in

Crassus: Carrhae’nin Aptalı

Nerede kalmıştık?

 Önceki yazımda sizlere Crassus’un servetini nasıl ve nerelerden elde ettiğini açıklamıştım eğer okumadıysanız bu yazıdan tam verim alabilmek için onu okumanızı tavsiye ederim. Bu yazımda ise Crassus’un servetini genişletmek, Roma Cumhuriyetindeki askeri ve siyasi etkisini arttırmak ve “iş imparatorluğunu” büyütmek için ne kadar ileri gittiğinden bahsedeceğim. Haydi başlayalım!

 Milattan önce 50’li yıllarda Roma Cumhuriyetinde politika 3 adam tarafından domine ediliyordu: Julius Sezar, Pompey Magnus, Marcus Crassus Licinius. Sezar ve Pompey ile birlikte Birinci Triumvirlik’i oluşturan Crassus, resmi olarak olmasa da Roma Cumhuriyetini yöneten 3 adamdan birisiydi. Bu ikiliye göre Crassus’un farkı çok belliydi. Crassus’un askeri ve politik kariyeri ne Sezar’ın ki kadar şanlı ne de Pompey’inki kadar parlak idi. Crassus Üçüncü Köle Savaşlarında zamanın Roması için en büyük tehdit olan Spartaküs’e karşı zafer üstüne zafer kazanırken Pompey isyancıların son kalıntılarını öldürdüğü için Senatoya erkenden gidip tüm isyanı kendisinin dindirdiği yönünde propagandalar yaptırmış, tüm şanı ve şöhreti üstüne almış burada durmayarak ona karşı çıkıldığında ise küstahça bunu savunmuştur. Bu 3’lünün kurduğu ittifaka göre Sezar, Galya’yı(günümüzde Fransa ve Belçika), Pompey, Hispania’yı(günümüzde İspanya) ve Crassus ise Suriye’yi yönetecekti. Böyle sıralandığında Suriye kulağa yönetilmesi ve gelirleri bakımından mantıksız bir seçenek olarak gelebilir fakat o zamanki Suriye ve Levant (Doğu Akdeniz kıyıları ve çevresini kaplayan bölge:Kudüs, Şam, Halep) vergi, tahıl, köle, hayvancılık bakımından Roma Cumhuriyetinin gelirlerinin önemli bir kısmını kaplıyordu.

 Crassus ve Pompey’in arası yıllar geçtikçe daha çok açılmış fakat anlaşmalarına göre birlikte çalışmaları elzem olduğu için bu anlaşmazlıklar hep göz ardı edilmiştir. Bu 3 dostun anlaşmasına göre; Crassus Suriyedeki görevine doğru yol almıştır.

 Roma’dan yola çıkmadan önce Senatodaki bir Tribune maiyetindekilerle beraber Crassus’un önünü kesip onun Suriyede Parthia’lılara karşı savaş fikrini “kişisel hırs” ve “açgözlülük” olarak tanımlayıp şehirden çıkmasını engellediğinde Pompey’in silueti sokakta belirdi ve Crassus’un yolunu açtı.Bu hareket yardımsever bir hareketten çok politik bir hareket olduğu için Crassus’un aklında hasmı ile ilgili bir değişikliğe sebep olmamıştı.

 Suriye’ye varır varmaz savaş hazırlıklarına başlayan Crassus hiçbir harcamadan çekinmedi. Hatta çoğu harcamayı kendi servetinden yaptı. 7 lejyonun(35,000- 40,000 birlik) masrafı Crassus’un servetini zedelesede, fethedeceği yerlerden gelecek ganimetlerle kâra geçeceğini bilerek hızlıca hazırlıkları bitirdi. Büyük İskender gibi “doğunun fatihi” olarak anılmak ve ilginin odağı olmak istiyordu.

 Fırat Nehrini geçerek savaşı resmi olarak başlatan Crassus, savaşın ilk başlarında hatrı sayılır başarılar elde etti. Carrhae ve birçok şehri ele geçirip garnizonlara asker yerleştirdi ve tekrardan Roma toprağına dönüp bir sonraki yıl için planlamalar yaptı. Bu sırada Galya’da Sezara hizmet eden oğlu babasına desteğe gelmişti ve beraberinde Sezarın ödünç verdiği 1000 süvariyi getirmişti.

