in

21. Yüzyıl Feodalitesi

  Tarih tekerrürden ibaret midir bilmem fakat yansımalardan ibaret olduğu, bugünün düne ve yarının da yine bugüne benzeyeceği kesin. Zira insan her zaman aynı insan.

 Feodalite herkesin bir dönem kulağına fısıldanan bir sistemler bütünüdür. Yani akademik dönemin sıkıcı konularından birinde, bir romanda, hiç olmazsa bir belgeselde muhakkak denk gelinmiştir. Elbette çok akademik bir dille yazmak istemem fakat öncesinde konuya biraz hakim olmak açısından feodal dönemden bahsetmekte yarar var. Ortaya çıkmasında Kavimler Göçü’nün ve sonuçlarını büyük bir etkisi olmuştur. Öyle ki bu göç sonucunda Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır ve merkezi otoritelerin sonunun başlangıcı da bu olaya bağlanır. Merkezi otoritenin yokluğunda ortaya çıkan kaos, kargaşa ve düzensiz ortamdan bölge halkı çok büyük tahribat görmüştür. Bu sebepten ötürü de canını korumanın yolunu derebeylerinin büyük ve güvenli şatolarına sığınarak bulmuşlardır. Elbette ki karşılık olarak da bu derebeylerine, yani senyörlere, topraklarında serf olarak hizmet vermişlerdir. Senyörler bu sayede hem siyasi hem ekonomik hem de askeri güçlerini arttırmışlardır. Feodal düzende senyörler başka senyörlere de bağlı olabilmekteydi ve en üstteki yani eşitler arasındaki birinci ise kraldı. Sistemler bütünü demiştik daha önce çünkü Orta Çağ Avrupası’na siyasi, ekonomik, sosyal ve dini anlamlarda egemen olan bir anlayıştı feodalizm. Ayrıca kilisenin de hakimiyetini doruğa çıkardığı yıllardı. Özellikle de Kara Avrupası’nda kralların bir üstünde bulunan ve Tanrı’nın insanlığa verdiği iki kılıcın asıl sahibi olan din adamları, dönemi incelerken unutulmaması gereken unsurlardır. Bu dönemin son bulmasında ise birçok sebep vardır. Haçlı Seferleri ve Yüz Yıl Savaşları’nın düzeni tahrip etmesinin yanında bir de surların sonunu getiren İstanbul’un fethinin sebep olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü İstanbul’un fethi ile surların yıkılabileceği anlaşılmış ve krallar da senyörlerin şatolarını teker teker yıkmaya başlamıştır. Öncesinde serflerin bir bölümünün çalışmak için gittiği liman ve ticaret kentlerinde özgürlük inancı ile tanışmış olması; bu inancı şehir havası insanı özgür kılar şeklinde diğer insanlara da yaymış olması senyörlerin güç kaybetmesinde etkili olmuştur. Kiliseler ise “aydınlanma” olarak anılan dönemin kurbanı olmuş, otoritelerini yitirmişlerdir. Sonuç olarak ise ortaya yine bir merkezi yapı olarak mutlak monarşiler çıkmıştır. Tarih tekerrürden ibarettir demişlerdir. İncelediğimizde Roma öncesinde de yine merkezi otoritelerden ziyade coğrafyasına göre adı değişen küçük yapılı şehir devletlerine rastlıyoruz. Bunu takip eden süreçte ise Roma ve Persler gibi merkezi devletlerle karşılaşıyoruz. Sonrasında ise yukarıda bahsettiğimiz feodal döneme . Feodal dönem bitince tekrardan merkezi bir düzen bekliyor bizi. Peki ya bu sefer nasıl olacak? 21. yüzyılda feodalite nasıl olacak? Bu dönemin senyörleri kimler? 

   20.yüzyıl itibariyle özellikle de ikinci yarısından itibaren devletlerin en büyük ortakları konumuna gelen küresel çaplı şirketlerin etkinliğinden bahsetmekte yarar var. Nasıl ki Orta Çağ Avrupası’nda krallar eşitler arasında ki birinci ise bugün de devletleri şirketler arasındaki birinci konumuna yerleştirebilir miyiz? Aslında yasama, yürütme ve yargı organlarını bünyesinde barındırıyor olmasının devletlere büyük bir güç kazandırdığını kabul ediyoruz fakat bunlar bir başına devleti eşitler arasındaki birinci yapar mı? Yahut her devleti bu konuma yerleştirebilir miyiz? Bugün yasa yapıcı konumunda bulunan devletlerin birincil önceliği ekonomik öncüllerin iyileştirilmesi ve kazanımların artmasında küresel firmaların etkisinden bahsedebilir miyiz? Birçok sorumuzun olduğu aşikar fakat cevaplar da aslında çok uzakta değil. Bugün dünya çapındaki çok uluslu şirketler aslında birçok ülkenin politikalarını etkilediği gibi uluslararası sözleşmelerde de bir o kadar etkin konumdalardır. Zira 90’lı yıllar itibariyle hem kamu yönetimi literatüründe hem de uluslararası örgütlerin raporlarında sıkça yer alan yönetişim ilkesi aslında şirketlerin yönetime katılımını, özel sektörün yönetimdeki payını arttırmayı amaçlamaktadır. Belirlenen amaca büyük oranda ulaşmakta olduğunu söyleyebiliriz.

