in

Vali Recep Yazıcıoğlu Dosyası

Tolstoy, tüm muhteşem hikâyelerin iki şekilde başladığını söyler: ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir. Tolstoy’un bu sözü, akıllara değişimi ve devamında gelen yeniliği getirir. Türkiye’de herhangi bir şehre bir yabancı geldiğinde ve hatta bu yabancı bir vali olarak atandığında neler olacağını bir düşünelim. Ekseriyetin kafasında ilk önce bir karşılama töreni, ardından makam arabası ve yanında çeşitli insanlarla ordu halinde hareket eden bir vali tipi canlanabilir. En azından benim kafamda böyle canlanıyor. Peki, bir şehre vali olarak Recep Yazıcıoğlu atanırsa ne olur? Bu yazımda onlardan bahsedeceğim.

 Geçtiğimiz aylarda, Uşak valisinin ilçedeki çarşıyı teftiş ettiği sırada, esnafa karşı takındığı tavrı ve üslubu sosyal medya kullanıcıları tarafından sert bir dille eleştirilmiş, ve bir karşılaştırma olarak da, Vali Recep Yazıcıoğlu’nu akıllara getirmişti. Kendisi, önceliğinin devlet kademesinde yükselmek olmadığını vurgulayarak: ‘’Valilik abartılmamalı. Her görev önemlidir. Önemli olan geldiğin konumun yükseklik derecesi değil, yaptığın iş ne olursa olsun onun en iyisini yapmaktır. Ben de işimi yapmaya çalışıyorum.’’ demiş ve liyakatsizliğe karşı olan, idealist, aktif ve dinamik bir vali olduğunun mesajını vermiştir. 

Bir meslektaşını ziyaret ettiği esnada, arkadaşının makam odasının kapısında asılı duran ‘‘içeriye kapıyı vurmadan giriniz’’ yazısı ona ilham olmuştur. ‘’Halkın devlet kapısından başka gidebileceği bir yeri yoktur’’ düşüncesinden yola çıkarak, kendisi de görev yaptığı vilayetin kapısını 24 saat açık tutmuştur. Böylelikle halk ve valilik makamının arasına herhangi bir engel koymayan Vali Yazıcıoğlu, Ayşe Kulin’in kendisinden esinlendiği Köprü romanı, Erdal Beşikçioğlu’nun başrol olarak kendisini canlandırdığı Köprü dizisi, yine Vali filminin esinlenilen baş karakteri olmasıyla birlikte, kendisinin icraatları ve yönetim uygulamalarının teze dönüştürülmesi tüm bunların bir tezahürüdür.

Recep Yazıcıoğlu 1948 yılında Trabzon’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ol an Yazıcıoğlu, bir çok ilçede kaymakamlık görevinden sonra, 1984’de daha 36 yaşındayken kendisine yılın bürokratı ödülünü kazandıracağı Tokat Valiliği’ne atandı. Ödülün verilme sebebi olarak, Yazıcıoğlu Tokat’da valilik görevindeyken inşa ettiği ilkokul ve sağlık ocağı sayısının, Cumhuriyet döneminde inşa edilen ilkokul ve sağlık ocağı sayısından fazla olması denildi.

Yazıcıoğlu 1989’da, Aydın Valiliği’nde göreve başladı. Aydın’da görev yaparken emniyet müdürlerinin vali olarak atanmasını eleştirerek: ‘’polisten vali olmaz’’ demesinden dolayı, bir takım kişi ve kişiler bu sözünden hoşlanmamış olacak ki, 1991 yılında deyim yerindeyse Vali Yazıcıoğlu Erzincan’a sürüldü ve burada valilik görevine devam etti. Vefatından evvel ise, son görev yeri olan Denizli’ye vali olarak 2003 yılında atandı.

Sürgün Yeri: Erzincan

Erzincan’da valilik görevindeyken, buranın kimsenin göremediği bir doğa harikası olduğunu vurgulamış ve saklı olan güzelliklerini ortaya çıkarmak için elini taşın altına koymuştur. Kendisiyle adeta özdeşleşmiş olan Kemaliye ilçesindeki Başpınar Köprü Projesi, tam 22 yıllık bir drama sahne olmuştur. Kendinden önceki valiler ve diğer devlet ricali, yöre halkına vadedilen köprüyü 20 yıl boyunca yapmaya çalışmıştır. Fakat, köprü yapımı çeşitli sebeplerden bir sonuca ulaşamamış ve yapılamamıştır. Karasu Nehri’nden feribot ve derme çatma kayıklarla zar zor karşı kıyıya ulaşmaya çalışan yöre halkı, bazen durumu ağır olan hastaları ve doğum yapan kadınları, nehrin su seviyesindeki azalma oranı yüzünden merkeze götürememektedir. Bu sebeple, hastaların ya da hamile kadınların birçoğu da ölmektedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de terörist gruplar, devlet güçlerinin kolaylıkla ulaşamamasını fırsat bilmiş ve Kemaliye ilçesinde bulunan yaklaşık 30 köye musallat olmuştur. Şüphesiz 1993 yılında Kemaliye ilçesinin köylerinden birinde gerçekleşmiş olan Başbağlar Katliamı bunun en büyük örneğidir. Katliamın bilançosunun 33 sivilin ölümüyle sonuçlanması ve köyün ateşe verilmesindeki şüphesiz en büyük etken, jandarmanın köye karayoluyla ulaşımının iki saati bulmasından dolayı hızlıca intikal edememesidir. Katliamdan sonra Yazıcıoğlu: ‘’Gidemediğimiz yer bizim değildir’’ demiş ve Ahmet Kutsi Tecer’in şiirine atıf yapmıştır. Bu katliamdan dolayı, Köprü projesi’nin yapımını daha da hızlandırarak halkı mobilize etmiş ve gelen çeşitli yardım fonlarıyla herkese adeta bir dayanışma dersi vermiştir. Kemaliye ilçesinin en kısa yoldan Erzincan’a ve Ankara’ya ulaşımını sağlayan projeyi ‘’Ergenekondan Çıkış’’ olarak adlandırmıştır. Erzincan’a hizmetleri bununla kalmamış, 100 yıllık geçmişe sahip bir tüneli yöre halkına yeniden kazandırmıştır. Erzincan’ın turizmini canlandırmak için yamaç paraşütü festivali düzenleyip, şehrin genç nüfusuna öncülük etmiş, rafting gibi su sporlarını bizzat kendisi yaparak Erzincan’ı tanıtmayı amaçlamıştır.

