in

Tarih Üzerine – Eric J. Hobsbawn

   Herkese merhaba! Üniversiteye geçmemle birlikte tarihi olay ve olgularla ilgili okumaları bir nebze azaltmış bulunmaktayım. Bunun nedeniyse tarihin ana kolunu olan metodoloji derin bir ilgi duymam. Artık aldığım kitapların hatrı sayılır bir miktarı tarih bilimi ve metot kitapları üzerine. Bu yazı da Marksist tarihçi Eric J. Hobsbawn’ın tarih metoduyla ilgili yazdığı “Tarih Üzerine” isimli kitabı üzerinedir. Yazının bir kısmı kitabın içeriği üzerine olsa da genel ekseriyet benim kitap üzerindeki okumalarım sonucunda oluşan yorumlarım ve düşüncelerimdir. Okuyucuyu çok uzun yazılarla sıkmamak maksadıyla yazının genelini beş kısma ayırarak yayımlamayı doğru bulduk. Düşüncelerimi yazı olarak sunduğum bu ortamda bana yer verdikleri için The Vox Populis ekibine teşekkür ediyorum. Umarım düşünce dünyamıza daha da entelektüel derinlik katabiliriz.

Eric John Ernest Hobsbawn Kimdir?

  9 Haziran 1917’de Mısır’ın İskenderiye şehrinde doğan Eric John Ernest Hobsbawn, Viyana’da öğrenim gördükten sonra Cambridge Üniversitesi’ne girdi. Daha sonra Londra Üniversitesi, Cornell Üniversitesi, Ecoledes Hautes Etudes en Science Sociales dahil olmak üzere Londra Üniversitesi, Birkbeck College’de emekli olana kadar çeşitli üniversitelerde çalıştı. Kitapları dünyanın hemen hemen bütün ülkelerin dillerine çevrilen büyük Marksist tarihçi Hobsbawn’ın başlıca yapıtları şunlardır: İlkel Asiler (1959), Caz Sahnesi (1959-1989-1993), Ter Döken İnsanlar (1962), Sanayi ve İmparatorluk (1964), Kaptan Swig (George Rude’yle birlikte 1969), Haydutlar (1961-1981), Devrimciler (1973), Sermaye Çağı (1975), Devrim Çağı (1982), Geleneğin İcadı (1983), İmparatorluklar Çağı (1987), Fransız Devrimi’ne Bakış-İki Yüzyıl Sonra Marseillaise’in Yankıları (1989),1780’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik (1990-1992), Aşırılıklar Çağı: Kısa 20. Yüzyıl Tarihi (1994), Sıra dışı İnsanlar (1998), Tarih Üzerine (1998), Tuhaf Zamanlar: Yirminci Yüzyılda Geçen Bir Ömür (2003) ve Küreselleşme, Demokrasi ve Terörizm (2008) (Hobsbawn, 2009).

1-Tarihin Dışında ve İçinde

  Hobsbawn, kitabının bu bölümünde Orta Avrupa Üniversitesi’nin 1993-1994 yılının akademik açılış konuşmasını ekleyerek başlamıştır.  Bu konuşmada kendi ailesinin etnik unsurları üzerinden Avrupa’daki etnik çeşitliliğini vurgulayarak 1993’e kadar yaşanan siyasal olayların kısa bir anlatımını yapmıştır. Ardından Sovyetler Birliği ve Sosyalist Blokun dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni kavramlar ve köklü yeni devletlerin Orta Avrupa’daki geleceği üzerine fikirlerini belirtiyor.

  Sovyetlerin dağılması ve ABD Başkanı Reagan ile Birleşik Krallık Başbakanı Thatcher döneminde giderek popülerleşen liberal model tüm dünyayı etkilediği gibi Sovyetler güdümlü eski Varşova Paktı ülkelerinde etkilemişti. On yıllarca süren sosyalist rejimin yıkılmasından sonra gelen değişimler toplumlar için adaptasyon konusunda pek de kolay olmamıştır. Dolayısıyla adaptasyon esnasında yaşanan sosyopolitik ve ekopolitik gelişmelerden dolayı Hobsbawn pek çok noktada eleştiriler getirmektedir.