  Büyük ekonomilerin özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomi savaşlarında şirketlerin bizzat ön plana çıkmış olması, savaşların gümrük savaşları boyutuna ulaşması ve yaptırımların şirketler üzerinden başlatılması amacına uygunluğun güzel bir örneğidir. Son dönemde de gümrük vergilerindeki yüksek oranlar 200 milyar dolar boyutuna ulaşmış ve bu süreç yaklaşık 7 ay kadar sürmüştür. Spesifik örnek vermek gerekirse Apple ve Huawei’nin ticaret savaşları iki ülkenin tamamına yayılmış, Apple savunuculuğunu bizzat Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump yapmıştır. Tarihler 2019 Mayıs ayını gösterirken iki ülke arasında ipler iyice gerilmiş ve ABD Başkanı Donald Trump “Huawei’nin ne yaptığına genel güvenlik durumu ve askeri durum açısından baktığınızda çok tehlikeli olduğunu görüyorsunuz” şeklinde konuşmuştu. “Eğer Çin ile bir anlaşma yaparsak, Huawei’nin de bir şekilde anlaşmanın içine dahil edilmesi olası” diyerek anlaşmanın hala olası olduğunu vurgulamıştı. Aslında her anlaşma şirketler ekseninde yapılmaktadır.

  İki küresel firmanın mücadelesi sadece iki ülke arasında kalmamış birçok Avrupa ve Asya ülkesinde de şirketlere boykot gösterileri yapılmıştır. Buna ek olarak yine 2019 Mayıs ayında Başkan Trump’ın ulusal acil yardım çağrısıyla duyurduğu ve Amerikan şirketlerinin ulusal güvenlik tehdit eden firmalara ait telekomünikasyon ekipmanlarını kullanmayı yasaklayan kararnameyi imzalamasının ardından, Google; Huawei ile ilişkilerini askıya aldığını duyurmuştu. Google’ın Huawei ile ilişkilerini askıya aldığını duyurması büyük bir yankı uyandırmasının yanında başka başka şirketlerin de bu savaşa dahil olmasına yol açmıştır. Tüm bunları bir kenara bırakırsak yine dünya ticaretine yön veren şirketleri de incelediğimizde ilk beşte 1 ABD ve 3 Çin Halk Cumhuriyeti menşeili şirketler ile karşılarız. Global ekonominin 1 numarası ve 2 numarası için aslında şirketlerin ne kadar önemli olduğu da aşikardır. Günümüz savaşlarının eskiye oranla boyut değiştirdiğinin hepimiz farkındayız. Dev ekonomiler zaman zaman birbirine ambargo uygulasa dahi aynı çark içerisinde olduklarını bilirler. Bir dişli kırılır ise çark bozulur. Bunun da yine ilginç bir örneğini verebilirim. 79 yılındaki İslam Devrimi’nden beri zaman zaman kesintilere uğrasa da günümüze kadar devam eden İran ambargosunda, ambargo uluslararası şirketler aracılığıyla defalarca kez delindi. Bu durumun devletler tarafından da uluslararası örgütlerce de bilinmiyor olması pek mümkün değildir. Zaman afişe edilseler de sürekli bir akış olduğu gerçeğini bence değiştirmez.  Buna bir noktada çarkın doğru çalışması ve saatin şaşmaması için uygulanan politikalar diyebiliriz. Ticaret savaşları da yeni feodal dünyanın en net yansımasıdır. Bu yeni dönemin farkı ise feodal savaşlar artık bir coğrafya ile sınırlı değil, küresel boyuttadır.

  Şayet bugünün şirketlerindeki yöneticilere Orta Çağ’ın derebeyleri benzetmesi yaparsak; büyük plazalarda, iş merkezlerinde ve alışveriş merkezlerinde çalışan insanlar da aslında bir nevi modern serflerdir. Devlet başkanları ise eşitler arasındaki birinciler konumundadır çünkü vergi alma yetkisi bir tek devlete aittir. Sonuç olarak şirketler her ne kadar devletleri ve politikaları etkiliyor olsa da her koşulda devlete vergi vermek mecburiyetindedirler. Bu da devleti her zaman birincil konumuna taşır.   

  Elbette ki yazımızdaki benzetmelerimiz ve dönemimizi feodalite ile yorumlarken birebir benzetmelerden bahsetmiyor sadece bazı kurumların ve anlayışların, isimlerini ve ilkelerini değiştirerek var olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Aslında kısaca bizlerin de bu sistemdeki konumumuzun sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Tarih bir daha ne zaman tekerrür eder yahut insanoğlu özgürlük inancına tekrar ne zaman kavuşur bilemiyorum. Bu sebeple şimdilik 21. yüzyıl feodalitesinden herkese iyi okumalar diliyorum.

Kaynakça

Abdullah Ersoy / Belma Tokuroğlu, Uygarlık Tarihi 
Hürriyet
Abdulkadir Günyol / Tolga Yanık, ABD-Çin ticaret savaşında 2. perde: Teknoloji savaşı
TimeTurk
avatar

Yazar Arslan Kaya

Gazi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetim

blank

Kentsel Dönüşüm İle Gelen Zehir

blank

Nostalji turuna çıkmaya ne dersin? Cevaplarına göre hangi yılların insanı olduğunu söylüyoruz!