in

Kolektif Vicdan Muhasebesi: Günah Keçileri

Dilimize günah keçisi ilan ederek kurban etmek olarak çevrilen “Scapegoating”, insanlık tarihi kadar eski bir ritüel. İlk kullanımına Eski Ahit’te Yahudilerin günahlarını yüklemek için bir keçi seçip Tanrı’ya sunuşları esnasında rastlandığı için çıkış noktasının Yahudi dini olduğu düşünülüyor. Diğer kutsal kitaplarda da genellikle Tanrı’ya bir küçükbaş hayvanın seçilerek kurban edildiğini görüyoruz. Bunlar bize her ne kadar dini amaçlarla ortaya çıktığını düşündürse de bir günah keçisi seçme eylemi olağanüstü zamanlarda kargaşayı çözmek için de kendine sık sık yer bulmuş ve giderek radikalleşerek birçok vahşete, zorbalığa ve ayrımcılığa zemin hazırlamış. Eski Yunan’da toplumun doğal afetler ve salgın hastalıklardan korunmak için seçtikleri herhangi bir kişiyi taşlayarak öldürmeleri, uğursuzluk getirdiğini düşündükleri çirkin ve yoksul insanları toplumdan kovmaları gibi temeli olmayan önyargılar yüzünden insanların birbirine zarar vermesi ne yazık ki tarihin tozlu sayfaları arasında kalmış hikayeler değil.

Görsel: Wikipedia

İnsanların başlarına gelen kötü olaylardan birini sorumlu tutarak bütün yükü onun üzerine atma isteği savaşların ve katliamların en büyük nedenlerinden bir tanesi. Ancak bu eylemin din, gelenek, kültür gibi kılıflar uydurularak çeşitli kurallar ve simgelerle kodlanması hem insanların bir ritüel gerçekleştirerek sakinleşme ve iç huzura kavuşma ihtiyacını gidermiş hem de eyleme kolektif bir nitelik yükleyerek işlenen suçtan dolayı bireylerin vicdan azabı çekmesinin önünü kapatmıştır. Orta Çağ’da birçok kadının cadı oldukları ve veba salgınına sebebiyet verdikleri gerekçesiyle canlı canlı yakılması gibi örnekler Avrupa tarihinde geniş yer tutar. Yakın Çağ’a baktığımızda ise özellikle yirminci ve yirmi birinci yüzyıllarda kilisenin güç kaybetmesi ve bilime olan inancın güçlenmesi, teknolojinin hızlanmasıyla beraber bu eylem mistik ihtiyaçları gidermekten ziyade insanın içindeki şiddeti, öfkeyi ve nefreti dışarı dökebileceği önemli bir araç haline gelmiştir.

Ünlü filozof Rene Girard, korkunç bir mekanizma olduğunu kabul ettiği şiddetin küçük dozlarda uygulanmasının daha sonra herkesi yakıp yıkacak çok büyük ölçekli bir şiddetin önünü kestiğini savunur. İnsanın doğası gereği bir şiddet uygulama arzusu vardır, bunu “mimetik arzu” olarak tanımlar. Toplumda barış ve huzurun inşa edilmesi için de bu arzudan kaçmak gereklidir, bu nedenle günah keçisi seçme ve kurban etme eyleminin tekrar edilerek yani bir ritüele dönüşerek etkisini kalıcılaştırması gerekir. Toplumdaki istikrarı tesis etmek, kavgaları ve anlaşmazlıkları çözerek birlikte yaşayabilmek için bu ritüel hayati önem taşımaktadır. Girard’ın yaklaşımı insanların nasıl bu kadar vahşileşebildiği ve arkasında mantıklı nedenler aramadan nasıl böylesine birbirlerini katledebildikleri sorusunu psikolojik açıdan başarılı bir şekilde yanıtlar.

Görsel: Embracing Our Differences

Günümüzde de aslında dezavantajlı grupların özellikle gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde bu şekilde şeytanlaştırılıp günah keçisi ilan edildiğini görüyoruz. Kanunda suç olmamasına rağmen LGBTI+ bireyler birçok toplum tarafından kabul edilmiyor ve geleneği, ahlakı, dini bozdukları gerekçesiyle “sapkın” ilan edilerek birçok zorbalığa maruz kalıyor. Covid-19 pandemi döneminde halkın dikkatini politikacıların kötü yönetimlerinden başka taraflara çekmek isteyen insanların, LGBTI+ bireylerin hastalık getirdiğini iddia ederek çeşitli safsatalarla bu marjinal grubu hedef gösterdiğine şahit olduk. Kutsal kitaplarına ve gelenek göreneklerine aykırı yaşayan insanları kendileri gibi olmaya zorlama ve olmazsa da cezalandırma hakkını kendinde gören halkın bu söylemlerle galeyana gelmesi hiç de zor olmuyor. Benzer bir şiddete kadınlar yüzyıllardır maruz kalıyor. Baskılanan, kısıtlanan, haklarını hep erkeklerden daha geç elde eden kadınların tarih boyunca cadı diye yakıldığını, damızlık gibi yaşamaları için zorla sünnet edildiğini, doğduğunda diri diri toprağa gömüldüğünü biliyoruz ve dünyanın dört bir yanında hala çok basit insan hakları için mücadele veriyorlar. Gücü elinde bulunduran hâkim grupların bu şeytanlaştırma stratejisi kendilerinden farklı olan insanların güçlenmesini engellemek ve onları sömürmek gibi daha sayısız amaca hizmet ediyor. Toplum hala farkında olmadan kendisine günah keçileri seçiyor ve hiçbir suçu olmayan insanları kurban ediyor. Bu şiddetin insanlık tarihi kadar eski olması, hiç kaybolmamış ve muhtemelen de kaybolmayacak bir fenomen olması bizi Girard’ın teorisinin doğruluğuna daha çok inandırıyor.

Kaynakça

Bailey, Ted. 2014. ‘Sacred Violence In Shirley Jackson’s Lottery’ 

Kapak Görseli: PSU VANGUARD
avatar

Yazar Asya Özkara

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümü öğrencisiyim. Sinema, edebiyat, resim ve sosyolojiye meraklıyım.

blank

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile 2017 Anayasa Değişiklikleri

blank

XV ve XVI. Yüzyıllardaki Coğrafi Keşifler – II