  Nasıl haşhaş eroin müptelalığının hammaddesiyse, tarih de milliyetçi, etnik ya da fundamentalist ideolojilerin hammadesidir.[1]

  Ne yazık ki tarih;  kişiler, gruplar, etnisiteler, milletler, dinler ve ideolojiler için yeniden inşa edilebilmektedir. Her grup kendi bakış açıları doğrultusunda argümanlarını güçlendirmek adına tarihi yeniden yazabilmektedir. Tarih sonuçları bakımından sanıldığının aksine epey tehlikeli ve istismara açık bir bilimdir. Sonuçta sizin yaratmış olduğunuz ideolojik veya fundamentalist tarih süreçle birlikte on binlerce insanı derinden etkileyip bir militana dönüştürebilme riski taşır. Bunun en güzel ispatı yakın tarihimizdeki Nazi ideolojisinin ekseriyetindeki antropolojik ve Aryan mitleriyle bezenmiş Alman tarihi ile beyinleri yıkanmış Alman halkının acımasız savaş makinesi haline getirilmesidir. Şunu gayet net ifade etmek gerekir ki; ideologların ürettiği tarih, hiçbir bilimsel derinliğinin olmadığı argümansal (iddia, sav) yalanlar ve kurgular üzerine inşa edilmiş bir safsatadan ibarettir.

  Dünün sonucu bugünün sebeplerini oluşturur. Geçmişte yaşanan bir siyasi savaş bugünün kitleleri üzerinde hala problem olan bir unsur olabilmektedir. Geçmiş bazen halklar üzerinde bir kamburken bazense bir övünç kaynağıdır. Aynı zamanda geçmiş toplumlar arasında kutuplaşmanın ve birleşmenin kaynağı olabilmektedir. Dolayısıyla bu gibi önemli spekülatif anlatımların değişmesi bir anda olacak şeyler olmadığından ileriki kuşaklara aktarılmış bir problem olarak kalmaya devam edecektir. Son olarak buradan çıkaracağımız anlam bence tarihin hem bilimsel olarak hem de üslup olarak gelişmekte olduğu ve bu gelişiminin bir anda olmadığı gibi on yılları içine alan derin bir evrimsel süreçle daha iyi noktalara geleceğidir.

2-Geçmiş Duygusu

  Tarih, hakların kolektif geçmiş bilincinin ortak bir ürünüdür. Geçmiş şimdiyi anlamada gelecek gibi mutlak kaynaklardandır. Geçmiş kimi toplumların meşruiyet kaynağı aradığı derin bir dehliz iken kimi toplumlarınsa inkâr ettiği bir gerçektir. Nasıl ki kişilerin geçmişi onların tecrübelerini yansıtmaktaysa toplumların geçmişi de tarihsel tecrübenin yansımasıdır.

 Bazı toplumlar geçmiş özlemi çekerek onu yeniden yaratmak ve bugüne uyarlamak isterler. Bunu yapma gerekçeleri geçmişle bugününü kıyasladıklarında geçmişin onlar için daha iyi olduğudur. Fakat ne kadar çok uyarlanılırsa uyarlanılsın geçmiş artık geçmişte kalmıştır. Saatler geri çevrilmez, dün geri getirilemez. Edward Hallet Carr’ın dediği gibi “Tarih, geçmişle bugünün arasında bitmez tükenmez bir diyalogdur.” Dolayısıyla tarih ve tarihçi daima elindeki bayrağı tecrübeleri göz ardı etmeyerek daha ileriye taşımakla mesuldür.

 Geçmiş, şimdiki zamanın ve geleceğin modeliydi. Geçmiş, her kuşağın kendi soyunu yeniden üretmesi ve ilişkilerini düzenlemesini sağlayan genetik kodun anahtarını temsil ediyordu.[1]

 Geri kalmış, okuryazar olmayan toplumlarda inisiyatif genellikle bilge görülen yaşlılara bırakılmıştır.

Eric Hobsbaum, Political Science

3-Tarih Bize Çağdaş Toplum Hakkında Ne Anlatabilir?

 Hobsbawn bu bölümde tarihin faydaları hakkında görüşlerini aktarmaktadır. Aynı zamanda tarihin faydalarıyla pozitif bilimlerin faydaları ile ilgili ironik bir karşılaştırma da yapmaktadır. Tarihçi geçmişten beslenmektedir. Geçmiş insanların gelişimini gösteren sürecin ortak mülküdür.

 Şimdiki zaman bir anlamıyla tatmin edici olamayınca, geçmiş, şimdiki zamanı doyurucu bir şekilde yeniden kurgulamanın modelini sunmaktadır.[1]

 Yukarıda alıntıladığım bu söz gerçekten çok ilginç. İnsanlar hayat serüvenleri ilerledikçe geçmişe daha fazla düşünmeye ve geçmişteki iyi anılarını yeniden yaratma gayesiyle tatmin olmaya çalışıyorlar. Aynı şekilde bu örnek toplumlar ve topluluklar içinde geçerlidir. Toplumların geneli felaket ve bunalım durumlarında oldukça tutuculardır. Bu durum şuan yaşadıkları bunalım yüzünden geçmiş rejim veya statüleri geri getirme düşünü uyandırabilmektedir. Öyle ya da böyle, geçmiş insanoğlu için çok önemli bir bilinç. Bu bilincin nerede ve ne şekilde kullanıldığı da çok önemli. Dolayısıyla geçmiş, bugünü ve yarını inşa ederken önemli bir kılavuz da olabilir, yarınları inşa etme bahanesiyle eskiye dönmede bir enstrüman da.

