in

Olmak Ya Da Olmamak, Bütün Mesele Bu Mu?

  Olmak, var olmak… Sadece, maddesel bir düzlemde yaşayan bir canlının kendi varlığından haberinin olmasını tanımlayan bir fiil midir? Yoksa günümüze kadar, hayatını var olmanın asıl anlamını arayarak geçirmiş düşünürlerin fikirleriyle paralel bir biçimde açıklanması imkansız olan bir mesele mi? Biyolojik fonksiyonlarımızın bizi var etmeye yetmediğini düşünen ve psikoloji literatürüne  “Kendini Gerçekleştirme” kavramını kazandıran insandan ve onun bu teorisinden bahsetmek istiyorum. Abraham Maslow.

  Ailesinin onun için daha iyi gelecek düşlemesi nedeniyle Amerika’ya göç etmelerinden sonra 1908’de Brooklyn, Amerika’da dünyaya geldi. Yahudi bir ailenin çocuğu olarak okul yaşantısında birçok zorluk yaşadı. Kendisi bu durumu, “Ben hiç Yahudi komşuların olmadığı bir yerdeki tek Yahudi çocuktum, bu sanki beyaz çocukların okuduğu bir okulda tek siyah çocuk olmaya benziyor. İşte bu yüzden kendimi hep dışlanmış ve mutsuz hissediyordum. Ama bu sayede laboratuvarlarda ve kitapların arasında büyüdüm.” cümleleri ile ifade etmektedir. İnsanlar tarafından bu denli dışlanmasına ya da öyle düşünmesine rağmen Maslow günümüzde hümanistik psikolojinin öncüleri arasında yer almaktadır. Hümanistik psikoloji her insanın özünde iyi olduğunu, istediğimizde ve içimizdeki potansiyeli keşfettiğimizde hepimizin her şeyi başarabileceğimizi savunan bir psikolojik yaklaşımdır. Maslow’un bu denli insanlardan ve dost sıcaklığından uzak geçen bir çocukluğun ardından, bu dünyada sadece 195 bin yıldır varlığını sürdüren bir tür olan biz Homo sapienslere karşı bu denli keskin pozitif yargılar öne süren bir yaklaşımın öncülerinden olması beni hep şaşırtmıştır.

  Abraham Maslow içimizde bulunduğunu düşündüğü bu sonsuz potansiyele ulaşmamız için kurduğu teorisini 1943 yılında yayımladığı “Hierarchy of Needs” adlı çalışmasında bir beşli piramit sistem üzerinden açıklamıştır. İsminden de anlayabileceğimiz gibi bu sistem birbirine hiyerarşi düzeyinde bağlı olan ihtiyaçlardan oluşmaktadır. Piramidin aşağılarında en temel ihtiyaçlarımız bulunurken, yukarı doğru tırmandıkça ulaşması daha güç ve daha kompleks ihtiyaçlarla karşılaşırız. Bütün bu ihtiyaçlarımızı sırası ile karşıladıktan sonra ise gerçek potansiyelimize ulaşmış ve kendimizi gerçekleştirmiş oluruz. Maslow bu şekilde varlığımızı hem maddesel hem de manevi olarak tamamladığımızı ve anlamlandırdığımızı düşünmüştür.

  Şimdi teoriyi daha detaylı inceleyelim. En alt basamak “fizyolojik” ihtiyaçlar ile başlar. Bunlar; nefes alma, su, yemek, boşaltım, uyku, cinsellik gibi ihtiyaçlarımızdır. Bu ihtiyaçlarımızı tamamladıktan sonra ikinci basamak “güvenlik” ihtiyaçlarına ulaşabiliriz. Maslow burada; beden güvenliği, mülkiyet güvenliği ve iş güvenliği gibi noktalardan bahsetmiştir. Özetle hayatımızın her noktasında kendimizi güvende hissetmemiz gerektiğini vurgulamıştır. Piramidin bir üst basamağı, ”sevgi ve aitlik” ihtiyacıdır. Maslow romantik ilişkilerin, ailevi-ilişiklerin ve dost ilişkilerinin kendini gerçekleştirme yolunda önemli bir basamak olduğunu düşünmüştür. Belki de kendisinin yalnız bir çocukluk geçirmiş olmasının bu konuya özel bir önem vermesinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu basamak tamamlandıktan sonra karşılamamız gereken diğer önemli ihtiyaç “saygı” ihtiyacıdır. Maslow bu basamakta iki tür saygıdan bahseder. İlki dışarıdan gördüğümüz saygı, ikincisi ise kendimize duyduğumuz saygıdır. Ona göre etrafımızdaki insanların bize karşı duyduğu saygı, kendimize karşı duyduğumuz saygının yoksunluğu durumunda bir hiçtir. Elbette etrafımızdaki insanlar tarafından saygı görmek onurlu bir meziyettir. Fakat kendimize saygı duymayan biri isek bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz başarıların ve kişiliğimizin bir önemi yoktur. En sonunda, bütün bu piramit basamaklarını eksiksiz bir şekilde sırası ile tamamladıysak sonunda son basamak “kendini gerçekleştirmeye” ulaşabiliriz. Artık gerçek potansiyeline ulaşmış, hayatı ve varlığı hakkında hiçbir şüphesi kalmamış bir bireyiz. Teşekkürler Abraham Maslow.

  Elbette diğer bilim dallarına oranla fazlasıyla genç olan psikolojinin bile erken döneminde ortaya atılan bu teorinin, bu kadar yüzeysel bir yol ile insana bir nevi “felsefe taşını” vaat etmesi anlaşılabilir durum. Sonuçta psikoloji bilimi adına yapılan ve dünya tarafında saygı gören bilimsel çalışmaların hayli az olduğu bir dönemde Maslow’ un biraz hayalperest olmakla beraber sıra dışı bir biçimde pozitif olan “insan” algısının birleşiminin böyle bir teorinin oluşmasında etkili olduğunu açıkça görebiliriz. Maslow insan ihtiyaçlarını doğru bir biçimde analiz etmiş fakat onları elde etmenin yollarını fazla sade ve bize getirilerini ise oldukça abartılı biçimde açıklamıştır. Ayrıca insan ve evren doğasının kaotik yapısını ne yazık ki göz ardı etmiştir.

Kaynakça

King, l. (2007). TheScience of Psychology

Kottak, C. (2010). Anthropology: Appreciating Human Diversity
Hoffman, E. (1988). The Right to Be Human
avatar

Yazar Abdurrahman Koçak

Başkent Üniversitesi Psikoloji

blank

Uluslararası Arenada Egemenliğin Değişen Yüzü

blank

Çiçeği Öldürmek