in

Asker Churchill

  Yayın hayatına başlayan “The Vox Populis” ekibine bu fırsat için teşekkürlerimi sunuyorum, umarım emeklerinin karşılığını alırlar ve bu platformun devamlılığını sağlamayı başarırlar. “Asker Churchill” yazımı uzunluğundan dolayı seri halinde yayınlamayı düşünüyoruz, iyi okumalar dilerim.

  Churchill hakkında araştırma yapmaya başlamadan önce sanıyorum çoğumuz gibi bende, Sir Winston Churchill’i ikinci dünya harbinde verdiği mücadeleden ve daha sonraki başbakanlık  anılarından biliyordum. Belki de pazarlama sektörünün bir yansıtmasıdır ki Churchill önümüze çoğu zaman Hitler ve Mussolini’ye karşı verdiği mücadeleyle daha sonrasında da demir perde sözleriyle kazındı. Churchill’in dünyaya tarihine etkisiyle sınırsız teori üretilebileceğini düşünüyorum. Basit bir alternatif tarihçilik yapmak gerekirse, fikrimce eğer İngiltere ve liberal demokrasi ikinci dünya harbini kaybetseydi ne kıta ne kara Avrupa’sında demokrasiden söz edemeyebilirdik. Çünkü o senaryoda belki de Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, Fransa’da Vichy, İngiltere’de Wolsey ve belki de savaştan kaçınmayı başarmış Sovyet Rusya’sında Stalin başta hüküm süren liderler olacaklardı. Şüphe barındırmaz ki bu demokratik olmayan liderler bütün dünyanın ideolojik fikrini rahatlıkla etkileyebilirdi. Peki bu savaştan başarıyla ayrılmış Churchill kimdi? Bu soruyu araştırırken Churchill’in askerlik hayatı ilgimi çekti ve fikrimce Churchill’i sıradan bir siyasetçi olmaktan kurtarıp elit bir lider yapan etkenlerden birisi de askeri kariyerindeki tecrübeleriydi.

 Harrow ve Sandhurst

 Churchill öğrenci hayatında akademik konularda başarılı olsa da dikkat ve düzen konusunda ilkokuldan beri her hafta ailesine şikâyet edilmiştir. Churchill bizim deyimimizle liseyi 1572 yılında kurulmuş Harrow’da okudu. Okulda sosyal olarak çok aktif olmasa da çeşitli yarışmalara katılıyor, etkinlikler de yer almaktan geride kalmıyordu. Bu etkinliklerden birisi de askeri sınavlara hazırlanırken katıldığı eskrim turnuvasıydı, Churchill o yıl hem okulda hem de devlet okulları arasında eskrim kupasını kazandı. Anılarında bahsettiğine göre Churchill’in askeriye için aklındaki okul Sandhurst Kraliyet Askeri akademisiydi. 1892 yılı temmuz ayında girdiği ilk sınavdan başarısız olmuştu. Kasım’da olan sınava hazırlanırken öğretmeni onun için ailesine övgü dolu mektuplar yazıyordu fakat babası Lord Randolph, Düşes Fanny’e (Churchill babaannesi) yazdığı mektupta “eğer yine kazanmazsa Rotchild’lerle olan bağlantımı kullanarak ona güzel bir iş bulacağım”[1] yazmıştı. Kasım ayında Churchill ikinci sınava girdi fakat tekrar başarısız oldu. Askeri sınava üçüncü kez Londra’da özel bir dershanede hazırlanıyordu ve 1893 senesinde akademiyi kazandı. Süvari sınıfını kazanan Churchill babasının nüfuzu sayesinde boş kalan kontenjandan 60. Piyade Alayına yerleşti.  İlk dersler olarak taktik, kuvvetlendirme, haritacılık, askeri hukuk ve askeri yönetim dersleri aldı aynı zamanda jimnastik ve binicilik derslerini alan Churchill, akademi biterken binicilik dersinde 127 kişi arasından okul ikincisi oldu. Babasından aldığı destekle akademi yıllarında sürekli kitap okuma şansını yakalayan Churchill strateji-taktik, piyade ve süvari kitaplarına ayrıca Amerika Sivil Savaşı, Fransız-Alman ve Rus-Türk Savaşlarına yakından ilgi gösterdi. Süvari sınıfına olan ilgisi ve binicilikteki yetenekleri gittikçe gelişiyordu ve anılarını yazdığı kitabında “Sandhurst’deki en büyük zevkinin atlar olduğunu belirten Churchill”[2] Lord Randolph’a süvari sınıfına geçmek istediğini ifade etmiş fakat babası tarafından geri çevrilmiştir. 1884 senesinde son sınavlarına girdi ve akademiyi 130 kişi arasından 20. olarak tamamladı.

