in

Paris Barış Konferansı: İstikrarsız Avrupa

  Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşmalarının temelinin atıldığı Paris Barış Konferansı’na 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Bu 32 ülkeden gelen temsilcilerin tamamı, İttifak Devletleri ile savaşmış ya da onlara savaş ilan eden ülkelerden gelen temsilcilerdi.  Bu konferansta, galip gelen devletler imzalanacak olan antlaşmalar üzerinde karşılıklı anlaşma ve ekonomik, siyasi sorunları çözme amacıyla bir araya gelmiştir.

 Konferanstaki Sorunlar

 Rus Çarlığı, Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi egemen güçlerin savaş sonrası yıkılması Avrupa’nın güç dengesini bozmuştu ve Avrupa’da bir otorite boşluğu oluşmuştu. Elbette bu devletlerin yerine kurulacak olan küçük devletler bu otorite boşluğunu dolduramayacaktı.

  Diğer sorunlardan bir tanesi de Almanya ile alakalıydı. Almanya ile yapılacak olan antlaşma, yeniden kurulacak güç dengesinin ileride Almanya lehine bozulup Almanya’nın yeniden saldırgan bir devlete dönüşmesini engellemeliydi. Ayrıca Orta ve Doğu Avrupa’nın sınırları bir daha bozulmamak üzere net bir şekilde çizilmeliydi. Sınırların tekrardan bozulmasının sebebi; ekonomik, askeri ve milliyet gibi sebepler olabilirdi. Aslında bakıldığı zaman bu iki sorunun birbirleri ile alakalı olduğunu görmek mümkündür. Yeniden saldırgan bir Almanya yaratmamak için bu Almanya’nın “küçük” ölçekli olması gerekecekti. Fakat böyle bir Almanya, milliyet esaslı olarak çizilecek sınırlar için yeterli büyüklükte olmayacaktı ve küçük kalacaktı. Bu iki sorunun birbirleri ile alakasının farkına varılmaması belki de en büyük sorunu oluşturmuştu!

Barış Antlaşmaları 

Versailles (Versay) Barış Antlaşması

  28 Haziran 1919’da Almanya İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan antlaşmadır. 440 maddeyi içeren bu antlaşma ile Almanya, Alsace-Lorraine ve Saar bölgelerini Fransa’ya bıraktı fakat Saar bölgesinde bir referandum yapılacak ve hangi devlete bağlanacağı o zaman kesinleşecekti. Polonya, Poznan ve Batı Prusya’nın verilmesi ile birlikte denize kavuşmuş oldu. Milletler Cemiyeti’nin himayesi altında serbest bir kent haline gelen bir şehir vardı: Danzig. Almanya’nın Avusturya ile birleşmesi yasaklandı ve Polonya, Avusturya, ve Çekoslovakya’nın bağımsızlıklarını tanımak zorunda kaldı.

  Ayrıca bu sözleşme ile “mandat” sistemi oluşturuldu ve “Mandater” devletler İngiltere, Fransa, Belçika ve Japonya oldular. Bu sistem Milletler Cemiyeti’nin kontrolü altında olacaktı. Mandat sistemi, galip gelen devletlerin toprak ilhak etmelerine bir alternatif olarak ortaya konulmuştu. Bu sisteme göre mandater devletlerin her biri eski sömürgenin yönetiminden dolayı Milletler Cemiyeti’ne sorumluydu. Sömürge altındaki bölgeler ekonomik derecelerine göre sınıflara ayrıldı. Bu kategoriler A, B ve C olarak 3 kategoriydi. A ve B sınıfında olan ülkeler bağımsızlıkları için mandater devletler tarafından hazırlanacaktı.

