in

Türkiye’de Kent Heykelciliği

Türkiye’de yapacağınız şehirlerarası bir yolculukta belki bir kayısı, bir  horoz, ya da dev bir ekmek heykeli görebilirsiniz. Kimi zaman uygulanış biçimleri, kimi zaman çağrıştırdıkları öğeler, kimi zaman da maliyetleri ile gündeme gelen bu heykeller artık hemen her şehrin, her ilçenin olmazsa olmaz bir parçası. Peki bu heykeller nereden çıktı? Nasıl bu kadar yaygınlaştı?

Heykel sanatının ortaya çıktığı tarihe gidelim:

İnsanlık var olmaya başladığı andan itibaren heykel var. Peki şehir heykellerine neden ihtiyaç duyulmuş? Muktedirler için var olmuş ve muktedirler tarafından sipariş edilmiş. Prestij, manipülasyon, ajitasyon için de var. Bu türler çok olumlu olduğunu söyleyemeyeceğimiz değerleri barındırır. Peki Türkiye‘de şehir heykelleri ne zaman yaygınlaşmaya başlıyor?

Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türkiye’de şehir heykelleri yaygınlaşmaya başlıyor. 1928 tarihli Taksim anıtını ilk şehir heykeli olarak nitelendirmemiz mümkündür. Taksim Meydanı’ndaki heykelden günümüze kadar üretilen şehir heykelleri gerek siyasi gerek şehirleşme ile dönemler arasındaki keskin farkların bir temsili olarak ortaya çıkmış.Bir siyasi parti tarafından yapılan heykel diğer siyasi parti iktidara gelince kaldırılmış, bazı heykeller ise çeşitli dönemlerde saldırıya uğramış. Peki o günden bugüne nasıl geldik?

Algı, bilgi, kültür eksikliklerinin bir biçim yaratma ya da o biçime anlam yükleme konusunda, yani heykel sanatının en temel işlevi konusundaki belirsizliklerin günümüzde şehir heykeli olarak anılan bir takım oluşumlara zemin hazırlayabilir. Son dönemlerde yapılan her heykel ya estetik tarafı ile ya da maaliyeti ile ya da politik bir eleştiri ile gündeme geliyor. İnsanlar hiçbir şey olmamış gibi heykellerin yanından geçebiliyor. Ankara’da ki transformers heykelleri, Bursa’da ki çatala batırılmış köfte heykeli gibi örnekler aklıma geliyor. Bu akım neden yaygınlaştı diye düşündüğümüzde son 10 yılda Türkiye Cumhuriyeti kentlerinin  takıntı haline getirdiği iki kavram akla geliyor. Birincisi marka şehir diğeri inovasyon. Her şehrin yerel ürünleri ve yerel değerleri gittikçe erozyona uğruyor. Bir de o erozyon ortamı içinde en görünür olan değeri heykelleştirmeyi tercih ediyorlar. Bornoz giymiş horoz heykeli dahi var ülkemizde.

Görsel

Heykeller kenti temsil ediyor aslında. Şehri temsil etmeye yönelik girişimi sadece onu karikatürize etme amaçlı olduğunu düşünen bir zihniyet var. Bunu mimarlık alanında da  görüyoruz. “Burada Osmanlı yapısının ne işi var?” diyoruz mesela. Örneğin kente stadyum yapılıyor ve stadyum dış kaplamasını o şehrin pişmaniyesi ünlü olduğu için pişmaniye şeklinde yapıyorlar.

Heykellerle ilgili diğer dikkat çeken nokta ise maliyetleri. Bu heykelleri yapan firmalara baktığımızda yapım aşaması ve maliyetlere ulaşmak istediğimizde maliyet bilgisine ulaşmak çok zor.Yurt dışında da örneklerini gördüğümüz heykeller Çin’den ucuz bir şekilde ithal edilebiliyor. Ancak belediyelerin kaça mal ettiği muğlak. Bu durum suistimale açık bir alan çünkü belediyeler farklı bir maliyet söylediğinde ispat edebilecekleri bir alan yok. Belediye ihaleleri sadece birilerine vermek değil de, bu alanın şeffaf olmasını sağlamalıdır. Yani bir heykeltıraş sanatçısı alanı görmeli ne yapılacağının çizimine bakabilmelidir. Bunun önüne geçmek için kriterler ne olmalı diye baktığımızda da belediyeler, şehir yöneticileri, şehir sevk ve idaresinden sorumlu insanlar mutlaka bir üniversite veya sanat üretimini kaliteli olarak yapan kurumlar ile işbirliği içinde olmalı ve bu sanat yolsuzluğa açık bir alan haline getirilmekten çıkarılmalıdır diyebiliriz.

KAYNAKÇA

Şehir Heykelleri

Fethi Sekin

Kapak Görseli: Cumhuriyet
blank

Haftalık Gündem (21-28 Haziran)

blank

Amerika’ya Reddiye