blank
in

Feminizm Metodolojisi

  Karl Marx ; ‘’Tarih sınıf mücadelelerinin tarihidir.’’ der. Sınıf kavramı ise içinde bulunulduğu döneme ve koşullara göre farklı niteliklere ve farklı tanımlamalara sahiptir. 21. Yüzyıl’da sınıf mücadelesi ,18. Yüzyılda temeli atılmış olan ve soğuk savaş sonrası hâkim hale gelen liberal-demokratik ulus devlet çerçevesi içinde şekillenen ve iletişimin artmasıyla adeta kendinden önceki dönemlerin hepsinin izlerini taşıyan vatandaşlık, terör ,göçmenlik vb. ve sunumda değineceğim toplumsal cinsiyet krizleridir. Bu durumu daha iyi anlamak için tarihin bir bütün halinde ele alınması gerektiği kanaatindeyim.

  Tarihi inşaat halinde yükselen bir bina olarak düşünürsek ve en üst katta yaşayan 21. Yüzyıl insanları olarak günümüz sorunlarını daha iyi anlamak için içinde bulunduğumuz yapının temelinden itibaren incelenmesi gerekmektedir ki inşaat yapılırken bakılacak ilk noktada zeminin sağlam olup olmadığıdır. Alt katlara sırasıyla inecek olursak 19. ve 20. Yüzyılda burjuva-proletarya mücadelesi, 18. Yüzyıla gidildiğinde bir millet sentezine dayalı mücadele, Orta çağa gidildiği zaman din ve öteki din veya dinsizlik arasındaki mücadele, biraz daha da geriye gidildiği zaman şehirli ve barbar, daha da inildiğinde ise köle ve özgür mücadelesini gözlemliyoruz. Çoğu devrimci veya tarihçi sınıf mücadelesini bu aşamadan itibaren ele almaktadır lakin binanın yani tarihin ilk katında ilk mücadele kadın-erkek arasındaki mücadeledir ve bu mücadele en altta bulunduğu için kendinden sonra gelenleri de kendi bakış açısına göre biçimlendirmiş ve en alt katta olduğu için hep göz ardı edilmiştir. Toplumsal cinsiyet olarak adlandırdığımız kişilerin biyolojik özelliklerinden ayrık olarak kendilerine biçilen roller sebebiyle ayrımcılığa uğrayışı tarihteki ilk ayrımcılıktır aslında. Dönemden döneme bunu gözlemleyecek olursak ilk ayrımcılığı kadının ve erkeğin ilkel yaşamda aldıkları rolleri ve kadının bugün sosyal alanının hala etrafında şekillendiği ev çatısı altında üstlendiği rollerle benzeşmektedir. Bugün hala ilkokul kitaplarında kadınlar toplayıcı erkekler avcı olarak öğretilmektedir. İşte bu tarihin çağlarının kendinden sonrakilerini nasıl etkilediğinin ve kolektif bilince yerleştiğinin göstergesidir. 