4.Hafif Süvari Birliği

  Lord Randolph’un 24 Ocak 1895’de ölümünden 4 hafta sonra, Churchill 4.Hafif Süvari Birliği’ne katıldığı gazetede yayınlandı. “Görev emri gelenek gereği Kraliçe Victoria tarafından verilmiş ve Savaş Bakanı Campbell-Banerman tarafından imzalanmıştı.”[3] 4.Hafif Süvari Birliği’nin başında Churchill’in onun için “Londra’daki askerler arasında parlayan bir yıldız[4] dediği Albay Henry Moore-Brabazon vardı. Albay Brabazon ve Churchill’in ailesinin yakın dostlukları vardı ve hatta Harrow zamanlarında birkaç kez Churchill albayla görüşmüştür. Tahin edildiği Aldershot’da günleri erleri eğiterek, binicilik, bilardo ve akşamları vist oynayarak geçiriyordu. Churchill büyük zevki olan biniciliği artık daha da geliştirmiş yarışlara katılmaya başlamıştı.  Aldershot’da katıldığı bir koşu yarışında atı engelin üzerinden atlarken takılmış ve Churchill sakatlanmıştı. Bir diğer yarışı da olaylı oldu, 4.Hafif Süvari Birliği arasında yapılan engelli koşu yarışında kazanan at ile bildirilen at farklı olduğu anlaşılınca yarış iptal edilmiş, Churchill’in aldığı üçüncülük geçersiz sayılmıştı. Bu olay skandal olarak karşılandı ve bu yarışa katılan bütün atlar yapılacak bütün yarışlardan men edildi. Asker Churchill akademi zamanlarında ilk siyasi etkinliklerine başlamıştı. Bazı şehir toplulukları kendisini konuşma yapması için davet ediyor, onunla fikir alışverişine giriyorlardı. Bu konuşmalarla beraber Churchill’in gelecekteki kariyer fikirleri değişiyor Lady Randolp’a bir mektubunda “askerliği tanıdıkça daha çok seviyorum ama giderek de benim işimin bu olmadığına inanıyorum”[5] yazmıştır.

