in

Otuz Yıl Savaşları ve 1648 Vestfalya Barışı

 Otuz Yıl Savaşları tarihin gördüğü en karmaşık diplomasi ve savaşlar dönemlerinden biri olarak göze çarpmaktadır. Kendi içerisinde birçok büyük savaş ve güç dengelerini barındıran oldukça uzun bir dönemi kapsamaktadır. Otuz Yıl Savaşları’na dönemin büyük ülkeleri olarak Fransa, Danimarka, İsveç ve Avusturya- İspanya Habsburgları katıldı. Ancak bu dönemin en önemli güç dengesini Fransa ile Avusturya-İspanya Habsburgları arasındaki mücadele belirlemekteydi. Habsburgların Avrupa’da Fransa ve çevresinde kurmuş oldukları hegemonya dönemin başlangıcına neden olan en önemli sebeplerden biriydi. Bu dönemde Fransa’da IV. Henry (1589-1610) uzun süren yıkıcı ve çok sancılı “Fransız Din Savaşları” olarak bilinen iç savaş döneminden sonra ülke içerisinde huzur ve güven ortamını tesis etmeyi başardı. İçeride tesis edilen bu huzur ve güven ortamı Fransa’nın dış politikasında barışçıl bir tutum ile birlikte aynı zamanda güçlü bir duruş sergilemesine imkan verdi.

Ancak IV. Henry döneminde izlenen barışçıl dış politika anlayışı Fransa’ya yönelik tehditlerinin ortadan kalkmış olduğu manasına gelmiyordu. Zira İspanya ve Avusturya Habsburglarının gücünün temel teşkil ettiği bu tehditler Fransa’nın dış politikasındaki güvenlik algısının başlıca dikkat ettiği unsurlardı. Nitekim IV. Henry dönemi sonrasında XIII. Louis (1610-1643) ülkenin dış politikasını Habsburg hegemonyasını kırmaya ve Fransa’ya yönelik tehditlerini ortadan kaldırmaya yönelik iki temel direk üzerine kurdu ve bu görevi de aynı zamanda söz konusu dış politika anlayışının mimarı olan kralın başbakanı ve Kilise’nin kardinali olan Richelieu’ya emanet etti. IV. Henry döneminde devlet dini Katoliklik olarak kalmış olsa da dış politika esnek bir şekilde sürdürüldü ve Fransa’nın ulusal çıkarları dinden bağımsız olarak ön planda tutuldu, böylece Kilise ve din odaklı bir dış politika anlayışı yerine ihtiyaca yönelik,pragmatik ve akılcı bir siyaset izlendi.

Başbakan Richelieu dış politikada İspanya’nın ilerleyişini durdurmak ve Avusturya Hanedanlığı’na bir son vermek amacını güderken bir yandan da iç siyasette orduyu merkezi otoritenin egemenliğini kabul etmeyen kale ve kentleri merkezi otoriteye boyun eğdirmekte kullanarak başarılı oldu. Böylece Fransa kendi içerisinde monarşi otoritesini ilk kez tam olarak sağladı ve oluşan Fransız tipi mutlakiyetçi monarşi, ilerleyen zamanlarda Avrupa’da modern hükümet biçimi olarak ortaya çıktı.

Kardinal Richelieu, yukarıda bahsetmiş olduğumuz esnek dış politika anlayışına uygun olarak, Fransa’nın ulusal çıkarları gerektirdiği zaman dini farklılıkları bir kenara bırakarak Protestan Almanlara destek vermekten de çekinmedi. Onun temel amacı Habsburgların tehditlerini bertaraf etmek ve özellikle İspanya’nın elinde bulundurduğu toprakları ele geçirip, Fransa’yı “doğal sınırlarına” ulaştırmaktı. Tüm bu hedefler doğrultusunda Fransa, 1562-1598 yılları arasında dini nitelikteki iç savaşlarından bütünlüğünü sağlamış, merkezi otoriteyi tesis etmiş ve ayakları yere basan bir dış politika anlayışı oluşturmuş biçimde yaklaşan karışık döneme tam anlamıyla hazır olarak giriş yapıyordu. Doğal düşmanı Almanya ise aynı döneme parçalanmış bir biçimde giriyordu ve bu durum gelecek yüzyılların Avrupa tarihini belirleyecek en somut gerçekleri oluşturması bakımından önemliydi.

