in

Hazarlarda Yahudilik

 Türk tarihinde dönüp bakacak olursak çeşitli dinlere inanılmış ve yaşam biçimlerine de bu inanışlarını yansıttıklarını rahatlıkça görmekteyiz. Türk dini olarak adlandırılan “Gök Tanrı” inancı, Türklerin İslamiyet’in tamamen kabulüne kadar en yaygın biçimde kullandığı ve kabul ettiği din dersek bir yanlış olacağını düşünmüyorum. Tabi bu süreç boyunca yalnızca bu ikisi ile sınırlı kalmamış Hristiyanlık, Maniheizm, Musevilik vb. dinlere de inanmışlar ve buna göre yaşamışlardır. Burada bir önemli husus vardır ki bu çok dikkat çekmektedir. Bu da Hazar Devleti’nin Museviliği kabul etmesi ve Türk tarihinde ilk ve tek Museviliği kabul eden devlet olarak kayıtlara geçmesidir. Hazar Devleti’nde dinlerin nasıl gelişim gösterdiği ve Museviliğe nasıl geçildiğini anlatmaya çalışacağım.

Hazar Devleti’nde Din

 Hazar Hakanlığı’nın kurulmasından sonra bölgede barışın sağlanması, ulaşımı artırmış, dolayısıyla her türlü milletten çok çeşitli insanların kaynaştığı bir ülke haline gelmişti.Yalnızca tek bir dayatma din olması ise devletin huzurunu bozup, yıkılmasına zemin hazırlayabilirdi. Bu yüzdendir ki Hazarlar hiçbir dini dayatmadan herkesin dinini yaşayabildiği, dini faaliyetlerin gerçekleştirildiği bir devlet yapısı tesis etmişti. Hazarlar kuruluşundan itibaren yine Türk dini olarak adlandırılan “Gök Tanrı”inancına mensuptular. Gök Tanrı ismi anlamında ise; Prof. Dr. Hikmet Tanyu, ortada bir karışıklığın var olduğunu ve “Kök-Tengri” terimindeki “Kök=Gök” kelimesinin Tanrı anlamında değil, yücelik anlamında sıfat olarak kullanıldığını belirtir. Yani Gök Tanrı mutlak bir varlık her şeyin sahibiydi. Gök Tanrı inancına dair belgeleri yine Çin kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Bu inanç sistemi Türklerin az da olsa hala nüfuzu olan bir inanç sistemi haline gelmiştir. Yine Hazarlar dönemine bakacak olursak kitlesi oldukça fazla olan bir din olmasına şaşırmamalıyız. Türkler tarih boyunca farklı dinlere tabi olsalar dahi geçişleri hiçbir zaman basite indirgenmemelidir. Örneğin Hazarların Museviliği kabulü, Uygurların Bögü Kağan ile Mani dinini kabulü hızlıca ve halkın bu dinleri çabuk benimsemesinden söz edemeyiz. Halkın dini durumu hemen benimseyememesine bir örnek ise şöyledir: Karabalgasun’daki Uygur Yazıtına göre Bögü Kağan: “Kabartma veya boya ile yapılan şeytan resimlerini yırtınız ve kırınız.” demişti bu doğrudan doğruya Uygurların inandıkları eski Türk dinine karşı yapılmış bir hücumdu.