  Almanya’nın askeri gücü de bu antlaşma ile sınırlandırılmıştı. Ordu gücü 100.000 kişi ile sınırlandırıldı ve zorunlu askerlik sistemi yasaklandı. Kazandığı bütün savaş gelirleri İtilaf Devletlerine verildi. Uçak ve denizaltı yapması kesin olarak yasaklandı. Almanya’ya savaş gelirlerinin alınmasının yanı sıra savaş tazminatı da yükletildi fakat bu savaş tazminatı Almanya’nın ödeyemeyeceği kadar büyüktü.

 Tüm bu ağır koşulları içeren Versay Antlaşması, Almanya’da halk tarafında tepkiyle karşılandı. Birçok tarihçiye göre, Versay Antlaşması; Almanya’da meydana gelen ekonomik ve siyasi iktidarsızlığa, Nazi Partisi’nin yükselişine ve adından iktidarına ve sonuç olarak II. Dünya Savaşı’na neden olmuştur.

 Saint-Germain Barış Antlaşması

  St. Germain Barış Antlaşması 10 Eylül 1919 tarihinde Avusturya ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan antlaşmadır. Bu antlaşma Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun topraklarını yeniden düzenleyen antlaşmadır.

 Bu antlaşma ile birlikte Avusturya; Yugoslavya, Çekoslovakya ve Macaristan’ın bağımsızlarını tanıdı. Önemli topraklarını Polonya, İtalya, Romanya ve Yunanistan’a bıraktı. Ayrıca askeri kısıtlama olarak zorunlu askerlik kaldırıldı ve Macaristan ağır savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı. Avusturya’nın, Almanya ile ileride birleşmesini engellemek için bazı kararlar alındı ve bu kararlar Milletler Cemiyeti’nin onayına bırakıldı. 

  19.yüzyılın güçlü ve devasa Avusturya-Macaristan İmparatorluğundan sadece 2 milyon başkentli Viyana ve toplam 7 milyon nüfus kaldı.

 Neuilly ve Trianon Barış Antlaşmaları

  Neuilly Barış Antlaşması, 27 Kasım 1919 tarihinde İtilaf Devletleri ve Bulgaristan arasında imzalanmıştı. Bu antlaşma ile birlikte Bulgaristan komşu ülkelerinden olan Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan’a toprak vermişti. Bulgaristan da elbette askeri sınırlamalar ile karşılaştı ve yine onarım borcu adı altında savaş tazminatına hükmedildi. Askeri sınırlandırma olarak Bulgaristan ordusu 20 bin kişi ile sınırlandırıldı.

 Savaş sonrasında Müttefik Devletleri tarafından Macaristan’a karşı barış koşullarının sunulması gecikti. Bunun sebebi yaşanan siyasi çalkantılardı. Öncesinde Macaristan’da komünist rejim ve Bela Kun liderliği vardı. Sonrasında ise daha ılımlı iktidarlar geldi. Tüm siyasi çalkantılar sonrasında yeni hükümet 16 Ocak 1920 tarihinde Müttefik Devletler tarafından tanındı ve barış antlaşmasının ön metni Macaristan delegesine verildi. Böylece Trianon Barış Antlaşması 4 Haziran 1920 tarihinde Macaristan ile İtilaf Devletleri arasında imzalanmıştı. Macaristan antlaşma sonrasında topraklarının neredeyse 2/3’ünü kaybetti. Komşu ülkelerine yani Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya’ya toprak verdi. Bu toprak kayıpları sonrasında yaklaşık olarak 2 milyon Macaristan vatandaşı sınır dışında kaldı. Macaristan da diğer yenilen devletler gibi askeri kısıtlamalarla karşılaştı. Ordusu 35 bin kişi ile sınırlandırıldı. Bu hafif silahlı, kısıtlı ordu sadece sınır güvenliği ve iç güvenlikten sorumluydu. Ayrıca diğer yenilen devletler gibi Macaristan da ekonomik yaptırımlara çarptırıldı. 

  Bu barış antlaşmaları sonucu en karlı çıkan devletler Polonya, Romanya, Yugoslavya ve Çekoslovakya olmuştur. Buradan elde ettikleri kazanç sonucunda bu devletler II. Dünya Savaşı’na kadar revizyonist hareketlerden kaçınmıştır.