17.yüzyılın başında Kutsal Roma İmparatorluğu resmen Katolik olmasına rağmen İmparatorluk sınırları içerisinde Protestanlar çoğunluktaydı. Habsburgların yönetimi altında da bu çoğunluk mevcut durumdaydı. 1555 tarihli Augsburg Barışı, her devlete kendi vatandaşlarının dinini belirleme hakkı tanımıştı. Ancak bu hak teoride düşünüldüğü gibi pratikte yürümedi. Böylece bir ittifaklar dönemi başlamış oldu. Önce 1608’de Protestan devletler haklarını savunmak adına kendi ittifaklarını kurdular. Dışarıdan destek sağlamak için de Hollanda, İngiltere ve Fransa ile görüşmelere başladılar. Hemen ardından 1609’da ise Katolik Alman devletleri Kutsal Roma İmparatorluğu’nun desteği ve Bavyera’nın önderliğinde birleştiler. Bunlar da dış destek olarak İspanya’ya güveniyorlardı. Oluşan bu ittifaklar sonrasında Almanya, dinsel nitelikte ve belirli dış desteklerin şemsiyesi altında gelişen iki ayrı kampa ayrılmış bulunuyordu. İşte kurulan tüm bu ittifakların oluşturduğu gerilim ve baskı gittikçe karmaşık bir hal alacak ve çok uzun sürecek savaşlara yol açarak Otuz Yıl Savaşları’na neden olacaktı.

Savaşların bu derece karmaşık, yıpratıcı ve uzun süreli olmasının temel nedeni savaşan tarafların fazlalığı ve geçer sebeplerin çok farklı köklere dayanmasıydı. Süreç içerisinde yeni sebepler yeni savaşları doğurmuş ve burum sürekli bir hal almıştır. Ayrıca oluşan güç dengesine rağmen taraflardan hiçbiri hızlı bir zafer kazanabilmek için gerekli olan üstünlüğe sahip değildi ve aynı zamanda hiçbiri de askeri güçlerini topyekün bir biçimde kullanmak konusunda istekli değildi. Daha çok paralı askerlerden oluşturulan ordular ile savaş sürdürülüyordu. Haliyle bu durum uzun süreli savaşlardan kazançlı çıkan ender kesimlerden biri olan paralı askerler için avantajlıydı, hedeflere çabucak ulaşmaktan ziyade savaşı olabildiğince uzatabilmek onlar için daha karlıydı. Otuz Yıl Savaşları’nın gittikçe karmaşık bir hal almasına neden olan ve savaşların süresini uzatan bu can sıkıcı ordu meselesi, özellikle Fransa’da XIV. Louis’nin döneminde tam bir askeri hiyerarşi, emir- komuta zinciri kurularak, askerlere tek tip üniforma giydirilerek ve kışlalar kurularak bir düzen içerisine sokulmuş oldu. Yani ordu, birbirinden bağımsız ve kendi maddi emellerini gözeten amaçsız birlikler durumundan belli bir hanedana bağlı olarak savaşan ve amacı belli olan bir devlet gücü haline geldi. XIV. Louis döneminde hanedana sadakat esasıyla oluşturulan bu yeni ordu sistemi sonraları 19. ve 20. yüzyıllarda göreceğimiz “ulus-ordu” anlayışına gidecek yolun da başlangıcı olmuştur.

Otuz Yıl Savaşları’na neden olan bir diğer kritik eşik ise Bohemya isyanı oldu. Yükselen Çek milliyetçiliği ve Bohemya Protestanlığının yol açtığı gerilim, İmparator II. Rudolf’un hoşgörü yoksunu ve katı Katolik politikalarıyla çatışmalara yol açtı. Bu çatışmalar İmparator Matthias (1612-1619) döneminde kontrolden çıktı ve ünlü Prag Ayaklanması (1618) sonrasında Habsburg yönetimini, Alman kültürünü ve Katolik kilisesini hedef alan Bohemya İsyanı ile zirveye yükseldi. 1618-1620 yılları arasında devam eden isyan sonucunda Çekler her ne kadar Habsburglara yenilerek bir daha yeniden ayaklanacak hale gelemeseler de söz konusu isyan ile bir Alman iç savaşına giden yol sonuna kadar açılmış ve böylece Otuz Yıl Savaşları’nın en önemli nedenlerinden biri ortaya çıkmıştır.

Otuz Yıl Savaşları’nın niteliklerini inceleyecek olursak öncelikle bu savaşlar dizisi Katolik ve Prostestan kamplarına ayrılmış iki cephe üzerinde bir Alman iç savaşıydı. İkinci olarak, bağımsızlıkları için savaşan ittifak devletleri ile kendi siyasi birliğini ve bütünlüğünü sürdürmek isteyen Kutsal Roma İmparatoru arasında yaşanan bir iç savaştı. Üçüncü olarak ise Otuz Yıl Savaşları, Alman toprakları üzerinde sürdürülen Fransa ile Habsburglar, İspanya ile Hollanda arasında ve bunlara bağlı olarak Danimarka, İsveç ve Transilvanya’nın da savaşa dahil olduğu çok karmaşık bir uluslararası savaştı.

