in

Willkommen in Berlin

  Soğuk Savaş’ın merkezi olan Berlin’i Batı ve Doğu olarak ikiye bölen duvar, bundan tam 31 yıl önce yıkıldı. 46 kilometre uzunluğundaki duvar şehrin sınırına değil, ortasına inşa edilmişti. Berlin Duvarı’nın asıl amacı Doğu’daki Demokratik Almanya Cumhuriyeti vatandaşlarının Batı’daki Almanya Federal Cumhuriyeti’ne kaçışını engellemekti. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ne ait olan Berlin, 2. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte 4’e ayrılıyor, Batı’daki bölgelere 1961’den sonra duvarın inşasıyla bir sınır çiziliyor ve geçişlere kapatılıyor. Doğu komünizmle yönetilirken mevcut vatandaşların kapitalist düzen ile buluşması engellenmek isteniyordu. Duvar her ne kadar Batı Berlin’in etrafına inşa edilmiş olsa da orada bulunan vatandaşlar istediği zaman duvar dışına çıkabiliyordu. Doğu Berlin’de bulunan vatandaşlar ise içeride hapsolmuştu. Günümüzde dahi Batı ve Doğu’nun gelişmişliği hiçbir anlamda eşit değil. Bu duvarın verdiği somut kayıpları gözlemleyebiliriz. 30 yılı geçmiş olmasına rağmen, hala Doğu Berlin’deki vatandaşların gelirleri Batı Berlin’dekilerin %82’si kadar, Doğu’dan hiçbir büyük şirket Almanya’nın en güçlü 30 şirketi arasına girebilmiş değil. Duvar yıkıldıktan sonra olan göç, Doğu’nun yaş ortalamasına oldukça etki etti dolayısıyla yaş ortalaması arttı. Buna bağlı olarak iş gücü açığı da yaşandı. Duvar yıkılırken Doğu Berlin vatandaşlarına verilen sözler, onlar için hayal kırıklığı yarattı. Fakat bu duvarın yıkılışı dünya için barışçıl bir dönüm noktası oldu ve Almanya birleşti. Bu birleşmede kilit noktalardan biri de o dönemin ve Sovyetler Birliği’nin son lideri olan Mihail Gorbaçov’du. Gorbaçov, Soğuk Savaş’ın liderlerinden olan Brejnev’in Sovyetler Birliği için olan dış politikasını uygulamaktan vazgeçti. Onun yerine Perestroyka (Yeniden Yapılanma) ve Glasnost (Açıklık) politikalarını uyguladı ve bu da artık Brejnev’in politikasında olan “Avrupa ülkelerinin Kremlin’e sadık kalması” gerekliliğinin olmadığını belirtiyordu. Varşova Paktı’nda olan ülkeler kaderini kendileri yazabilecekti. Bunların içinde Doğu Almanya’da vardı ve Almanya bir bütün olarak demokratik bir ülke olmaya karar vermişti, Almanya ve daha birçok ülkenin demokratikleşme kararı Sovyet Ordusu tarafından karşıtlık görmedi. Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Almanya’nın demokratikleşmesi dünya siyaseti için küreselleşmenin başladığı noktalardan biri olarak görülebilir.

