in

Cumhuriyet Döneminde Türk Kadını

Kurtuluş Savaşı, Nene Hatun’un, Şerife Bacı’nın, Tayyar Rahmiye’nin, Gördesli Makbule’nin ve daha nice kadın kahramanlarımızın, evlatlarının ve torunlarının bu savaşa “Topyekûn Savaş” veya “Millî Mücadele” denmesine neden olduğu bir savaştır ve dünya tarihinde örneği yok denecek kadar azdır.

Cephede ve cephe gerisinde hem analık hem de vatandaşlık görevini, hiçbirini diğerine tercih etmeksizin, yüz akı ile gerçekleştiren Türk kadını, sadece yarının Türkiye’sinde değil, tüm dünyada kadın için, kadın hakları için verilebilecek mücadelenin en kutsal ve en ihtişamlısını vermekteydi.

Yirminci yüzyıl, tüm zaferlerin başında, bir de Türk kadınının kendi adına ve tüm kadınlar adına kazandığı bir zaferle başlıyordu. Böylece 18. Yüzyıldan sonra başlayan ve 20. yüzyılda yoğunlaşan kadın hakları savaşında Türk kadını, kendi payına düşeni hiçbir durumla karşılaştırılamayacak derecede mükemmel başarmış oluyordu.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nda erkeklerle birlikte cephede savaşan, toplumsal hayatta da var olduğunu ispatlayan kadınlara sosyal ve siyasal alanda hak ettiği konumu sağlamak amacıyla pek çok reform gerçekleştirmiştir. Atatürk gerçekleştirdiği reform hareketlerinde tek bir amaç gütmektedir. Bu amaç, Türk toplumunun çağdaş dünyada hak ettiği yerini bulması ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sağlam temeller üzerine oturtularak güçlendirilmesidir. Bu bağlamda Türk kadınının kaderinin Cumhuriyetle birlikte değiştiğini söylenebilir.

Ayrıca, Meşrutiyet döneminin bütün düşünce akımlarını ilgiyle izleyen, ülkesinin sorunlarını yakından inceleyerek bunlar üzerinde düşünen Atatürk, Türk kadınını “ikinci sınıf’ insan konumundan kurtarmanın zorunlu olduğu sonucuna ulaşmıştır ve Türk toplumunu çağdaş devletler seviyesine ulaştıracak gücün devrim ilkeleri doğrultusunda yetiştirilmiş kuşaklardan kaynaklandığını düşünmüş, Cumhuriyet’in ideal kadın tipini ailede, toplumda ve devlet idaresinde erkeklerle eşit koşullara sahip kadın olarak belirlemiştir.

Atatürk, daha Cumhuriyet’in ilanından dokuz ay önce kadın hukukunda inkılap ihtiyacı konusundaki düşüncelerini şu sözleri ile açıklamıştır:

“Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır… Yaşamak demek faaliyet demektir. Bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum felç olmuştur… Bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri lazımdır. Malumdur ki, her safhada olduğu gibi sosyal hayatta da iş bölümü vardır… Bugünün gereklerinden biri kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir”.

Atatürk, amaçlarını ilk olarak Medeni Kanun ile gerçekleştirmeye başlamıştır. Tek eşlilik esası getirtilmiş, evliliğin nikâh memuru tarafından ve iki şahit eşliğinde yapılması şartı getirilmiştir. Kadına da kocasından ayrılma hakkı tanınmış, kadınlar da erkekler gibi mirastan eşit olarak yararlanmaya başlamış, şahitlikte cinsiyet farkı engellenmiştir.

Atatürk, 1923’te Konya’da konuşurken Türk kadını ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getirir: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını gibi emek verdim diyemez. Belki erkeklerimiz memleketi istila edenlere karşı süngüleriyle düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir… Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.”

Atatürk Türk Devleti’nin yükselmesi için toplumdaki her iki cinsin de birlikte el ele vererek faaliyet göstermesi gerektiğini düşünmekteydi. İzmir’de yaptığı konuşmasında ise kadın ve erkeğin toplumda, kalkınmada birlikte yer almalarının önemini ve eğitim, işgücüne katılım haklarından eşit bir şekilde yararlanmalarının gerektiği düşüncesini şu şekilde belirtmiştir:

“Şuna inanmak gerekir ki, yeryüzünde her şey kadınlar tarafından yapılmıştır. Bir toplum onu oluşturanlardan yalnız birinin ihtiyaçlarının kazanılması ile yetinirse, o toplum yarıdan çok güçsüzlük içinde kalır… Bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı temel alarak benimsemek zorundadır. Kadınlarımız da bilgili olacak ve erkeklerin geçtiği tüm öğretim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar, toplumsal hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirlerinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır. Memleketimizde cahillik varsa bu yaygındır. Yalnız kadınlarımızı değil, erkeklerimizi de kapsamaktadır… Son olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi gerekirdi. Onlar edebilecekleri kadar etmişlerdir. Ancak bu günkü seviyemiz, bugünün gerektirdiği zorunluluk ve ihtiyaçlara yeter değildir. Başka zihniyette, başka olgunlukta adamlara ihtiyacımız var. Bunları yetiştirecek olanlar da bundan sonraki annelerdir.”

“Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlaki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur.”

Buna ek olarak, Mustafa Kemal Atatürk kadın ve erkek eşitliği ile ilgili 1 Eylül 1925 tarihli İkdam Gazetesi’nde yaptığı açıklamada;

“Toplum kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki yığının bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kitlenin bütünlüğü ilerleyebilsin; mümkün müdür ki, bir cismin yarısı zincirle toprağa bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin. Şüphe yoktur ki; ilerleme adımları kadın ve erkek iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmalı, yükselme ve ilerlemede birlikte yol alınmalıdır.

Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan ötürü bizim toplumumuzda ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem kadınlarımızın edinmeleri lazımdır. Şuna inanmak lazımdır ki dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir.”

Atatürk’ün sözlerinden sadece erkeklerin ilerlediği, kadınların geride kaldığı bir ülkeden gelişmiş ülke olarak bahsetmenin zorluğu anlaşılmaktadır. Kadının erkeği, erkeğin de kadını tamamladığı bir yapının oluşturulması gerekmektedir.

Türk kadını, sosyal hak ve özgürlüklerini koruyan Medeni Kanun’a medeni olarak nitelendirdiğimiz birçok ülkeden daha önce kavuşmuştur. 17 Şubat 1926’da Medeni Kanun’un kabul edilmesiyle birlikte kadınlar birçok özgürlüğe sahip olmuşlardır. O dönemde kanunun kabulü büyük bir reform niteliği taşımaktadır. Çünkü Anayasasını örnek aldığımız İsveç’te dahi kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip değildiler.

Medeni Kanun’dan sonra kadına siyasi hakların verilmesi yolunda adımlar atılmıştır. Kadınlara ilk olarak 3 Nisan 1930 tarihinde Belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. 5 Aralık 1934 tarihinde ise Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, diğer İslam ülkeleri arasında kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan ilk İslam ülkesi olmuştur. 1935 yılında yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde mecliste 18 kadın milletvekili bulunmaktadır. Parlamentodaki temsil oranları ise %4,5’tir. Türkiye kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan ilk İslam ülkesi olmasının yanında Amerika, Asya, Avrupa’da daha bu hakkın tanınmaması yapılan reformun önemini ortaya koymaktadır.

1924 tarihinde Tevhidi Tedrisat Kanunu ile eğitim tek bir çatı altında toplanarak kadın ve erkeklere eğitimde eşit fırsatlar verilmiş, sonrasında erkek kız karışık karma eğitime başlanmıştır. Kız erkek bütün öğrencilerin hepsinin birer meslek sahibi olarak topluma katılımı ve yararı için emek harcanmıştır.

Cumhuriyetle gelen eğitim, öğretim kadınların çalışma hayatına katılmalarını da sağlamıştır. 1928 yılında hukuk eğitimi alan kadınlarımız avukat olarak baroya girmişlerdir. 1931 yılında bir Türk kadını ilk kadın cerrahı olarak çalışmaya başlayarak tıp dünyasında varlığını göstermiştir. 13 Kasım 1932 de ilk Türk “Kadın Hükümet Doktorunun” ülkesine öncülük ettiği görülmektedir. 1933 yılında Üniversitelerle ilgili yenilikler yapılarak Türk kadınının akademik kariyer yapması sağlanmıştır. 1934 yılında Sabiha Gökçen ilk pilot olmuştur. 1937 yılında ilk spiker Emel Gazimihal sesini duyurmuştur. 1924 yılında kurulan Musiki Muallim Mektebi’nin 1940 yılında Devlet Konservatuarı haline getirilmesiyle 1943 yılında ilk tiyatro ve opera sanatçılarımız mezun olmuşlardır.

Özetlemek gerekirse, Cumhuriyet döneminde kadın konusuyla ilgili dünyada farklılık getiren, tarihi açıdan özgün bir deneyim yaşanmıştır. Günümüzde kadınların koşullarının iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ilgili olarak alınan karar ve politikalarda bu tarihsel deneyimin izlerini görmek mümkündür.

Görülüyor ki, Atatürk’ün kadınla ilgili bütün uygulamaları, onun Türk kadınına verdiği önemin, kadının Yeni Türkiye’nin kalkınmasında da çok yararlı olacağı hususuna olan inancının kanıtıdır.

Bu nedenledir ki, kadının sadece ev hizmetlerinde değil, her meslekte ülke kalkınmasına, sosyal, siyasal ve ekonomik yaşama aktif olarak katılması konusunda bütün tedbirleri almıştır. Türk kadınına düşen; bu hakları görev bilip onlara sahip çıkmak, günümüz Türkiye’sinde kadının sosyal, ekonomik ve politik yaşama katılımında var olan aksaklıkların düzeltilmesine çalışmaktır.

KAYNAKÇA

Feyzioğlu, Turhan, “Atatürk ve Kadın Hakları” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 2, Sayı 6, Temmuz 1986, s.541-542.
Arat, N. (1999). Kadınların insan hakları. Kadın Araştırmaları Dergisi, 5, s. 5-10.
Uysal, Ş. (1981). Atatürk ve çağdaş eğitim. Atatürk ve eğitim. Ankara: Ted Yayınları.
Berktay, F. (2004): Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum ve Demokrasi Konferans Yazıları, 7.
İçli, Tülin. (1998): Cumhuriyet Döneminde Kadının Sosyal Konumu, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cumhuriyetin 75.Yılı Özel Serisi, s. 1-11.
Doğramacı, Emel. (1980): Cumhuriyet Döneminde Türk Kadını, Kadın Araştırmaları Dergisi, s. 112-120.
 
avatar

Yazar Sena Bayrak

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 3. Sınıf Lisans Öğrencisi.
Namık Kemal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Topluluğu Ar-ge ve İnovasyon'dan Sorumlu Başkan Yardımcısı.

blank

Karl Marx, Materyalizm ve İdealizm

blank

Cumhuriyet Notaları