in

Üçüncü Sınıf Yazar

On defa döndü tirbuşon hem kendi etrafında hem de altmış yıllık bir Fransız şarabının etrafında. Eğer tüm koşullar uygun olsaydı şarap on yıl daha yaşlanacak ama bunu on günde başarmış olacaktı. Bir eliyle şişeyi kavradı, sıkıca. Diğeriyle de çekti tirbuşonu, tüm gücüyle. Üç damla şarap sıçradı şişeden. Biri halıya, biri masaya düştü. Son damlaya ne olduğunu gören kimse olmadı, zaten düşen damlalar o akşam orada bulunan kimsenin umurunda olamazdı.

Akşamın karanlığı tüm evi sarmaya başlamışken yirmili yaşlarındaki iri çocuk mumları yakmak üzere ayaklandı. Bir hafta sürecek olan elektrik kesintisinin dördüncü günüydü. Kilere gidip kapının arkasında tek başına dört çekmeceye bakmaya çalışan dolabın üçüncü çekmecesinden avuçlarına sığacak kadar mumu kaptı. Geldiği tüm yolu yaptığı hareketlerin tam tersini yaparak döndü. Çekmece kapandı önce, sonra da kilerin kapısı. Adımları geri geri gitti. Salonun kapısından hiç çıkmamış gibi, hatta mumlar bir anda elinde belirivermiş gibi davrandı. Cebinden çakmağı çıkarıp yaktı mumu. Kendi de o mumla birlikte yandı. Mum eridikçe çocuk da eridi. Ardında ise biraz kül, biraz duman ve biraz da portakal kokusu bıraktı.

Annesi çocuğa seslendi, çocuk tepki vermedi. Bu üç kez tekrarlandı. Kadın söylenerek alel acele büyük demir bir tabağa doldurduğu yemekle birlikte söylenerek salona girdi. Çocuğunu göremedi. Bir anda ortalıktan kaybolduğu için küfretti ona. Hem de ne küfür. Öğrendiği tüm küfürleri düşündü. On dört yaşında zorla evlendirildiği kocasının yıllarca onu döverken savurduğu küfürlerdi bunlar. Duraksadı, bu sefer daha yüksek sesle söylenmeye başladı;

“Hangi karının peşine gitti kim bilir. Kendi şeyinin keyfi için etrafı da batırıp gitmiş, mal. Bi’de koku sürünmüş. Babası gelmeden gelse bari, bu sefer de göremezse kesin öldürür bu çocuğu bu herif. Allahım sen yardım et, evladımın başına bir şey gelmesin. Hilal, koş kız! Abin yine kaçmış.”

Yemeği yerdeki sininin üstüne bıraktı, Hilal’e tekrar seslendi. Bu sefer ona da küfretmişti.

Hilal gözlerini açtı. Hava soğuk sayılırdı ama ev buzhaneden farksızdı. Yedinci sınıfta Fen Bilgisi dersinde öğretmeninden öğrenmişti en acısız ölümün donarak ölmek olduğunu. Çünkü beden uyku haline geçerdi, o da hep uykusunda ölmek istemişti. Acı çekmekten korkuyordu. Fakat babası onu üç büyük baş hayvan karşılığında çoktan satmıştı. Hem de kendinden kırk yaş büyük bir adama. Adamın dördüncü karısı olacaktı. Diğer üçünü öldürmüştü. Hilal on beş yaşındaydı. Kalktı, annesinin yanına gitti. Sarılıp kendini güvende hissetmek istedi, olmadı. Yediği tokadın etkisiyle savruldu. Kendini toparladı ve sofrayı hazırladı. Son kaşığı yerine koyduğunda kapı vuruldu.

Anne elindeki tüm işi bıraktı, üstünü düzeltti. Hilal’i de yanına aldı, kapıyı açtı. Belermiş gözleri ve tüm öfkesiyle bağırmaya başladı adam. İlk tokat anneye atıldı, hemen özür diledi kadın. İkinci tokat Hilal’e atıldı. Hilal hiçbir şey demedi. Adam daha çok sinirlendi, Hilal o akşam yediği en büyük dayağı yedi, annesiyle birlikte. Adam cevabını bildiği halde oğlunu sordu. Kimseden çıt çıkmadı. Anneye dönüp baktı, önce bir tövbe estağfurullah dedi, sonra da çocuğun bir daha bu kapıdan giremeyeceğini. Kadın itiraz etmeye çalıştı, adamın eli havaya kalktı. Kadın sustu, adam elini indirdi, kadının kulağına. Kadın düştü, adam yemeğini yedi. Hilal odasına gitti.

O akşam adam dışında o evde kimse yemek yemedi.

Herkesin kadehindeki şaraplarla eş zamanlı olarak bitti hikâye. Anlatıcı bir sigara yaktı, misafirler tek tek gitti. Anlatıcı çalışma odasına geçti, çekmeceden annesi ve kardeşi Hilal’in fotoğrafını çıkardı, bakıp iç çekti ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.

 
avatar

Yazar Ali İhsan Cihan

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde Sosyoloji öğrenciliği yaparken bu yıllarımı sinema, edebiyat ve müzik üzerine inşa edip bu konular hakkında fikir beyan ediyorum.

blank

Denge, Sabır, Konsantrasyon: Fatma Zehra Köse

blank

Meraklı, Neşeli ve Kuşkucu: Metin Uca