 Değişimler bir anda yaşanan gelişmeler değildir. Arkalarında çok büyük bir toplumsal etki vardır. Sonuç olarak bu etkiler belli bir toplumsal limit sonrasında taşar ve tepki olarak değişim meydana gelir. Bu hadisenin dünya genelinde kökten bir değişime dönüşmesi içinde konjonktürel şartların büyük bir kısmının benzerlik göstermesi ve dünya genelinde etki limitinin taşması gerekmektedir. Veyahut değişimlerin büyük halk kitlelerini organize eden önderlerle savaş veya başka tür yollarla ihraç etmesi gerekir.

 Hobsbawn, tarihsel evrim için önemli bir soru sorar. Özetle mağarada kaplandan korkan bir insanoğlu ne oldu da nükleer bombalar yaratacak güce erişip doğayı korkutmayı başardı?  Tarihsel evrime baktığımızda insanoğlu bazen ilerlemiş bazense gerilemiştir. Bu sorunun cevabını tarihsel evrim içerisinde dönem dönem incelediğinde iyi bir şekilde kavramaktayız. İnsanoğlunun attığı tüm olumlu ya da olumsuz eylemlerin sonucu bugünü yarattı. Bunun iyi bir yaşam olup olmadığı bilim insanlarının ve düşünürlerin cevaplayacağı bir sorudur.

Bir at yarışının tarihçilerin bize mutlak bir güvenle anlatabilecekleri tek sonucu, yarışın koşulmuş olmasısdır.[2]

 Bazı durumlar var ki sonuçlar üzerinden sebepleri anlaşılır. Tarih analiz ve yorumlanış tarzıyla epey ucu açık bir alandır. Dolayısıyla geçmiş üzerinden bir idealde türetilebilinir, olmayan bir gerçeklikte. Eric Hobsbawn’ın yukarıdaki sözü oldukça hoşuma gitti. Biz tarihçilerin yapması gereken en büyük görev olayları kendi sınıfsal durumumuz haricinde yorumlamak ve aktarmaktır. Fakat bunun mutlak anlamda olamayacağı da sanırım bir gerçek. Baktığınız zaman bir tarihçinin ne gibi özellikleri bulunması ve onun olmazsa olmaz kriterlerini belirleme sürecinde oldukça güzel tespitler yapmaktayız. Aslında teorik olarak gayet iyiyiz. Fakat pratikte bunu söylemem zor. Şüphesiz insanlar kendi yaşadıkları olaylar ve çevresel şartlar sonucunda bir kimlik kazanır ya da kazandırılır. Sıradan bir olayda dahi kişiler kendi haklılıkları üzerinden savunmalar yapar. Bunu geniş toplulukların ve milletlerin yaptığı eylemleri savunmak veya suçlamak noktasında o toplumların bireyleri ne kadar objektif olabilecekler ki?  Belki de yaşanan olaylar zincirine büyük oranda agnostik tarzda bakmalıyız. Bizatihi şüphecilik bilimin olmazsa olmazıdır. Fakat bu dediğim şey Zeus ile Bismarck’ı aynı şekilde ve aynı şüphecilik tarzıyla incelemek değildir. Geçmişte yaşanması muhtemel olaylar üzerinden tartışmalar yürütmek boş ve anlamsız vakit kaybıdır. Dolayısıyla olaylara şüpheci bakarken bir yandan da gerçekliği göz ardı etmemek gerekir.

 Hobsbawn son olarak Karl Marx’ın ekopolitik teorileri üzerinden 1920’li ve 1990’lı yılları eleştirmekte. Yaşanan sosyal adaletsizlik gibi temel sorunlar üzerine bir pencere açan Hobsbawn olaylara iktisadi bilgiler sunarak sol bir perspektif sunmaktadır.

 Bu bölüm London Scholl of Economics’de ders veren David Glass anısına düzenlenen sunumların kısaltılarak derlenmiş halidir.

 20.yüzyılın önemli İtalyan filozoflarından Croce’ye göre felsefe bilimin ve bilimlerin kraliçesiydi. Tarihse bilim ila felsefenin arasında bir yerde olan şeydi. Fakat zaman ilerledikçe bu kavram pek tutulmamış olsa da entelektüel camiada geçerliliğini kaybetmeye başladı.