Küba Gezisi

  1895 senesinde askeri yıl yaz-kış olmak üzere ikiye bölünmüş ve kış döneminde talim yapılmamıştı. Her askere 2,5 aylık bir dinlenme (uninterrupted repose) zamanı verilmişti. Bu dinlenme zamanını Churchill ve arkadaşı Reginal Barnes Küba ziyaretinde geçirecekti. O zamanlar Küba’da İspanyollar ve isyancılar (Küba yerlileri) arasında süregelen büyük bir iç savaş vardı. İspanyollar adaya 80.000 asker yollamış, isyanı kesin bir kararlılıkla bastırmayı amaçlıyorlardı. Buna karşın adanın yerli halkı, amansızca başlatılan bir gerillayla İspanyol askerlere karşı özgürlük mücadelesi veriyorlardı. Churchill, iki tarafında bu mücadelesinden oldukça etkilenmiş ve ilk savaş alanı olarak görmek istediği yeri burası olarak belirlemişti. Babasının arkadaşı Sir Henry Wolf ve ardından İngiltere Madrid Büyükelçisine mektuplar yollayarak gerekli izinleri almaya çalıştı. Yolladığı mektuplardan gelen görüşler olumlu olduktan sonra Churchill ve Barnes İngiliz ordusu başkomutanı Mareşal Lord Wolsey ile görüşmeye gitti. Lord Wolsey de onları Askeri İstihbarat Başkanı General Champan’a yönlendirdi. Bu sayede gezilerine resmiyet kazandırma şansını yakalayan Churchill ve Barnes, orduya istihbarat sağlamak için görevlendirilmişlerdi. Bahsedilmesi gereken bir diğer önemli husus ise Churchill’in yazar hayatı, fikrimce onun bu özelliğine de ayrı bir çalışılma yapılması gerekliliktir, kendisi hayatının her döneminde yazmaya önem vermiş, yazılarını çeşitli yayın organlarına göndermiştir. Churchill Küba ziyaretinde de yazılarını göndermek için “Daily Graphic” gazetesiyle 5 yazılık bir anlaşma yapmıştı. Churchill ve Barnes yolculuklarına 30 Ekim’de başladılar, ilk önce New York’a, orada 1 hafta süre geçirdikten sonra trenle Florida’ya ve sonrasında Havana’ya hareket etmişlerdi. Havana’dan trenle Santa Clara’ya geçip Mareşal Martinez’i görüştüler. Mareşal, Churchill ve Barnes’i kendileriyle ilgilenecek olan Teğmen Juan O’Donnell ile tanıştırdı. Teğmen onlara en güvenilir olacak şekilde bir yol önerisi yaptı, birkaç istişare ardından yapılan plan; Santa Clara’dan trenle Cienfuegos’a, oradan deniz yoluyla şu anki ismiyle Tunas de Zaza’a ve son olarak da Tunas’tan yine en korunaklı tren yoluyla Sancti Spiritus’a ulaşılacaktı. Yolculuk 3 gün sürdü, geldikleri günden sonraki gün Mareşal ve 3.000 askeride Sancti Spiritus’a varmıştı. Ordu yürüyüşüne başlarken Churchill’de onlara katılmıştı ve aklında şu düşünce vardı; “ne dostlarımızın ne de düşmanlarımızın(foes) kalitesini bilemeyiz. Onların kavgaları bizi ilgilendirmiyor ve revolverlerimizi ancak kendimizi korumak için kullanabiliriz.”[6] Harekât gün doğumuyla beraber başladı. İlk gün Sancti Spiritus bölgesinde 30 kilometre ilerlediler. Günler geçtikçe Churchill oradaki askerlerle iletişimini arttırıyor, farklı kişilerle tanışıyordu. Bu kişilerden birisi Teğmen Benzo’idi. Teğmen ona bu savaş için “ülkemizin bütünlüğünü korumak için savaşıyoruz”[7] demişti, bu söylemden etkilenen Churchill ilerde anılarında şöyle yazacaktı “Hiç şüphem yok ki kötü eğitimimden dolayı, diğer ulusların sahip oldukları şeyler hakkındaki düşüncelerinin bizim düşüncelerimizle aynı olabileceği gerçeğini unutmuşum. Onların Küba için hissettiklerinin aynısını biz İrlanda için hissediyoruz.”[8] 29 Kasım’da ordu Arroyo Blanco adlı bölgeye ilerlemişti ve geceyi de burada geçirmişlerdi. 30 Kasım Churchill’in 21.yaş günüydü ve o yine orduyla beraber yürüyüşe katılmıştı. Öğleden sonra yürüyüşe ara verildi, hızlı bir mola olması beklentisinde olan askerler yemekleri çantalarından hızlıca çıkarmış hatta çoğu asker erzaklarını atlarının sırtında tüketiyordu. Churchill de yanında getirdiği tavuğu çantasından çıkarmış tam yiyeceği sırada arkasındaki at bir anda kişneyip yere yıkılıverdi. Çevrelerindeki ormandan yaylım ateşi(volley) açılıyordu, bir kurşun Churchill hemen yanına sekmesine rağmen saldırıdan yara almadan kurtulmayı başarmıştı. Hızlıca bir grup asker doğrudan ateşin açıldığı yere koştu fakat çabaları nafileydi saldıranlar kaçmayı başarmıştı. O sırada Churchill yerde yatan atla ilgileniyordu, kurşun atın kaburgalarına girmişti, yapılan müdahalelere rağmen at kurtarılamadı. Sonraki gün havada bunaltıcı bir sıcaklık vardı. İki İspanyol asker, Churchill ve arkadaşını göle gitmeye davet etti. Gölden çıkarken bir vızıltı sesi duyuldu arkasından bir daha sonra bir daha, yine kendilerine doğru ateş açılıyordu bu sefer kurşunlar Churchill’in kafasını sıyırmıştı. Hızlıca askeri üsse geri döndüler fakat orda da çatışma çıkmıştı. 1 saatlik yoğun ateş sonrasında isyancılar geri çekilmeye başladılar. Churchill Daily Graphic’e son yazdığı yazısında “İspanyollar ülkeden öyle çok para almıştı ki üretim kuruluşları felç olmuş ve kalkınma olanaksızlaşmıştı, böyle bir sistemin olası tek sonucu, ulus çapında ve haklı bir ayaklanmadır” (Martin, s. 71). Churchill Aralık ayının ikinci haftası Küba’dan ayrıldı ve memleketine döndü.