 Hazarlarda ise Gök Tanrı inancı yanında Hristiyanlık dini üzerinde de durulmuştur. IX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hazar hakanı Hristiyanlık ile yakından ilgilenmiş ve Bizans imparatoruna elçi göndererek ülkesine misyonerler yollamasını istemiştir. Bu sırada atlamamak gerekir Hazar Devleti oldukça gelişmekte ve yoğun bir ticaret yolunun üzerinde olan bir devletti. Yanı sıra Hazar Devleti çok da zenginleşmiş bir devletti. Dünyaya egemen olan sayılı devlet arasında kendinden söz ettirmiştir. Başta kağan (hakan) veya Yılig (elig) ile bey (ben, peh)in bulunduğu, şad*lar, tarhan’laı, turfan’lar idaresinde olarak, eski Gök-Türk teşkilâtını devam ettiren Hazar devleti kuvvetli ordusu ile hâkim olduğu geniş sahada asayiş ve ulaşım güvenliği temin ederek 7.-9. yüzyıllar boyunca, Doğu Avrupa’da tam manasıyla Mr “Hazar Barışı” (Tas Khazarica”) çağı gerçekleştirmişti. Buraya gelen tüccarların da farklı dinlere mensup olması ve dinlerini yaşayıp anlatması kadar da doğal bir durum yoktur. Hazarların ise bu duruma çok zararlı bir faaliyet gerçekleşmediği durumda ses çıkartmaması hem devletin ömrünü hem de diğer milletlerin Hazarlarla iş yapması ve güvenmesini sağlamıştır. Hazar Devletini oluşturan halkın arasından Hristiyan, Müslüman, Yahudi gibi dinlere sahip oldukça fazla kesim vardı ve halk bu durumdan hoşnutsuzluk duymuyordu. Arap kaynaklarına göre camii, kilise ve sinagoglar yan yanaydı. Durum böyle olunca Hazar Devleti’nin dinlere hoşgörü ile yaklaştığını rahatlıkça görmekteyiz. Bir de Hazar Devleti’nin bir yanında Müslüman Arap devleti bir yandan da Hristiyan Bizans Devleti ile oldukça çetin mücadelelere girmiştir. Özellikle Müslümanlar ile ilk olarak “ Dört Halife” döneminde mücadeleler başlamış daha sonrasında Emeviler döneminde ünlü kumandan Mesleme bin Abdülmelik ile çetin mücadeleleri devam etmiş Abbasiler döneminde ise bir ara tekrar ateşlenmiş sonrasında akınlar hız kesmiştir. Tabi ki bu durum Bizans Devleti’nin işine gelmişti çünkü Hazarların Araplar ile savaşmaları, Bizans’ın Kafkaslar üzerindeki hâkimiyetlerinin korunmasına da yardım etmiştir. Açıkca görmekteyiz ki bir yandan Müslümanlar egemen bir güç bir yandan da Hristiyan Bizans’ın egemen güç olduğu dönemde Hazarlar’da Museviliğin kabulüne şaşırmamak gerekiyor. Dini olarak iki kutuba itilmiş dünya devletleri arasında herhangi bir dini seçmek zorunda kalsa itaat etmiş gibi olacaktı veya istemsizce bazı şartları kabul etmek zorunda kalacaktı ama Museviliğin kabulü ile bu iki egemen gücün arasında kalmayacak ve kendisi bir güç olarak kendini kabul ettirecekti. 