Görsel: Belga/DPA

  9 Kasım 1989’da Doğu Berlin vatandaşları ilk kez hiçbir kontrol olmadan Batı Berlin’e geçebilmişti. Katrin Hattenhaur da oradaydı. Doğu Berlin’de yaşamış olan Katrin Hattenhaur duvarın geçişlere açıldığı geceyi “Oraya akın ettiğimizde tam olarak bir barajın açılması gibiydi. Orda yaşananın bir daha geri döndürülemez bir gelişme olduğunu ve hepimizin hayatını gerçekten değiştireceğini biliyordum.” diyerek anlatıyor. 21. doğum gününü Batı Berlin’de kutlayan Katrin, o günü “Bu benim için çok kişisel bir doğum günü hediyesiydi” diyerek ifade ediyor. Ayrıca Katrin Hattenhaur Doğu ve Batı’nın birbirine en yakın zaman olduğunu da sözlerine ekliyor. O güne dek Almanya, 41 yıl boyunca bölünmüş bir ülkeydi. Doğu Berlin’de muhalifler genelde hapse atılıyordu ve hapise girmiş olanlardan biri de Katrin Hattenhaur’du. Fakat tüm bu baskılar Hattenhaur’u vazgeçiremedi. Üniversite öğrencisiyken rejime karşı güçlü bir şekilde muhalefet ediyordu. Protestolara ve barış dualarına katılan Hattenhaur’ın bir protestoda taşıdığı pankartta “Fureinoffnesland mit freienmenschen” (Özgür insanlarla Dünya’ya açık bir ülke için) yazıyordu. O protestolarda bulunurken görülebilir şekilde olduklarını ve tutuklanabileceklerinin farkında olduklarını belirten Katrin Hattenhaur, bunun özgürlük için bir ödün olduğunu söylüyor. Bu anlamda, insanların özgürlüğü ne kadar çok istediklerini ve inisiyatif almaktan çekinmediklerini söyleyebiliriz. Hattenhaur için bu bedeli hapis cezası oldu. Protestodan yaklaşık 1 hafta sonra hapise girdi. 5 hafta tek kişilik hücrede tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Katrin Hattenhaur kendisi için bir dönüm noktası hayal ettiğini ama bunun tüm ülke için olacağını ve bu kadar hızlı gerçekleşeceğini beklemediğini söylüyor. Almanya’nın yeniden dünyaya açılacağını o dönem kimse beklemiyordu. Ama sonunda geçişler açılmış ve insanlar ülkelerinde özgür bırakılmıştı. Berlin Duvarı’nın o gece açılışını tüm kent dışarıda beraber kutlamıştı.