Hounslow ve Deepdene

  1896 yılının ilkbaharında 4.Hafif Süvari Aldershot’dan Londra yakınlarındaki Hounslow’a taşındı. Anılarında bu durumdan gayet memnun olduğunu belirtiyordu çünkü artık kışlada kalmıyor, kışlaya haftanın 3 veya 4 günü evinden geliyordu. Memnuniyetinin başka sebepleri de vardı; kışla Aldershot’ da olduğu sıralar akranlarının ve daha üst cemiyet insanlarının verdikleri davetleri ve partileri ayrıca kendisinin çok büyük tutkusu olan polo turnuvalarını ve koşu yarışlarını kaçırıyordu. 19. yüzyıl İngiltere’sinde bugün futbol ne anlam ifade ediyorsa o zamanlarda her türlü “at oyunu” o günün insanları için o ifadeyi taşıyordu, bütün toplumun beğenisini üzerinde toplamayı başarmıştı. Churchill izlemeye katıldığı turnuvalarda sürekli yeni gazeteciler, siyasetçiler, askerler tanıyordu. Katılığı bir turnuva da o zamanın Galler Prensi ve ileride kral olacak Albert Edward ile tanışma şansı oldu. Bu arada 4.Hafif Süvari Birliği Hindistan’a gitmek için hazırlanıyordu. Churchill kışladaki görevlerini aksatmadan yerine getiriyor ama bu sefer farklı bir davet için bir süre kışladan ayrılması gerekiyordu. Galler prensi kendisini Londra’nın güneyinde kalan Deepdene bölgesinde davete çağırıyordu. Davet listesine bakınca Churchill fazlasıyla gururlanmıştı çünkü davete Albay Brabazon, General Sir Bindon Blood gibi yüksek rütbeli askerler davet edilmişti. Yola çıkmak için hazırlanan Churchill ilk treni kaçırmış, ikinci trenin de sürekli durması ve yavaşlığından dolayı şehre 5 veyahut 6 istasyon kala trenden inip o zamanın taksi hizmeti diyebilceğimiz bir hizmetle davete yetişmeye çalıştı. Bu sırada Deepdene’deki kraliyet evinde prens ve 12 davetli yemek masasını oturmuş fakat Churchill gelmeden yemeğe başlamıyorlardı, bunun sebebi o zamanalar İngiltere’de inanılan 13 sayısının lanetiyle alakalıydı. Prens bu batıla inanıyor olmalı ki Churchill’in gelmesini 45 dakika bekledi ve yemeği başlatmadı. Churchill yemek salonuna girip salondan özür diledi ve gecikmesinin sebebini anlattı fakat bunun üzerine Galler Prensi ciddi bir ses tonuyla “size orduda dakik olmayı öğretmediler mi Winston?”[9]  demişti ve ayrıca Galler Prensi bu cümleyi Churchill’in komutanı olan Albay Brabazon’a bakarak söylemişti. Churchill davetlilerin önünde küçük düşürülmüş ve hatasının azarını çekmişti. Churchill hatıralarında anlattığına göre 1 saat sonra prens kendisinin gönlünü almış onu da masadaki konuşmaya dahil etmişti. Bu yemeğin ardından Churchill Sir Bindon Blood ile tanışma şansını yakaladı. Bindon Blood 1895’te Hindistan’ın Malakand şehrinde savaşlarda büyük başarılar elde etmiş, kabileler ile İngiltere ve Hindistan Hükümeti’nin (British Raj) ilişkilerini geliştirmişti. Churchill general için anılarında “bu General Hindistan cephesindeki en güvenilir ve tecrübeli komutandır[10]  yazmıştır. Eğer Hindistan’da tekrardan bir harekât başlatılırsa bunun başında olacak kişi büyük olasılıkla Bindon Blood’idi bunun farkında olan Churchill general ile konuşmasında ondan bir söz kapmayı başarmıştı. Bindon Blood ona Hindistan’daki ilk savaşında kendisini çağıracağına dair söz vermiştir.