“…her gerçeklik tarihtir ve her bilgi tarihsel bilgidir. Felsefe tarih içinde yalnızca bir oluşturucu ögedir; somut varlığı tekil olan bir düşüncedeki tümel ögedir.”[1]

 Tarih geçmişten beslenen bir bilimdir. Fakat fark edildiği gibi bazı tarihçiler sanki kahin gibi iddialı tahminlerde bulunmakta. Burada iki şeyi ayırmakta fayda var. Bunların ilki rasyonel veriler ışığında rasyonel tahminler yapan veya yapmaya çalışan tarihçiler. Diğeriyse politik fikirlerini veya daha önceden politik irade tarafından ısmarlanan düşünceleri pekiştirmek amacıyla yapılan rasyonaliteden uzak ve tabiri caizse ideolojik kehanetlerdir. Tahminler siyasal argümanları pekiştirecek nitelikte değil rasyonel sebepler doğrultusunda olmalıdır.  Tabii burada bir hususa değinmek istiyorum. Biz her ne kadar tarihin ve tarihçinin objektif olması gerektiğini idealize ederek savunsak da, realite bunun aksini göstermekte. Çünkü tarihçide bir insan olduğundan dolayı onu yetiştiren konjonktür ve yaşadıkları deneyimler ister istemez bir siyasal veya felsefi dünya görüşüne göre boyut kazandırmakta. Dolayısıyla tarihçileri sosyal sınıflarından ve siyasal görüşlerinden soyutlayarak analiz ve tahmin yapmalarını beklemek yerine okuyucuların bu bilince ulaşmasını temenni etmekten başka alternatifimizin olmadığı kanısındayım.

 Konumuza geri dönecek olursak tarihçilerimiz pek çok konu hakkında geçmişten yola çıkarak tahminlerde veya analizlerde bulunmaktadır. Peki, neden tarihçi geçmişi aydınlatması gerekirken geleceğe dönük tahminlerde bulunur? Ben bunun bir sosyal arz-talep meselesi olduğunu düşünmekteyim. İnsanlık, geçmişten günümüze geleceği bilmek istemiştir. Dolayısıyla sona eren geçmişin var olan temsilcileri; tarihçiler burada kendilerini göstermektedir.

Biz geleceğin rüyasını kurarız. Ernst Bloch

 Yuval Noah Harari bu anlamda kendisini ispatlamış bir tarihçi olduğunu söyleyebiliriz. Bilhassa Harari, yazdığı kitaplarla bir geçmiş perspektifi ortaya koyarken dönemimiz ve sonrası için ilginç tahminlerde bulunmakta. İlgilenenler için “21. Yüzyıl’da 21 Ders ve Homo Deus” kitaplarını önerebilirim.

 Bilindiği üzere “Bilimsel Sosyalizmin” kurucu babalarından olan Karl Marx; devrimin sanayileşmiş devletlerde olacağı öngörüsünde bulundu. Fakat kastettiği devrim Avrupa’nın sanayileşmiş devletlerinde hiçbir zaman olmadığı gibi açıkçası kimsenin pekte beklemediği Rus Çarlığı’nda yaşanmıştı. Gerçekten de 1917 Bolşevik Devrimi pek çok açıdan dünya tarihinin dönüm noktaları ve milat kabullerinden biri olmuştur. Burada bir hususun altını çizmek istiyorum. Toplumsal değişim ve reaksiyon eğilimleriyle ilgili analizler ve tahminler yapılırken, ne kadar somut veriler işlenirse işlensin bütünüyle doğru hesaplar çıkmamaktadır.

 Durumu idealize edici bir şekilde sonuçlandırarak tarihçi tahmin ve analiz yaparken kendi politik, dini ve sosyoekonomik durumlar boyutunda kendisini soyutlayarak, objektif ve rasyonel ilkelerle bu tarz öngörülerini yapmalıdır. Aksi taktirde tarihçi yol gösterenden çok yol yapan pozisyonuna gelmiş olur. Bu da tarihçiyi öngören pozisyonundan çıkarıp umut eden pozisyonuna geriletir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

KAYNAKÇA

[1] Eric J. Hobsbawn, (Çeviren:Osman Akınhay), Tarih Üzerine, 3.Baskı, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2009, syf.6

[2] age., syf.30

[3] age., syf.31

[4] age., syf. 36

[5] R. G. Collingwood, (Çeviren:Kurtuluş Dinçer), Tarih Tasarımı, 8.Baskı, Ankara, Doğu Batı Yayınları, 2019, syf.236

Kaynakça ve İleri Okumalar

Hobsbawn, E. J. (2009). Tarih Üzerine. İstanbul: Agora Kitaplığı.

Collingwood, R. G. (2019). Tarih Tasarımı. Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Carr, E. H. (2018). Tarih Nedir? .İstanbul: İletişim Yayınları.

Bloch, M. (2018). Tarih Savunusu Veya Tarihçilik Mesleği. İstanbul: İletişim Yayınları.

Breısach, E. (2018). Tarihyazımı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

avatar

Yazar Berat Ünal

Tarih ve politikada; analizde realist, gelecek için idealist bir genç.

blank

Avrupa’nın Vitrini

blank

Korona Sonrası Bizi Ne Bekliyor?