Yahudiliğin Kabulü

 Hazarların, Museviliğin kabul etme durumu ise Hazarları özel yapan başka bir hadisedir. Çünkü tarih boyunca Yahudi dinini kabul eden başka bir Türk devleti henüz bilinmemektedir. Ayrıca sadece Hazar üst tabakasının Museviliği benimsemesi dikkat çekicidir Hazarlarda üst tabaka Kağan, beyler ve saray erkanı Museviliği kabul etti.8 Tabi ki Hazarlar yalnızca Musevi olarak kalmamışlar belirttiğimiz gibi farklı inanç sistemlerinin tek çatı altında rahatça yaşadığını görülürken bu halk ve devletin ileri gelenleri arasında da değişiklik göstermiştir. Ancak Hazarların Museviliği geçişi konusunda kaynak yetersizliği göze çarpmaktadır. Direkt bağlara rağmen tarihçi Theophanes (öl. 818) ve bilgili İmparator Constantine Porphrogenitus (913-959) da dahil olmak üzere hiçbir Bizanslı yazar Hazar Devleti’nin Museviliğe geçişi ile ilgili bir bilgi vermemiştir.9 Bu bilgi eksikliği ise acaba Hazarlar Museviliği kabul etmedi mi şüphelerini beraber getirmiştir. Fakat Müslümanların kaynaklarında bu konuya az da olsa yer verilmiştir. İbn-i Fadlan Seyahatnamesi’nde Hazarlardan: “Hazarların hepsi ve hükümdarları Yahudi’dir.” şeklinde bahsedilmiştir. Ayrıca Mesudi’nin de “Yahudiler’e gelince, hükümdar ve maiyeti Yahudidir. Hükümdar Hazarlar’dandır. Hazar hükümdarı Harun er Reşid zamanında Museviliği kabul etmiştir.” şeklinde verdiği bilgiler ise bizlere Hazarların Yahudiliğine dair bir belge olmakta ve biz tarihçilere ışık tutmaktadır. Hazarların Yahudiliğe geçişi hakkında en erken bilgiyi Westphalya’daki Corvey manastırında bir Fransız Benedikt rahibi olan Aquitaineli Druthmar vermiştir.12 Bu bilgi Druthmar’ın 864 yılında Matthew 24:14. Ayetin yorumlanması kısmında bulunmaktadır.Açıklaması şu şekildedir: “Şimdiki zamanda dünyada Hristiyanların (aralarında) yaşamadığı hiçbir ulus bilmiyoruz. Sadece çok savaşçı olan tek kabile vardır ki onlar Hun neslinden gelen ve kendilerini Hazar olarak anan Gog ve Mogog ülkesindekilerdir. Alexander onların etrafını bir duvarla çevrelemiş ve onlar kaçmışlardır ve onların hepsi Museviliği benimsemişlerdir. Bununla birlikte aynı ırka mensup olan Bulgarlar da son zamanlarda Hristiyan olmuşlardır.” Bu açıklamayı göz önüne aldığımızda ise Hazarların Yahudiliği kabul etmesi 864 yılından önce olmuş bir durumdur diyebiliriz. 

 İbrani kaynaklarında ise Osman Karatay ve Muvaffak Duranlı’nın hazırladığı Hazar Kağanı Yusuf’un Endülüs’e Mektubu adlı tercümesinden erişebiliyoruz. Kısaca Yahudiliğin kabulu mektupta şöyle geçmektedir: “ Üçüncü gün onları birlikte çağırdı ve dedi: “Konuşun, tartışın ve bana hangi inancın iyi olduğunu açıklayın”. Onlar (konuşmaya) başladılar ve tartıştılar ve hükümdar (sonunda) rahibe dönüp şunları söyleyinceye dek kendi sözlerini onaylatamadılar: “Sen ne dersin? Eğer Yahudi ve İsmail oğullarının inancını alacak olursak, hangisi (daha) saygındır?” Rahip cevap verdi ve dedi: “İsrail’in inancı İsmail oğullarının inancından daha saygındır”. Hükümdar (sonra) Kadı’ya sordu ve dedi: “Sen ne dersin? Eğer Hıristiyan inancını ve İsrail’in inancını alırsak, hangisi (daha) saygındır?” Kadı cevap verdi ve (ona) dedi: “İsrail’in inancı daha saygındır”. O zaman hükümdar cevap verdi ve (onlara) dedi: “Eğer (artık) sizin kendi ağzınızla itiraf ettiğiniz gibi İsrail’in inancı (daha) saygınsa, ben de (artık) Allah’ın merhametiyle, yüce olanın gücüyle İbrahim’in inancı (olan) İsrail inancını (kendime) seçtim. Eğer Rab bana yardım ederse, sizin bana söylediğiniz malı, gümüş ve altını, himayesinden ve iltica ettiğim korumasından ümitli olduğum Tanrım bana zahmetsizce verir. Siz de selametle memleketinize gidiniz”.