Netice itibariyle Otuz Yıl Savaşları, Fransız Devrim Savaşları öncesi yaşanan en büyük Avrupa savaşıdır ve Prostestanların zaferinin simgesi olan 1648 Vestfalya Barışı ile bitmiştir. Uzun süren savaşların sonunda barışı hazırlayacak olan konferans, 1815 Viyana Kongresi’nden önceki Avrupa’nın en büyük ilk konferansı olarak sayılabilir. Zira daha önceki tüm uluslar arası toplantılar dini nitelikteyken, (Nitekim 1815 Viyana Kongresi Avusturya Şansölyesi Metternich öncülüğünde Katolik Kutsal İttifak eksenli olarak toplanmıştı.) Vestfalya devlet, savaş ve iktidar konularının tartışıldığı laik bir konferans niteliği taşımıştır. Hatta bunun en önemli göstergesi konferans sırasında Papalık temsilcisinin dinlenmemesi ve konferans sonunda hazırlanan barış antlaşmasının Papa’ya imzalattırılmamasıdır.

Söz konusu barış antlaşması ile birlikte Kilise’nin gücü tam anlamıyla sınırlandırılmış, 1555 Augsburg Barışı’nın pratikte başarısız olan hükümleri yenilenmiş ve yaşanan savaşlar sonucunda parçalanan Almanya’da Katoliklik, Protestanlık ve Calvinizm geçerli dinler haline gelmiştir. Bir diğer önemli sonuç ise Kutsal Roma İmparatorluğu’nun uluslararası hukuk bakımından parçalanmış olduğunun doğrulanmasıdır. Böylece İmparatorluk, Hollanda ve İsviçre üzerindeki haklarını kaybetmiş ve İsviçre bağımsızlığını kazanmıştır.

Vestfalya Barışı ile 300 kadar Alman devleti otonom siyasi birimler haline geldi. Üye devletlerin rızası olmadıkça İmparatorluğun vergi ve asker toplayamayacağı, kanun koyamayacağı, savaş ilan edemeyeceği ve barış antlaşması imzalayamayacağı hükme bağlandı. Böylece Fransız tipi mutlakiyetçi monarşi sistemi ile diğer Avrupa devletleri güçlenirken, Almanya, uyuşması imkansız ve doğuştan sakat bir feodal döneme giriş yaptı. Uluslararası ilişkiler Vestfalya Barışı ile bugün bildiğimiz anlamda yapılandırılmış oldu. Zira bundan sonra Avrupa devletleri, kendi yasalarına göre hareket eden, kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarını ön planda tutan, yine bu çıkarların gerektirdiği biçimde ittifaklar kuran ve bozan, güç dengesini gözeten ve bu dengeye göre esnek bir politika anlayışını esas alan ve nihayetinde ülkeler arasında sürekli koordinasyonu sağlamakla yükümlü olan elçiler vasıtasıyla ilişkilerini düzenleyen bağımsız devletler haline gelmiştir.

GÖRSEL: BRITANNICA.COM

Sonuç olarak, Vestfalya Barışı ile birlikte –Fransa’nın umduğu biçimde- Katolik Habsburgların Avrupa’ya egemen olma tehdidini ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Ayrıca barış sonrasında birbirlerinden ayrı ve bağımsız siyasal birimler halinde farklı din ve mezhepten vatandaşlardan oluşan, farklı çıkarları gözeten devletler Avrupa sahnesinde rol almaya başlamıştır. 1648 Vestfalya Barışı ile Fransa yükselen güç durumuna gelmiş ve Fransa’nın doğal düşmanı olan Almanya 1871’de Otto Van Bismarck döneminde siyasal birliğini yeniden sağlayıncaya kadar küçük devletler halinde ve bölünmüş biçimde yaşamak zorunda kalmıştır.

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Sander, Oral, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, Ankara, İmge Kitabevi, Ekim 2017, 32.Baskı, s:98-101
  2. J.Lee, Stephen, Avrupa Tarihinden Kesitler 1494-1789, Ankara, Dost Kitabevi Yayınları, Kasım 2019, 7.Baskı, s:109-130

 

avatar

Yazar Gökalp Badak

Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

blank

Neden mi Kadınlara Kulak Vermeliyiz?

blank

Hem Komedyen Hem Yazar: Yaprak Ünver