              “Popülist Politikaya, Tıkanmış Ekonomiye, Yozlaşmış Sisteme Sil Baştan” kitabı

Sistemin işleyişini ve klasik devlet anlayışını kendine dert edinmiş ve her konuşmasında halkı bilinçlendirmeyi amaç edinmiş olan Vali, Aydın Marangozlar Odası’nın düzenlediği bir dave tte konuşurken: ‘’Türkiye olmazı olur yapan bir ülke’’ diyerek; ‘’Türkiye’nin bir hukuk devleti değil, bir kanun devleti’’ olduğunu söylemiştir. Hemen ardından Merkez Bankası bürokrasisini eleştirerek: ‘’İktidara geçenin ilk yapacağı iş hemen bir kanun çıkarıp, Türkiye’de bütün üst kurulların görevlerinin sona erdirilmesi ve yerine yeni atama yapılmasıdır’’ demiş ve tek maddelik bu kanunların üzerinde durarak liyakatsizliğe dem vurmuştur. Yazıcıoğlu, itaati iman haline getiren bir toplum olduğumuzu söylemiş ve ‘’Türkiye, kurtarıcılarından kurtulduğu zaman kurtulacak’’ diye sözlerine devam etmiştir. Toplumun bir kurtarıcı arayıp işi ona havale etme hayallerini eleştirip, kolektif bir bilinç olmadan hiçbir işin sağlıklı yürütülemeyeceği düşüncesini tarihten verdiği örneklerle de desteklemiştir. Kendi ütopyasını her konuşmasında dile getiren Vali, halkın devlet ricali ile bir araya gelip sorunlarını tartıştığı, yöneticilerin bir proje ortaya koyarken ‘’yaptım, oldu’’ mantığıyla değil, halka alternatif sunarak sorumluluk ve sonucu eşit miktarda hem halka hem yöneticilere dağıtmasının daha güvenilir ve demokratik bir zemin oluşturacağının altını çizmiştir.

Dönemin siyasi akımlarından ve görmüş olduğu siyasetçilerden etkilenerek, görev aldığı süre boyunca statükocu değil yenilikçi, hatta devrimci bir tutum sergilemiş, dayatmacı merkezi otoriteye karşı çıkmış ve tek tip insanı-toplumu reddetmiştir. Türkiye’nin tabandan başlayan bir değişimi olmadıkça ne demokrasisinin, ne gelişiminin, ne de yeniden yapılanmasının söz konusu olamayacağını konuşmalarında sıklıkla vurgulamıştır. Halkın iktidarı hedefleyip hedeflemediği sorularına yönelik cevabı ise, sistemin değişmesinin tek yol olduğunu söyledikten sonra o dönemlerde yıldızı parlayan Kemal Derviş ve Recep Tayyip Eroğan gibi isimleri örnek vererek: ‘’Bu sistem hepimizi öğütür’’ demiş ve ileri görüşlü olduğunu hepimize göstermiştir.

Kaynakça

G. Bacanlı, Ü. ve Tuğrul, A. (2016, Mayıs). ‘’Baraj göllerinin iklimsel etkisi ve Vali Recep Yazıcıoğlu Gökpınar baraj örneği’’ Pamukkale Univ Muh Bilim Dergisi, (ss. 154-159)
Yıldız, Mete. ‘’Kamu Yönetimi Reformu ve Kamu Yöneticisi Davranışı: Recep Yazıcıoğlu örneği’’

BBC Türkçe | Başbağlar Olayı

İnşaport | Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü

Hürriyet

https://youtu.be/dVUT0d_yFFY

https://youtu.be/i7ahcNQ7eEw

https://youtu.be/O8qLRQc3Lz4

https://youtu.be/VJggfl1geGU

avatar

Yazar Asu Zümra Küçükkaya

İstanbul Şehir Üniversitesi - Tarih
İlgi alanları: sinema, tarih, edebiyat

blank

Tarihsel Sosyolojiye Kısa Bir Bakış

blank

Sanat Güneşi ve “Son Gece”