 Bir sonraki çağa gelecek olursak kadın ve erkek kölelerde eski çağdan kalma rollerin biçildiğini; kadın kölelerin kabaca ev işlerini, erkek kölelerin ise evin dışında daha fazla yetkiye sahip olduğunu görmekteyiz. Bir sonraki aşama ise Din baz alınarak yapılan mücadelede gene bir önceki çağların etkisini görmekteyiz. Örneğin, İncil’de kadınlar öteki dünyada şahit konumunda oldukları söylenmesine rağmen Pavlus’un mektuplarında kadınların susması gerektiği, toplantılarda hiçbir şekilde söz hakkının olmadığı yönündedir. Bizans’ta 6. Yüzyıla kadar kadınlar tek taraflı boşanma iradesi açıklayabiliyorlardı ancak bu da dini gerekçelerle kaldırılmıştır. Bu durum tarih ilerledikçe daha faşizan bir hale gelmiş kadın olmak cadı olmak anlamına gelmeye başlanmış hatta kadının yalnız ölünce evden çıkabileceği söylenmiştir. Gelişen teknoloji ve emeğe duyulan ihtiyaç kadınlara yeni kapılar açmışsa da bunlar sadece Ataerkil ekonomik sistemin yenilik olarak sunduğu bir aldatmacadır. Nitekim bunun en güzel örneği bir burjuva hareketi olan Fransız devrimi ihtilal aşamasındayken kadınlarda hareketin bir parçası olmuş siyasi kulüpler kurmuştur. Ancak devrimden sonra özgürlük , eşitlik ve kardeşlik sloganına dayandığını iddia eden yöneticiler kadınları eksik vatandaş saymış üstelik onların kurduğu ve onlar sayesinde geldikleri konumu kullanarak kadınların siyasi kulüplerini kapatmışlardır.’’ Bu kulüpler 30 Ekim 1793 tarihinde bir kararname ile Konvansiyon tarafından doğal düzeni yeniden kurma gerekçesiyle yasaklandılar ve kapatıldılar. Kulüpleri kapatan kararnameyi tanıtan raporda Amar, cinsiyetler arasında siyasal ve sosyal rol ayrımı sorununu gündeme getirerek, şu sonuca varıyordu: “Kadınların siyasal haklarını kullanmaları olanaklı değildir” (Godineau,2005:27). Amar, Güvenlik Komitesi adına şöyle diyordu: “Kadının kaderi, doğası gereği özel işler için yaratılmış olmaktır. Bu toplumun genel düzeni gereğidir. Bu toplumsal düzen kadınla erkek arasındaki farkların bir sonucudur. Her cins kendine uygun amaçlar içindir. Erkek güçlü ve diridir; doğuştan enerjik, cesur ve atılgandır. Kadınlar genelde yüksek fikirlere ve ciddi düşüncelere uygun yapıda değildir. Eski çağlarda doğal korkaklığı ve utangaçlığı nedeniyle ailenin dışına çıkamamış olan kadınların Fransız Cumhuriyeti’nde politik toplantılara katılmasını istiyor musunuz?”

  (Landes,1990:145)’’[1] Günümüz dünyasında ise kadınlar kendinden önceki çağların bir sonucu olarak birçok alanda toplumsal cinsiyet kaynaklı eşitsizliğe uğramaktadır. Bunları şu başlıklar altında toplayabiliriz; Kadın ve Politik baskı, Kadın ve Politik katılım, Kadın ve Eğitim, Kadın ve Şiddet, Kadın ve İş Yaşamı, Kadın ve İnsan hakları…

  Peki bu devrimin metodolojisi nasıl olacaktır? Öncelikle farkında olunmalıdır ki içinde bulunduğumuz binanın ürünü olan ve emme basma tulum gibi bir sorun çözüldüğünde başka bir yerden patlak veren çözümleri artık bir kenara bırakılmalı ve bulunduğumuz binadan yani içinde bulunduğumuz sistemden çıkarak bütün çerçeveyi görerek, kökten bir değişim yapılması gerekmektedir. Bu değişimde en büyük rol Feminist Aktivistlere düşmektedir. Aktivizmi ideoloji ve hareket olarak ikiye ayırırsak günümüz feministleri sadece fikir aşamasında kalmaktadırlar. İdeolojik argümanları hazır olmasına rağmen bunları pratiğe dökememektedirler. Bu hareket elbette içinde bulunulan koşullara göre değişmek zorunda olan hareketlerdir. Türkiye bazında konuşacak olursak Türk Feminist Hareketi ve aktivistleri hareket aşamasında en çok eğitime önem vermelidirler. Haklarının farkında olan, Sesini yükseltebilen, Hakkını nasıl arayacağını bilen, Özgürlüklerini kullanabilen eğitimli militanlar yetiştirilmelidir. Toplumun bilinçlendirilmesi, gerekli hukuki değişikliklerin yapılabilmesi için çalışmalar, düzenli biçimde yayınlar ve propagandalar yapılmalıdır ta ki ataerkil sistemin kökünü kazıyana kadar.

 

 

“En zoru harekete geçme kararıdır, geri kalanı ise sadece kararlılık meselesidir.”

      Amelia Earhart

      Pilot


[1] Çakmak Diren, Fransız Devriminde Kadın: Eksik yurttaş
blank

Huysuz ve Tatlı Kadın

blank

Dünyada neler oluyor? v.5