Hindistan

  Churchill 11 Eylül 1896’da Hindistan’a gitmek üzere gemiye bindi. 4. Hafif Süvari Birliği Bangalore şehrine transfer olmuştu. Bangalore’da askerler “bungalov” denilen evlerde kalıyordu. Churchill ve iki arkadaşının (Reginald Barnes ve Hugo Baring) bungalov evleri birbirilerine çok yakındı. Bangalore da askerler günlük 14 şilin (1 pound ’un 1/20) ve aylık at bakım ücreti için 3 pound almaktaydılar. İngilizler Hindistan’da da Polo kültürünü geliştirmiş, hatta nerdeyse bütün Hindistan da polo kulüplerini yaymayı başarmışlardı. Bu üç arkadaşın da ortak en büyük zevkleri poloydu. Gelirlerinin büyük bir kısmını bungalov evlerinin yanına büyük bir ağır yapmaya harcıyorlardı ve uzun uğraşlar sonucu 30 at besleyebilecek kapasitede bir ağır yapmayı başarmışlardı.  Churchill Bangalore’da kendini akademik anlamda eğitecek bir hoca bulamayacağından kendini kitaplara verdi. Her gün en az 4-5 saat kitap okuyordu. Pek çok farklı yazarı ve türü okudu; Charles Darwin, Platon, Gibbon, Macaulay. Filozof ve tarihçi Winwood Reade okuduktan sonra ise şöyle diyecekti “bilim ve mantığın soğuk ve parlak ışığı katedrallerin penceresinden girecek ve bizler dışarıya, kırlara çıkıp Tanrıyı kendi başımıza bulmaya gideceğiz. Doğanın büyük yasaları çözülecek, kaderimiz ve geçmişimiz belli olacak. O zaman, insanlığın gelişimini hoş bir şekilde teşvik etmiş dinsel oyuncaklardan vazgeçebiliriz[11]. Churchill kendine bir sistem geliştirmiş başlayacağı kitapla ilgili fikirlerini bir nota yazıyor ve kitap bittikten sonra da aldığı notlara bakıyordu ve en son düşüncelerini “Yıllık Notlar” dediği defterine kaydediyordu. 1897 yılında ordunun kurmay subayı yapılmıştı fakat Hindistan’da olduğu yerde oturmaktan hiç mutlu değildi. Girit adasına patlak veren Türk-Yunan savaşına gitmenin yollarını arıyordu, birkaç gazeteye muhabirlik teklifi yaptı ama reddedildi. Girit şansını tutturamayan Churchill bu seferde Sudan’da General Kitchener’in harekâtına katılmak istiyordu fakat büyük çabalarına rağmen orasıda olmamıştı. Bir süre sonra Hindistan’ın kuzeyinde “Peştun  İsyanı” başladı. Bu isyanı bastırmaya yönelik 3 tugay görevlendirilecek ve bu tugayların başına General Sir Bindon Blood atanacaktı. Churchill bu haberi gazetede öğrendikten sonra ivedilikle generale Deepdene’de verdiği sözü hatırlatan bir telgraf çekti. Birkaç gün sonra generalden gelen mektupta ordunun dolu olduğu fakat Churchill’e muhabir olarak katılabileceği belirtiliyordu. Churchill annesine Hindistan’dan telgraf çekerek kendisine yazılarını yollayabileceği bir gazete bulmasını istedi ve aynı zamanda o da Hindistan’da Pioneer gazetesinin savaş muhabiri olmuştu. Annesi bağlantılarını kullanarak Churchill için Daily Telegraph gazetesiyle 5 yazılık bir anlaşma yaptı. Churchill 28 Ağustos akşamı Bangalore’dan Malakand şehrine doğru yola çıktı. Birkaç gün sonra Malakand’a varmıştı fakat General Blood bir kabile isyanını bastırmak için Bunerwals (Buner) bölgesine gitmişti. İki gün sonra dönen Bindoon Blood Churchill ile görüşüp onu General Jeffreys’in yönettiği 2.tugaya yönlendirdi. 2.Tugay’a verilen görevler açıktı; Peştunların su kaynaklarına zarar ver, köylerini talan et ve birliklerini ortadan kaldır. 12 Eylül günü Churchill bu savaşa hakkında mektubunda “uygarlık ve militan Müslümanlık karşı karşıya”[12] yazmıştı.