Görsel: Assocıated Press/Lıonel Cıronneau

  Berlin Duvarı’nın sebep olduğu 140 ölümden, en genç olanı ise Çetin Mert isimli 5 yaşındaki Türk çocuk. 11 Mayıs 1975’te Berlin’in merkezinde olan Spree nehrine Kreuzberg’li bir çocuk düşerek hayatını kaybetti. Çetin Mert ölüm sebebi duvar olan ikinci Türk vatandaş ve beşinci çocuktu. Çetin, nehire düştükten kısa zaman sonra hayatını kaybetmiş, her ne kadar Batı Berlin itfaiyesi ulaşsa da ona yardım edememişlerdi. Nehir, Batı Berlin kıyısına kadar Doğu Berlin’e aitti. Berliner Zeitung gazetesi Çetin Mert’in ölümüne “Kurtarılamayan Çocuk” başlığını atmıştı, Bild gazetesi ise “Kurtarmaya yasak bölge: Çocuk suya düştü!” başlığıyla yayımlamıştı bu haberi. Almanya’da yaşayan Türk toplumu 5 yaşında bir çocuğun ölümü için hem Doğu Berlin’i hem de komünizm için protestolar, sokak gösterileri düzenledi. Görüntülerde Türkçe ve Almanca olarak yazılmış “Utanç duvarları + Tel örgüler + Ölüm seyircileri = Komünistler” pankartları dikkat çekiyordu. Çetin Mert’in ölümü Almanya’da yaşayan Türkler için de son damla olmuştu. Burada, o güne kadar çekingen duran Türklerin bu küresel krizde artık taraf olduğunu görebiliriz. Doğu Almanya Mert’in boğulmasından sonra yapılan Kreuzberg’li binlerce Türk’ün eylemini resmi olarak kayıt altına almıştır. Akademisyen Gülşah Stapel, o nehri şöyle anlatıyor “70’lerde nehre düşen çocukların tarihi, çok trajik oldu. Çünkü düştükleri an hemen, Doğu Berlin’e ait olan bir yerde olmuş oluyorlardı.” O gün Batı Berlin itfaiyesinin de çocuğu kurtarmaya yetişmiş olduğu söyleniyor ama ne yazık ki kimse atlayıp çocuğu kurtaramamış. Nehrin sınırının tam karşısında Doğu Berlin askerleri hem izleyip not almışlar hem de fotoğraf çekerek bu trajik olayı belgelemişler. Fotoğraf muhabiri olan Peter Rondholz  ise o günü şöyle anlatıyor: “Beş yaşındaki Türk çocuğun arkadaşlarıyla oynarken suya düştüğünü duydum. Alman polisi ve itfaiyeden kurtarma görevlileri de olay yerine gelmişti. Ama boğulan çocuk Çetin Mert için hiçbir şey yapamadılar. Doğu Alman sınır koruma memurları nehrin ortasında duruyor ve megafonla kesinlikle kimsenin suya atlamamasını, atlayanı vuracaklarını söylüyorlardı. Batı yakasındaki insanlar “Çocuğa yardım edin.” diye bağırıyordu. Ama Batılı yardım görevlileri çaresizce izlemek zorunda kaldı. Uzun süre sonra, Doğu Alman Ulusal Ordusu’ndan dalgıçlar, Çetin Mert’in cansız bedenini buldu. Birkaç gün sonra, cenaze Çetin Mert’in ailesine teslim edildi. Bu olay sonrasında, Doğu ve Berlin tarafları çocuk ölümlerini engellemek için bir araya geldi. Berlin Duvarı sadece bir sınır değil aynı zamanda ölüm hattı olduğunu, çocuk ölümleri gibi trajik olaylara sahne yaratmasıyla kanıtlamıştır. En acı noktalardan biriyse, Berlin Duvarı yüzünden hayatını kaybedenlerden yalnızca kaçmak amacı olmayanlar fakat bir şekilde orada bulunduğu için hayatını kaybedenler. Bunlardan en acısı da maalesef sadece beş yaşındayken hayatını kaybeden Çetin Mert.

  Duvarla ilgili çok fazla belgesel, film çekildi ve kitaplar yazıldı. Duvarın yıkılması büyük çoğunluk tarafından kabul edildiği gibi insanları özgürleştirmişse de komünist ideolojiye bağlı kimileri için gerçek bir ‘yıkım’ oldu. Bu yıkımı sinemaya uyarlayan yönetmenlerden biri de Wolfgang Becker. Becker, “Goodbye Lenin!” filminde sosyalizmin yıkılışının bir anne-oğul ilişkisiyle beraber anlatıyor. Film komünizme inanmış bir annenin duvarın yıkılışı öncesi 8 ay komaya girmesiyle, oğlunun onun inandığı dünyayı ayakta tutma çabası etrafında gelişiyor. Popüler kültürde de yer edinmiş olan bu duvarın, kimi aileler için yaşamı ve bir davayı ifade ettiğini de böylece görebiliyoruz. Bu duvar sadece Berlin’i, Berlin’deki aileleri, şarkıları, edebiyatı ikiye bölmüş gibi olsa da aslında Dünya’ya hâkim olmak isteyen iki zıt görüşün bir tezahürüydü. Bu bir suyu ikiye bölmek gibiydi, bölünemezdi. Yapay olan bu duvar birçok acıya neden olsa da insan doğasını bölemezdi. İnsanları doğduğu ve yaşadığı topraklarda ayıran bu duvar, yine bu insanların bir olma duygusuyla tarih sayfalarının içindeki yerini aldı.

Kaynakçalar:

Deutsche Welle
YouTube
YouTube
avatar

Yazar Elif Olçok

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Siyaset ve Tarih

blank

Foxtrot

blank

Tüketim Toplumunda Önemli Bir Kavram: Anti-Ageing