in

Oğuz Atay: Eleştirel Aydın Bireyin Topluma Bakışı

 Bu yazıda Oğuz Atay’ı ve eserlerini sosyal bağlamlarıyla değerlendirlendirmeye çalıştım; bunu yaparken Pierre Bourdieu’nun kavramlarından biraz yardım aldım. Yazıyı ise birkaç Oğuz Atay alıntısıyla bitirdim. İyi okumalar!

 Oğuz Atay 1934 yılında, Kastamonu İnebolu’da dünyaya gelmiştir. Ankara Maarif Koleji’ni ve İTÜ inşaat fakültesini bitirdikten sonra İstanbul’da bazı edebiyat çevreleriyle arkadaşlık kuracaktır. Onun edebiyat alanına girmeye başlaması Türk Edebiyatı’nın edebi dil ve anlatımdaki değişimlerini yaşamaya başladığı dönemlere denk gelmektedir.

 Onun siyasi ve entelektüel sermayesini aile bireylerinin habitusuna dek sürmek mümkündü. Annesinin yarı Fransız ve sınıf öğretmeni oluşu onun edebiyatla ilişkisini etkileyecekti ve o dönemlerde Batıda yükselen ve özellikle Fransız kökenli varoluşçuluk edebiyatta da kendini hissettiriyordu. Babasından gelen siyasi sermaye (babası CHP’de 11 yıl milletvekilliği yapmıştı) ise onun Kemalist-Aydın’ın öykünmeci, göstermelik batılılığı karşısında eleştirel bir tutum takınmasını sağlıyordu. Ancak onun da tüm bunları yanında bir “aydın” olduğunu kaçırmamak gerekir. Oğuz Atay eserlerinde bunun da bir eleştirisini getiriyordu muhakkak; o bir taraftan küçük burjuva aydınının eleştirisiyle diğer taraftan Türkiye’deki aydınların bunalımlarıyla ilgileniyordu (Timuçin, A. Aydın İnsanın Düşüncel Bunalımlarını Eleştiren Yazar: Oğuz Atay, Milliyet Sanat Dergisi.)      

 Diğer yandan o akademisyen ve mühendis bir kimliğe sahipti. Bunun da getirisiyle ince bir işlemeyle hazırladığı üst-kurmaca anlatısıyla Tutunamayanlar romanı için 1970’de TRT’nin roman yarışmasına başvurdu ve birinci olarak seçildi. 1971 ve 1972’de iki cilt olarak basılan Tutunamayanlar çok ilgi görmedi ve bütün eserleri o yaşarken ikinci baskısına ulaşamadı. Alan içinde bir başkaldırı, dilde ve anlatımda yenilik, Türkiye’nin ilk post-modern romanı diye ve değindiği konular itibariyle bazı önde gelenler tarafından övgüyle bahsedilse de okuyucu tarafından büyük karşılıklar bulamadı. Alan içinde de tümden kabul edildiği söylenemezdi, “okulsuz ve alaysız” oluşu, aydınlara karşı eleştirel ve mizahlı tutumu kuşkuyla karşılanmıştı (Batur, 1984). Romanları, öyküleri ve oyununda döneminin çokça üstünde toplumsal sorunlara, örneğin bir köy-köylülük sorununa, değinmiyordu. Tüketicinin de kendi habitusuyla esere yaklaştığı düşünülürse Oğuz Atay’ın bir aydın eleştirisi ve yeni bir edebi anlatım getirmesi değerinin neden geç anlaşıldığına bir açıklama olabilirdi.       

 Anayasal değişiklik, Yeni Dergi ve Papirüs dergisinin ortaya çıkışı, edebiyatta batıdan gelen dildeki ve anlatımdaki sınırların kalkışı, Nazım Hikmet’le iyice hissedilen sosyalizm etkisi ve varoluşçuluğun bireysel buhranı (Batur, 1984) içinde Oğuz Atay’ın bu yenilikçi yaklaşımı alan içinde daha marjinal bir yer bulmasını kolaylaştırıyordu aslında. Bir değişim içinde olan Türk edebiyatı için Tutunamayanlar ve Oğuz Atay başarılı ve yerinde bir temsildi muhakkak. Ancak Tutunamayanlar’daki Selim ve Tehlikeli Oyunlar’daki Hikmet ile çoşumcu karakterlerin çevrelerine duyarlılığı (Demiralp, O. 1978) ya da çoşumcu bir duyarlılıkla en sonunda kendilerine bu dönüşleri ya da belki de kendilerinden hiç çıkamadıklarını fark edişleriyle aslında daha çok bireyi yazıyordu Oğuz Atay. Belki de bu yüzden, o dönemlerde her ne kadar bireyci temalarda eserler verilse de toplumsal gerçekçilik hakimdi (Demiralp, O. 1987: 8-9) ve Oğuz Atay günümüzdeki kadar tanınmamıştı.        