 16 Eylül günü ilk harekâtına çıkıyordu. Annesine şöyle yazmıştı “güne saat altı buçukta başladım, 1.300 süvariyle birlikte atımı ileri doğru sürdüm.”[13]  Harekât başladı, ordunun bir kısmı Mamund Vadisine doğru ilerleyip vadinin en yüksek tepesine çıkmayı ve civar köylere baskı yapmayı planlıyordu. İngilizler kendilerinden emindi fakat karşılarındaki isyancıların yaşamaktan başka hiçbir şansları yoktu bu yüzden ölüme koşarcasına İngiliz ordularına saldırmışlardı. General Jeffreys’in tugayı Vadinin büyüklüğünden dolayı parçalara bölündü ve birbirlerinden ayrı hareket etmeye başladı. Churchill’in içinde olduğu ekip kurşun yemeden fakat uzun uğraşlar sonucu tepeye varabilmişti. Churchill tepeye vardığında bir kayanın üzerine oturup etrafına bakmaya başladı,General Jeffreys’in ordusu çevrede gözükmüyordu, onlardan bir saat öne hareket etmiş olmalarına rağmen çevrede hiçbir İngiliz askeri yoktu. Tepeye çıkana kadar yanındaki kişilerin sayısının azlığını fark etmeyen Churchill, tepede 4 İngiliz ve 85 Sih askeriyle beraberdi. Tepenin yakınındaki köye ulaşmışlardı, Churchill yanında bir İngiliz asker ve 8 Sih askeri ile köyün eğim olarak aşağıya olan tarafına doğru ilerliyordu bu sırada arkada kalan ekip köyün evlerini dik dik aramakla meşguldü. Bir süre sonra Sih alayının komutanı gelip Churchill’e geri çekileceklerini bildirdi ve batarya geri çekilirken bu köyde kalıp, grup yeni pozisyona çekilinceye dek onları bu köyden korumalarını söyledi. Churchill piyadelerin geri çekilişini izlerken,birden bir ses patlaması oldu ve karşı dağdan çekilen kılıçların yansımaları parlamaya başladı,dağ sanki hayat bulmuştu. Churchill’in olduğu köye Peştunlar bugünün sis bombaları diyebilceğimiz toplar atıyor ve süratli bir şekilde köye doğru koşuyorlardı. 8 Sih askeri ivedilikle ateş açmaya başladı. Churchill’de onları katıldı, kendi silahının kurşunu bitince yerde yatan bir Sih askerinin tüfeğini alıp art arda isyancılara ateş etti, arkadaşına mektubunda “40 kez ateş ettim”[14] yazacaktı. Çatışma devam ederken arkalarından Sih komutan geri çekilmek için tek şansınız diye bağırdı. Churchill ve ekip geri dağa doğru çıkarken bir top sesi duyuldu ve iki asker öldü üç kişi yaralandı. İngiliz kültüründe yaralıları arkada bırakmamak onur sayılırdı, iki İngiliz ve 6 Sih askerini kampa geri taşımışlardı. Kampa döndüklerinde general ve ekibi hala ortalıkta yoktu. O gece teğmenler aralarında arama ekibi gönderilmesi hakkında münakaşa ediyorlardı, bu fikir alışverişinin sonunda aldıkları karar kimsenin kamptan çıkmaması yönünde oldu. Çünkü bir grup dışarıya çıkar ve yakalanırsa daha büyük facialarla karşılaşılma ihtimali vardı. İki gün sonra, gece saatlerinde general ve bataryasını bir köyde buldular. General başından yaralanmış fakat ciddi bir şeyi yoktu. Generalin bataryası da köye yeni giriyor ve köyü koruma adına etraftaki sınır evlere konuşlanıyorlardı. Fakat onlarla beraber Peştunlar da köye yeni giriş yapıyorlardı bütün gece iki taraf arasında çatışma çıktı. Churchill anılarında anlattığına göre; Peştunlar bütün köy yapısını bildikleri için kendi mutfaklarında acımazsa savaşıyor İngiliz askerlerinin yerlerini sanki ezberlerindeymiş gibi biliyorlardı buna karşın İngilizler karanlıkla savaşıyordu. Sabah saatlerine doğru İngilizlerin kazanmasıyla son bulan mücadelen sonra tugay rahatlamıştı. Churchill o hafta 2 farklı bölgede daha savaştı ve Tirah bölgesine naklini istedi. Churchill daha sonra anılarında vadide yapılan harekatlarla ilgili “her köye saldırışımızda 2 veya 3 İngiliz, 10-15 kadar da Sih askeri kaybettik. Bunu kayıplara değip değmediğini söyleyemem yine de iki haftanın sonunda vadi tahrip edilmiş ve onur kazanılmıştı”[15] yazacaktı.

