in

A’dan Z’ye Donald Trump

 2016’da oturduğu ABD başkanlığı koltuğundan geçtiğimiz günlerde olaylı bir şekilde kalkan Donald Trump dört yıllık iktidarına pek çok sıra dışı gelişme sığdırdı. Onun iktidara gelmesi dünya siyasetinde küreselleşme karşıtı, popülist ve milliyetçi sağ hareketlerin de yükselişi olarak görüldü. Bir anlamda Donald Trump güçlü bir muhalif hareketin en önde gelen temsilcisiydi. Başkanlığı Joe Biden’a devrederek kısa süreliğine de olsa kabuğuna çekilen Trump’ı A’dan Z’ye inceleyerek, başlıklara hızlı bir şekilde göz atıyoruz.

 (A)ZİL

 Donald Trump, hakkında iki kere azil soruşturma açılan ilk başkan olarak ABD tarihine geçti. Trump’ın, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky’e başkanlık yarışındaki rakibi Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın Ukrayna’daki ticari faaliyetlerin soruşturulması karşılığında Ukrayna’ya yardımda bulunacağını söylediğinin iddia edilmesi sonucu, başkan hakkında Temsilciler Meclisi’nde “ABD’nin ulusal güvenliğine zarar verdiği” ve “Başkanlık yeminine ihanet ettiği” gerekçesiyle azil süreci başlatıldı.

 İkinci azil soruşturması ise Trump’a sağlam bir darbe vurmak amacıyla geçtiğimiz günlerde yapıldı. Yapılan ilk soruşturmada Cumhuriyetçi vekillerin çoğu Trump’a destek verirken 6 Ocak’taki Kongre baskını nedeniyle açılan bu ikinci soruşturmada Cumhuriyetçi vekiller de Trump’a karşı Demokratların yanında durdu. Trump görevini Biden’a devrettiği için yapılan bu azil soruşturması sonucunda suçlu bulunursa 2024 yılındaki seçimde aday olmasının önüne geçilmiş olacak.

(B)LACK LIVES MATTER

 Trump’ın seçime giderken işini en çok zorlaştıran şeylerden biri de Minneapolis şehrinde polis şiddeti sonucu hayatını kaybeden siyahi George Floyd’un ölümüne protesto etmek için başlatılan “Black Lives Matter” hareketi oldu. Halihazırda Covid-19 pandemisiyle ve pandeminin ekonomide yarattığı olumsuzluklarla uğraşmak zorunda olan Trump, etkisi ve hızı giderek artan bu sokak eylemlerinin de doğrudan hedefinde yer aldı. Başkanlığı süresince ırkçılıkla suçlanan Trump’ın ve seçmeninin terör ve şiddet eylemi olarak tanımladığı gösterilere karşı sert müdahaleden yana olması gerilimi artırdı. Akıllarda kalan görüntü ise Trump’ın eylemler sırasında göreve çağırdığı Ulusal Muhafızlar’ın koruması eşliğinde St. John Kilisesi’ne yürümesi ve elindeki İncil’le poz vermesi oldu.

(C)AMBRIDGE ANALYTICA SKANDALI

 Donald Trump’ın başkanlığa gelmesi pek çok uzman tarafından beklenmeyen ancak anlaşılır bir şey olarak görüldü. Trump, öfkeli, unutulmuş ve umutsuz seçmenin giderek radikalleşmesinin bir sonucuydu. Ancak Trump’ın bu seçmene ulaşırken kullandığı yöntemler tartışma konusu oldu. Cambridge Analytica, ABD seçmeninin ayrıntılı bir analizini yapan bir anket uygulamasıydı ve ankete katılan seçmenlerin verilerini ulaştıktan sonra bu verileri izinsiz bir şekilde satıyordu. İşte bu verilerin büyük bir kısmının Trump’ın seçim ofisi tarafından satın alındığı ve seçmenleri etkilemek için özellikle Facebook üzerinden kullanıldığına dair yeni bilgilerin ortaya çıkması Trump’ın ciddi bir şekilde tartışılmasına neden oldu.