 43 yıllık yaşamının son 7 yılında eserlerini yazan Oğuz Atay, siyasi ve kültürel sermayesini eserlerinde hep göstermiştir. Tutunamayanlar’da, Tehlikleri Oyunlar’da ve Korkuyu Beklerken’deki çoğu karakteri entelektüel kişilerdir. Toplumla bir şekilde çatışma halindedirler ve kendileriyle de varoluşsal anlamda ilgili kimselerdir. O ilgisini topluma çevirdiğinde karşısına hep batıya olan sahte öykünmenin çıktığını görürüz: Çoşkun’un (Oyunlarla Yaşayanlar) zoruna giden şive taklidinde ve Server Gözbudak’ın (Eylembilim) sahte-aydın-akademisyenlere karşı duruşunda…   

 Peki Oğuz Atay neden kendi çağına göre şimdi daha çok okunmaktadır? 1977’de ölümünden sonra okunurluğu giderek artmaya başlamıştı. Dizilerle, sosyal medyada aforizma fetişiyle bir şekilde kültür endüstrisine dahil olması ve popüler kültür nesnesi haline gelmesinden ziyade onun özellikle 80’lerin ortasından sonra daha çok görülür olması nedendir? Bunu 80’lerde değişmeye başlayan siyasi ve sosyal Türkiye’nin içinde görmek mümkün olabilir. İktidara olan güvenin sarsılması ve post-modernizmin iyice kendini göstermesiyle küreselleşme tüketici habitusunu da şekillendirmeye başlamıştır. Daha bireyci temaların tercih edilişi, direkt eleştirinin yerine Atay’ın dilinde olduğu gibi mizahla harmanlanan bir eleştiri iktidar korkusunun bir etkisi olabilir.            

 Oğuz Atay’ın “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” (Atay, O. Korkuyu Beklerken, 2013, sf:196) diyerek okurunu araması; Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar’daki metinler-arasılığın ve üst-kurmacanın “sıradan” okuru zorlamasının bir göstergesiydi belki de. Romanları içinde oyunlara yer vermesi, tarihsel karakterlere ve düşüncelere atıfta bulunması, bazen sabır isteyen dili asgari düzeyde entelektüellik gerektiriyordu. Giderek artan eğitim sayesinde ve kentlileşmenin de etkisiyle yabancı insan teması onun eserlerini daha çekici kıldı ve en sonunda da dizilere konu (Poyraz Karayel, 2015-2017) oldu. Dizi sektörü yazarın daha çok tanınmasına sebebiyet verdi. Ancak roman eserinin diziye işlenmesi aynı esere ikinci bir tüketici şeklini de çıkardı: eseri edebiyat metni olarak tüketenler ve dizi sayesinde esere merak salanlar… Bence dizinin tüketici habitusu romanın tüketici habitusunu karşılayamadı ve diziden dolaylı okurların birçoğunun hevesi Atay’ın romanlarında kırıldı; çünkü popüler kültür sermayesiden kaynaklı ilgi farklı bir sermayenin ve habitusun ürünü olan Atay’ın eserlerini karşılamaya yetmedi.       

 Yine de Oğuz Atay, yazdıklarıyla –acıklı da olsa- güldürmeyi hep başarmıştır ve insancıllığını hep korumuştur. Onu bence özel kılan biraz da budur. Yazıyı birkaç Oğuz Atay alıntısıyla bitirmek istiyorum:

 “Canım. Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.”  –Tehlikeli Oyunlar, s:140

 “Hayat oyunlarını gereğinden fazla ciddiye alan merhum, ölümü de aynı ciddiyetle karşıladı. Onun kadar ciddi olmayan biri, böyle bir durumda, hiç olmazsa baygınlıkla yetinebilirdi.” –Oyunlarla Yaşayanlar, s:108

“Yorulmuştu. ‘Bu ayrıntılardan yoruluyorum,’ diye yakındı. ‘Ondan sonra da asıl meselelerde suç işliyorum. Bunlar konuşulmazsa hayat olmaz, diyorlar bana. Kim bilir, belki bunlar konuşulmasaydı, belki hayat olmasaydı ben de kendimi gösterme fırsatı bulurdum, herkes hakkında kötü şeyler hissetmezdim…’” –Tehlikeli Oyunlar, s:286

 “Olayları hatırlıyorum, nedenleri hatırlamıyorum. Buyrun size mesele! Peki, nasıl köt oluyorum? Zamanla. Doğru. Zaman her şeyi hallediyor değil mi albayım?” -Tehlikeli Oyunlar, s:387

 “Evet evet, daha bizde insanların kendilerini öldürme yüzdesi çok düşük.’ Ve bu istatistik bilgisinden, hiç beklemediğim bir sonuç çıkardı: ‘Bu yüzden bizde henüz roman yazılamaz.’” –Eylembilim, s:75

Kaynakça

– Batur, E. Geleceği Elinden Alınan Adamın Geçmişi de Elinden Alınacak Diye Korkuyorduk, 1984, İstanbul

-Demiralp, O. Oğuz Atay’ı Değerlendirmek Yolunda, Oluşum, sayı 12, 1978

-Demiralp, O. Korkuyu Beklerken’e Önsöz, 1987, s: 8-9

-Timuçin, A. Aydın İnsanın Düşüncel Bunalımlarını Eleştiren Yazar: Oğuz Atay, Milliyet Sanat Dergisi

avatar

Yazar Osman Armağan Yardım

Biraz felsefe, sosyoloji ve psikanaliz; biraz da edebiyat ve anime.

Konya, Selçuk Üniversitesi: Sosyoloji/Felsefe

blank

ABD VE ÇİN’İN BÜYÜK SAVAŞI: ÇOK MERKEZLİ DÜNYAYA KISA BİR BAKIŞ

blank

Mücevherler, Fondüler ve Jet d’Eau