 

  16 Eylül’deki yenilgiden sonra ayın ilerleyen günlerinde daha güçlü kabilelerde isyana katıldı. Afridiler bugünün Afganistan-Pakistan sınırında güçlü topluluklardan oluşan bir kabileydi. Hindistan hükümeti (British Raj) Tirah bölgesine doğru bir operasyon düzenleme kararı aldı.

  Hindistan hükümeti bu harekat için 35.000 kişilik bir ordu yönlendirmeyi düşünüyordu. Tirah Maidan’ına bu tarihe kadar daha önce hiç beyaz üniformalı asker girmeyi başaramamıştı. Bu orduyu komuta etme görevi yüksek tecrübeli General Sir William Lockhart’a verildi. Bindon Blood o sıralar yine Malakand’daki kabilelerle uğraşıyor onların düzende kalmasını sağlamaya çalışıyordu. Bu sıralarda Churchill Bangalore’daki rutin hayatına geri dönmüş, kendi birliğiyle eğitimlere katılıyor, devriyelere çıkıyordu. Bir asker olarak her zaman ön safta olmak isteyen Churchill gözünü bu sefer de Tirah harekatına çevirmişti. Londra’daki annesine ilişkilerini kullanması için mektuplar yazıyordu kendisi de Kalküta’da yüksek rütbeli askerlere isteğini belirtiyorfakat olumlu hiçbir sonuç alamıyordu.