 Bir diğer durum ise Yahudilerin yine diğer devletler tarafından sürgün edilmesi durumudur. Yahudiler, VIII. Yüzyılın ilk yarısında hem Bizans, hem de İslam ülkelerinde şiddetli takibata uğrayınca, Kafkaslar üzerinden Hazarlara giderek, onlara sığınmışlardır. Yahudilerin tarihte tek zorunlu göçü, sürgünü değildi. Tarihin her döneminde Yahudiler göçlere zorlanmışlardır. Hazarların himayesi altında daha rahat bir yaşam sürmeleri de dinlerini daha rahat anlatma fırsatı da sunmuştur. Tüccarlarında bizatihi olarak dinlerini anlatması Hazarlarda Yahudiliğin yayılmasında ve kabulünde etkili olmuştur. Hazarların Yahudiliği seçmesinde ise siyasi bir sebep olduğu da söylenmektedir. Bir taraftan güçlü bir Hristiyan toplumu bir yandan güçlü bir Müslüman toplumu arasında Museviliği seçerek hem bir taraf altına geçmiş olmuyordu hem de üçüncü bir güç olarak adından söz ettirmiş oluyordu. Hazarların ilk Yahudi hükümdarı Bulan Kağan Yahudiliği tercih edince Sabriel adını kullandığı düşünülmektedir. Mezhep olarak ise Karai mezhebine bağlı oldukları bilinmektedir. Günümüzde ise Karailik, başlangıçta İsrail soyundan olan Yahudiler tarafından benimsenmekte iken, kısa süre içinde Hazarlar başta olmak üzere başka ırklardan da mezhebe katılanlar olmuş, zamanla Türk soyu dışındakiler azınlığa düşmüş, Kahire ve Kudüs’teki Karai Cemaatleri hariç neredeyse yok olmuştur. O yüzden Karaim kelimesi bugün bir mezhepten ziyade Yahudiliğin Karai kolunu benimseyen Türk kavmini ifade etmek için
kullanılır.

KAYNAKÇA

AYAN, Ergin, “Karaim Takvimi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt:4 Sayı:19,
2011, s.115-126
BAŞBADEM, İlknur, Geçişmişten Günümüze Yahudi Mezheplerinin Mesih Anlayışı ve
Mesihi Hareketler, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Konya, 2008
ÇAKAN, Varis Abdurrahman, Orta Asya Türk Tarihine Giriş, Püf Yayıncılık, Ankara, 2019
ÇİNİ, Nihat, Hazarlar, Yüksek Lisans Final Ödevi, Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Sinop, 2019
DUNLOP, Douglas Morton, çev. Zahide Ay, Hazar Yahudi Tarihi, Selenge Yayınları,
İstanbul, 2008
KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2020
KARA, Ali Onur, “Karai Mezhebi ve Karay Türkleri” Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi,
Cilt:67 Sayı:367, 2017, s.55-58
KARATAY, Osman , DURANLI, Muvaffak , “Hazar Kağanı Yusuf’un Endülüs’e Mektubu”,
Bilig , Sayı:64, 2013, s.199-230
Mesudi, Muruc Ez-Zeheb, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2004
ÖZTÜRK, Murat, “İslamiyet’ten Önce Türklerin Din Anlayışı ve Gök Tanrı Dini”
Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt:5 Sayı:2, 2013, s.327-347
PRİTSAK, Omeljan, “Hazar Hakanlığı’nın Museviliğe Geçişi”, Karadeniz Araştırmaları,
Sayı:13, 2007, s.15-34
ŞEŞEN, Ramazan İbni Fadlan Seyahatnamesi, Yeditepe Yayıncılık, İstanbul, 2019
YÜCEL, Mualla, Hazar Hakanlığı, Türk Tarihi Araştırmaları, altayli.net, 2015

blank

KAÇMAK

blank

Benim Gibi Makineler