in

Sonsuz Modern Dünya

Bir gün moderniteye açtı insanoğlu gözlerini ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Bildiğimiz anlamda modern dünya tam olarak ne zaman oluşmaya başladı, insanlar içine girdikleri bu bambaşka evreni tam nerede çözümlemeye başladı bilinmez fakat tarihçilere göre on altıncı yüzyılda başlamış olan insanlığın bu uzun yolu halen devam etmekte. Dünyanın insanı her alanda sarıp sarmaladığı ve adına modernite dediği bu dev dönüşümü tanımlamak ise hala o kadar kolay değil.

Karmaşalar dünyasıdır modern dünya. İnsanlığın tarih boyunca bildiği her şeyi yerle bir etmiş, yerine yeni ama bir o kadar karmaşık, bir o kadar korkutucu ve bir o kadar da bilinmez kavramlar getirmiştir. Düşünmenin ve soru sormanın yeni bir biçimi ortaya koyulmuştur adeta. Aydınlanma, bilim ve rasyonalite sayesinde her şeyi anlayabileceğini sanan insan; dünyada sorulması gereken sonsuz soru olduğunu, belki de her şeyi anlayacağını ve de hiçbir şeyi anlamayacağını görmüştür.

Dev bir orkestraya her gün yeni bir enstrümanın eklenmesi gibidir bu.

Gruplar sürekli birbirleriyle çatışır, her grubun kendi içinde sonsuz çelişkisi vardır modern dünyada. Çünkü herkes haklıdır ve herkes haksız. Kesinlik yoktur artık. İyi, kötü, doğru, yanlış, erdem, ahlak ve hakikat net sınırlarla çizilemeyen varoluşlara dönüşmüşlerdir. Her şeyin karmaşık, absürt ve ürpertici olduğu bu dünyada kişinin kendine dönmekten başka çaresi kalmamıştır. Her birey kendi içindeki anlamlara beslemeyi öğrenmiştir bu kavramları, bazen kendisini unutmak pahasına da olsa. Cesaret isteyen bir maceradır bu, tehlikesi net bir cevabı olmayışındandır. İnsan tektir bütün bu değişimin ortasında. Gücünü ve ilhamını kendinden alır. Nietzsche’ye göre birey kendini bireyselleştirmeye cesaret eder modern dünya sayesinde. Eskinin tatmin etmeyen, alışılmış dünyasına karşılık yeni değerler oluşturmaya niyet eder.

                                                                          Görsel: Füsun Kavrakoğlu

Bunun imkânsız olduğunu, modernitenin ise yalnızca bir halüsinasyondan ibaret olduğunu düşünenler de vardır elbette. Modern dünya kimi zaman kişinin yapabileceklerinin sınırının olmadığı büyülü bir rüya gibiyken kimi zamansa tüm araçlarıyla ve gerçekliğiyle capcanlı karşımızda durur. Kimilerine göre araçlarıyla bireyleri sistemde tutmak için birbirlerinin aynısı olan mekaniklere çevirse de aslında tam tersidir; bireye kimseye benzemek zorunda olmadığı, yalnızca kendi olabileceği fanuslar verir. Herkes kendi fanusunu dilediği renge boyayabilir. İçini merak ettiği tüm bitkilerle doldurabilir. Doğayı daha iyi dinlemeye çalışır insan, ondan yeni renkler öğrenir. Bir araç olmaktan çıkıp amaca dönüştürür onu. Modern dünyanın kazandırdığı bu yeni düşünme biçimi sayesinde çok daha büyük anlamlar yükler evrene, sanata, doğaya, bilime ve kendine. Modernite sayısız sıfat verir insana ve en önemlisi, hepsini seçebilir insan ya da hiçbirini.

Belki de modernitenin en büyük devrimi sonu bilinmez devamlılığıdır. Ne zaman ve nasıl başladığını, minik zihinlerden koca dünyaya nasıl yayıldığını bilmediğimiz gibi ileride nasıl evrileceğini bilemememizdir. Belki de insanoğlunun keşfettiği şeyler keşfedeceklerinin milyonda biridir.

Kaynakça

Füsun Kavrakoğlu

Britannica

avatar

Yazar Bilge Kurban

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Edebiyat, sinema, seyahat ve münazarayla ilgilenmeyi seviyorum.

blank

Salonumuzdaki Doktor: Gülseren Budayıcıoğlu

blank

Berlin’deki Kira Kontrolü Bize Ne Anlatıyor?