  O kış kitabı “The History of Malakand Fieldforce” bitirdi ve annesine el yazmalarını gönderdi. Churchill kitabının büyük bir başarı sağlayacağını düşünüyordu çünkü kendisini anlattığı yerleri nerdeyse yok denecek kadar aza indirmiş ve savaşta yer alan diğer komutanların görüşlerini ve tecrübelerini kitaba dahil etmişti kitapta savaşı tarafsız gözlemleye çalışmıştı. Kitap basıldıktan sonra İngiltere’de güzel bir başarı sağladı ve Churchill kitabı hakkında onlarca mektup aldı. Anılarında bir mektubun asla aklından çıkmadığını söylüyordu. Galler Prensi yolladığı mektupta kitabı övüyor ve Churchill’i kutlamaktan kendini alamadığını yazıyordu.

  Bangolere’dan 1.400 mil uzaklıktaki Meerut’da birlikler arasında Polo turnuvası düzenleniyordu, Churchill de birliğiyle beraber bu turnuvaya katıldı. Bu sırada Tiran bölgesindeki harekatlar aynı Malakand’da olduğu gibi kanlı geçiyor ve son zamanlarına yaklaşıyordu. Bölgedeki ordunun içinde Churchill’in yakın arkadaşı Lan Hamilton’da görevli subaydı. Hamilton ile mektuplaşmalarından sonra, turnuvadan yarı finalde elenen Churchill’in önünde iki seçenek vardı ya güneye giden trene binip Bangalore’a geri dönecek ya da kuzeye giden trene binip Tirah sınırına gidecekti. Churchill eğer Tirah sınırına gittikten sonra eğer resmi bir görev alamazsa Bangalore’a geri dönmediği için cezalandırılacaktı ki bu cezanın sonunu kestirmek hiç kolay değildi. Churchill,  buriski alıp kuzeye giden trene bindi. Üç gün sonra General Sir William Lockhart’ın askeri merkezine gelen Churchill, ismini Sir Lockhart’ın yaverine yazdırıp etrafta dolaşmaya başladı. Kısa bir süre sonra generalin yaveri (aide-de-champ) Haldene, Churchill’in yanına gelip generale ismini vereceğini söyledi. Kısa bir süre sonra generalden olumlu haber geldi ve Churchill’in resmi ataması gazetede yayınlandı. Tirah harekatının son zamanlarıydı bu yüzden Churchill burada hiçbir zaman kurşun altında kalmadı ama Tirah cephesinde bulunuşu ona İngiltere de büyük bir ün kazandırdı. Tirah cephesinin Churchill’e kazandırdığı en iyi şey ise çevresini genişletmek oldu, annesine yazdığı mektubunda bu durum hakkında şöyle diyordu “şuan, ileride yüksek görevler alacak bütün generalleri tanıyorum”.

Kaynakça

Churchill, W. (1930). My Early Life. London: Odham Press Limited.

Martin, G. (ç. 2011). Churchill Bir Yaşam. (S. Sertabiboğlu, Dü.) Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

[1] (Martin, s. 39)

[2] (Churchill, s. 45)

[3] (Martin, s. 61)

[4] (Churchill, 1930)

[5] (Martin, s. 65)

[6] (Churchill, s. 80)

[7] (Churchill, s. 82)

[8] (Churchill, s. 82)

[9] (Churchill, s. 93)

[10] (Churchill, s. 91)

[11] (Martin, s. 81)

[12] (Martin, s. 90)

[13] (Martin, ç. 2011)

[14] (Martin, ç. 2011)

[15] (Churchill, s. 146)

Yazar Bülent Karakaş

Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

blank

Afrodisias’ın Renkli Sırları: Antik Kentin Keşfi Üzerine Bir İnceleme

blank

NBA bir tutkudur. Peki sen bu tutkuya ne kadar hakimsin?