 Barışın Değerlendirilmesi

 İmzalanan barış antlaşmaları esasında ABD Başkanı Woodrow Wilson, İngiltere Başbakanı Lloyd George ve Fransız Başbakanı Georger Clemenceau’nun eseridir. Bu 3 devlet adamından kısaca bahsetmek gerekir. Clemenceau, kurt politikacı olarak konferansta Fransa’nın milliyetçi çıkarlarını savundu. Clemenceau’nun en büyük amacı imzalanacak olan barış antlaşması ile Almanya’yı baskı altına almaktı. Bu sayede Fransa’nın yakın güvenliğini sağlama alabilecekti. ABD Başkanı Wilson ise idealist bir liderdi. Önem verdiği konuların başında demokrasi ve ulusların kendi kaderlerini kendilerinin belirleme ilkesi olan “self determination” gelmekteydi. Kafasında savaşların çıkmasını engellemek üzere bir düşünce vardı. Yani Milletler Cemiyeti’nin kurulması fikri. İngiltere Başbakanı George ise kendi ülkesinin çıkarlarını Clemencau ve Wilson arasında bir aracı olarak korumak istedi. George’nin en büyük amacı Clemenceau ile ortak karara vararak sorunları kendi kafalarındaki fikirlere göre çözmekti. O yüzden Wilson’un üzerinde durduğu Milletler Cemiyeti’ni hemen kabul edip Wilson’un ülkesine dönmesini sağladı. Ve sonunda Paris Barış Antlaşmarı, George ve Clemenceau’nun taleplerine göre imzalanacaktı.

  Savaş sonunda ortaya çıkan yeni devletler zaten bağımsızlıklarını ilan ettikleri için ister istemez antlaşmaların en temel ilkesi olarak “self determination” ilkesinin kabul edilmesidir denilebilir. ABD Başkanı Wilson’un temel idealarından biri olan bu hakkı, her milletin kendi bağımsızlığını ilan etmesi ve kendi ulus devletini kurması olarak tanımlamak mümkünüdür.

 Doğu Avrupa’daki milletler birbirleriyle yakın ve karışık olarak yaşıyorlardı. Ayrıca, barışı tesis edenler geniş bir nüfus mübadelesini istememişlerdi. Bunların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan yeni devletler içlerinde yabancı bir azınlık ile karşılaştılar. Aynı şekilde başka devletlerde de kendi uluslarından azınlıkların yaşadığını iddia etme hakkına sahip oldular. Romanya’daki Bulgarlar, Litvanya’da ki Polonyalılar ve Çekoslovakya’daki Macarlar bu azınlıklara birkaç örnektir. Bu yüzden azınlıklar sebebiyle yaşanan sorunlar ve getirdiği milliyetçilik, Paris Barış Konferansı’ndan önce de olduğu gibi konferanstan sonra da Avrupa’daki istikrarın sağlanması konusunda en büyük engellerden oldu.

  Özetleyecek olursak, Paris Barış Antlaşmaları başarısızlığın ve çıkarcı hesaplar uğruna bazı gerçeklerin hesaba katılmamasının bir özetidir. Bu antlaşmaların hiçbiri temel probleme bir çözüm getirilmediği için yapılanlar tarihin en kanlı savaşı olan II. Dünya Savaşı’na temel oluşturmuştur.

Kaynakça

Ertan, A. (2016). I. Dünya Savaşı’nın Ardından Yeni Dünya Düzenine Doğru: 1919 Paris Barış Konferansı. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, 20 (3), 551-572.
Sander, O., Siyasi Tarih, 2010, İmge Kitabevi
avatar

Yazar Taha Çalışkan

hukuk, siyaset, tarih ve spor

blank

Petrol Fiyatları ve COVID-19 İlişkisi

blank

19 Mayıs’ın Öteki Yüzü