 Seferden önce Crassus’un huzuruna gelen Ermeni Kralı ona kendi topraklarından geçmesini ve destek olarak 46,000 asker sağlayacağını belirtmiş fakat karşılığında fethedilen topraklardan pay istemiştir. Crassus bu teklifi reddetmiştir. Bu kararın sebebi kaynaklarda net olarak geçmemekle beraber, tahmin üzere Crassus güzel giden bir seferin başarısını paylaşmak istemedi ve Ermeni topraklarından gitmek, seferi gereksiz derecede karmaşıklaştırabileceğinden dolayı çekimser yaklaştı. Fırat nehrini direkt olarak geçerek eski rotasından ve fethettiği topraklardan vazgeçmedi.

 Sefer vakti yeniden geldiğinde, Crassus, komutanlarını dinlemeden inatla orduyu direkt olarak çölden yürüttü, askerlerin su molalarını kısalttı, hatta yemek vakitlerinin çoğunu hareket halinde geçirtti. İzcilerin raporlarını aldığında büyük bir Part ordusunun onlara doğru geldiğini öğrenen Crassus, askerlerine savaş için pozisyon almalarını emretti. Savaştan önce 2 kez kararsızca askerlerin pozisyonlarını değiştiren Crassus için tehlike, izcilerin belirttiği kadar büyük gözükmüyordu. Kendisinin neredeyse 50,000 kişilik ordusuna karşı sadece 10,000 atlı okçu ile yüzleşecekti.

 Savaş ilerledikçe Romalılar bulundukları yerden kıpırdayamadılar ve testudo(kaplumbağa şeklinde kalkan duvarı) formasyonunda saatlerce Part atlı okçularının saldırılarına göğüs germek zorunda kaldılar.Savaş, Crassus’un kararsızlığı, Partların doğu stili savaş taktikleri ve Part generali Surena’nın başarılı liderliği ile Roma yenilgisine doğru yol alıyorken Crassus oğluna tüm süvarileri toplayıp etraflarını saran atlı okçuları bertaraf etmesi için emirler verdi. İlk başta başarılı olan bu hamle Crassus’un oğlu Publius’un düşmanı fazla kovalamasıyla tamamen Roma süvarileri için bir tuzağa dönüştü. Çaresiz kalan Publius esir alınmasın diye askerlerinden birine onu öldürmesini emretti ve ana ordudan çok uzakta askerleriyle birlikte can verdi.

 Bunlardan haberi olmayan Roma ordusu hâla gelen oklara direnmeye çalışıyordu fakat tüm bu hengâmenin ortasında bir Part süvarisi Roma ordusunun tam önünde yatay olarak tur atmaya başladı.

 Bu süvarinin elinde uzun bir mızrak vardı.

 Mızrağın ucunda ise bir kesik baş.

 Süvari küstâhça mızrağı ve beraberindeki kesik başı sallayıp dört nala tur atıyordu.

 Romalı generaller ve Crassus olan biteni görmek için ön saflara yaklaştıkça gerçek felaketin ne olduğunu anlamaları kısa sürmedi.

 Kesik baş, Crassus’un oğlu Publius’a aitti.

 Crassus bunu görüp dağılan ordusuna emir verecek durumda bile değildi. Kaynaklarda Crassus’un uzun bir süre ordusuna emir veremediği ve tek kelime etmeden etrafa bakındığı geçmektedir.

 Roma Cumhuriyetinin belkide görüp görebileceği en büyük yöneticisi, ticaret adamı ve devlet adamı olan Marcus Licinius Crassus aklını kaybetmişti ve artık bırakın bir orduyu, kölelerine bile emir verecek durumda değildi. Onu savaş alanından çekip bir kamptan diğer kampa sürükleyen tecrübeli subayları dışında arkasında kimse yoktu.

 Romalılar umutsuzca Part ordusundan kaçarak Carrhae şehrine ulaşmıştı. Fakat beraberinde binlerce nomad ve onların başarılı kumandanı Surena’yı şehrin surlarına dökmüştü.

