten hareket etmek gerekir.” der. Sartre’ın varoluşçu düşünden anladığımız şey insan kendini nasıl yaparsa öyle olacaktır. Tanrı yoksa insan doğası diye bir şey olmaz; insan nasıl olmak istiyorsa öyledir. Eğer insan nasıl bir insan olacağını seçiyorsa o zaman olduğu kişi, sorumluluğunu da beraberinde getirir. Bilinç ile insan kendinin nasıl olacağına karar veriyorsa bunun sorumluluğunu da almalıdır. İnsan kendini seçer der Sartre, kendini seçerken de bütün insanları seçer. Olmayı istediğimiz insan, diğer insanların da nasıl olması gerektiği konusundaki beklentilerimizi düzenler. Bu durumda seçtiğimiz, olmak istediğimiz insan, gerçekte de ‘İnsan nasıl olmalı?’ sorusuna yanıt vermiş oluyor. Bu nedenle kim olduğunu seçen insan sandığından büyük bir sorumluluğu da üstlenir. Bu yük de bunaltı yaratır.

  Dostoyevski’nin “Tanrı yoksa her şey mübahtır.” sözü de Sartre için varoluşçuluğun çıkış noktasıdır. Gerçekten de tanrı yoksa her şey mübahtır; değerler yoktur, kader yoktur. Dolayısıyla ‘kişi özgürdür, insan özgürlüktür’. İnsan artık yalnızdır. Sartre  bu durumu anlatırken “İnsan özgür olmaya mahkumdur.” sözünü kullanır. Yani Nietzsche Tanrı’yı öldürdükten sonra insanı özgür bırakmıştır. Sartre için insan yeryüzüne geldikten itibaren artık bütün yaptıkları kendi sorumluluğundadır.

avatar

Yazar Sine Kurt

Ege Üniversitesi-Sosyoloji

blank

Korona Sonrası Bizi Ne Bekliyor?

blank

21. Yüzyılın Dâhisi Elon Musk ve Onun Uzay Hayalleri