 Surena ve Romalılar ateşkes görüşmelerine başlamışlardı ve Surena, Crassus’u ateşkes görüşmelerini konuşmak için şehrin dışına çağırdı. Surena’nın barış görüşmeleri sırasında onlara zarar vermeyeceği sözüne güvenip, kampa giden Crassus tuzağa düşürüldü ve orada öldürüldü.

 Surena zaferinden dönerken esir aldığı bir Roma askerine kadın kıyafetleri giydirmiş ve onu herkese Crassus diye sergilemiştir. Efsaneye göre Crassus’un açgözlülüğüne atıf olarak cesedinin ağzına erimiş altın dökülmüştür fakat bunun gerçeklikle pek alakası olmayıp sadece bir efsane olarak kaldığı ve çoğu kaynakta geçmediği bilinmektedir.

 Tonlarca değerli mücevherlerin, köşkler dolusu kölelerin, vagonlar dolusu altınların hepsi Mezopotamya çöllerinde kızgın bir kum tanesinin üstüne Crassus’un kanıyla birlikte akıp gitmişti.

 Hayatı boyunca zaferin, itibarın, servetin peşinde koşan Crassus, evinden çok uzakta mağlup, aşağılanmış ve beş parasız bir halde ölmüştü.

 Üstüne kitaplar yazılan bu savaştan sonra ise bu büyük adamın mirası 5 yıl sonra ölecek olan diğer oğluna kalmıştı. Oğlu ise bu para ile ölen karısının anısına öyle büyük bir türbe yaptırdı ki(Caecilia Metella Türbesi), sonrasında bu türbe kale olarak kullanılmıştır.Buradan artan miras ise torunlarına dağılıp sessiz sedasız erimiştir. Crassus’un ismi ise hiç istediği gibi anılamadı. O ne becerisiyle ne de zekasıyla anılacaktı. Sonsuza dek adı “Carrhae’nin Aptalı” olarak bilinecekti. Gerçekten aptal mıydı değil miydi? Bunu kesin olarak söylemek zor, fakat antik döneme bıraktığı izler çok büyüktü.

 Roma Cumhuriyeti için ise bu savaş geri dönülmez bir noktaydı. Neredeyse 700 yıl sürecek bir savaşa bu kadar şoke edici ve yıpratıcı biçimde başlamak çok çetin bir durumdu.

 Diğer tarafta ise zaferinden coşku ve dönen Surena için işler hiç beklediği gibi gitmeyecekti. Savaştan sonra kazandığı popülerlik onun kralının gözüne batacak ve bu kıskançlıktan dolayı çok geçmeden bir celladın ellerinde can verecekti.

 Crassus’un ölümüyle beraber Julius Sezar en büyük destekçisini kaybetmiş ve kurdukları ittifak sona ermiştir. Pompey, Sezardan ve Populares(Crassus’un ve Sezar’ın bulunduğu halk sınıfı) grubundan gittikçe uzaklaşmıştır. Tüm bu olanlar bir domino taşı gibi Büyük Roma İç Savaşına yol açmış ve bu iç savaştan sonra Roma Cumhuriyeti artık Roma İmparatorluğuna dönüşmüştür.

 Crassus üzerine yazı serimin sonuna geldim. Ben yazarken çok zevk aldım umarım siz de okurken çok zevk almışsınızdır.

 

Kaynakça

  • Colleen McCullough’s series, Masters of Rome

  • Gareth C.Sampson , Defeat of Rome: Crassus, Carrhae and the Invasion of the East

 

 

avatar

Yazar Mehmet Emin Eraslan

Bursa Teknik Üniversitesinde Makine Mühendisliği bölümünde yüksek öğrenim görmektedir.Tarihin her sayfasını zihninde yaşayan ve her günü yeni bir mücadeleyle dolu olan yazarımızı tarih, ekonomi, teknoloji alanlarında yazarken görebilirsiniz. Hiçbir zaman umudu elden bırakmamayı ve her zaman öğrenmeye devam etmeyi amaç edinen yazarımız kendine idol olarak Leonardo Da Vinci’yi almaktadır. Tek isteği bir gün üstüne düştüğü tarih sayfalarında kendisinin parlamasıdır.

blank

50’lerden Günümüze Gecekondulaşma ve Arabesk Müzik Kültürü

blank

Penny Dreadful