(Ç)İN

 Çin, Donald Trump’ın belki de en büyük düşmanıydı. Her fırsatta selefi Barack Obama’yı Çin’e karşı gereken sertliği göstermemekle suçlayan Trump göreve geldiği ilk günden itibaren Çin’e karşı mücadeleye etmeye başladı. Özellikle ekonomik olarak Çin’i zayıflatmaya karar veren Trump karşılıklı bağımlılığın ana eksenini oluşturduğu ABD-Çin ilişkilerini hiçe sayarak girdiği ticaret savaşlarından da kolayca vazgeçmedi. Hong-Kong’taki eylemlere de destek veren Trump’ın posterleri Hong Kong sokaklarında en çok göze çarpan şeylerden biriydi. Son olarak Covid-19’a “Vhinese virus” demeyi tercih eden ve her fırsatta pandemiden Çin’i sorumlu tutan Trump’ın “Çin virüsü” etkisiyle seçim kaybetmesi de durumu daha dramatik hale getirmiştir mutlaka.

(D)UVAR

 Trump’ın Meksika sınırına örmeyi istediği duvar da sık sık gündeme geldi. Yükselen göçmen karşıtlığının bir anıtı olarak görülebilecek duvarın finansmanı da Trump’ı çok zorlamıştı. Duvarın inşası için Kongre’den istediği bütçeyi alamayan Trump çareyi Pentagon bütçesini kullanmakta bulmuş ve kaçak göçü engelleyeceğini düşündüğü duvarı böyle örmüştü. Trump artık başkanlık koltuğunda değil ancak ördüğü duvar onun yaptıklarının ve göçmen karşıtlığının bir simgesi olarak orada kalmaya devam ediyor.

(E)VANJELİZM

 Donald Trump çok dindar bir Hristiyan olmasa da dini seçmenlerine hoş görünebilmek adına kullanmasını bilen birisi. Evanjelizm, Amerika’daki en yaygın mezhep olan Protestanlık’ın fundamentalist bir versiyonu ve pek çok komplo teorisinde de adı geçiyor. Özellikle Hz. İsa’nın yeniden dünyaya inmesi için İsrail’in güçlenmesi gerektiği inancı ile hareket eden Evanjelizm ile Trump’ın İsrail ile geliştirdiği yakın ilişkiler birleşince bu gibi meseleler politik alandan farklı noktalara taşınarak Evanjelizm üzerinden açıklanabilir hale geliyor.

(F)*CK TRUMP

 Trump, bir anti kahraman olarak pek çok ünlü isim tarafından da tepki gördü. 2016’da bir kongrede “Bizim Lady Gaga, Jay-Z, Jon Bon Jovi ya da Beyonce’ye ihtiyacımız yok. Bizim tek ihtiyacımız Amerika’yı yeniden büyük yapacak fikirler” diyen Trump o günden pek çok ismi karşısına almıştı ve bu isimler de Trump’a karşı olan nefretlerini hiçbir zaman gizlemeyerek F*ck Trump sloganını sık sık kullandılar. 2018 Tony Ödüllerin’de sahneye çıkan Robert de Niro bu sloganı atarak fitili ateşleyenlerden biriydi. Arkasından Eminem, Jennifer Lawrence ve Cumhuriyetçi Arnold Schwarzenegger gibi isimler Trump’a karşı durmak için bu sloganı atmaya devam ettiler.

(G)ÖÇMEN KARŞITLIĞI

 Dünyada göçmen karşıtlığı hızla yükselirken ve özellikle AB ülkelerinde de ciddi tartışmalara neden olurken bu durumdan ABD’nin de etkilenmesi doğal olarak görülebilir ancak bir ABD başkanının doğrudan göçmenleri kriminalize eden ve onları ülkeye sokmamak için duvarlar örüp, seyahat yasakları getirdiği bir dönemde durum daha da ciddileşmiş demektir. Trump’ın göçmen karşıtlığı dünyada yükselen bu trendin iktidara geldiğinde neler yapabileceğini bizlere gösteriyor.

(H)ILLARY CLINTON

 Trump’ın 2016 seçimlerindeki rakibi tecrübeli bir isim dışişleri eski bakanı ve eski bir first lady olan Hillary Clinton’dı. Clinton, Trump’a seçim kaybetmesi nedeniyle sık sık kendi partisi ve seçmeni tarafından eleştirildi ve eleştirileri ciddiye almış olacak ki bir sonraki seçimde aday olmama kararı aldı. 2016 seçimleri boyunca sık sık Clinton’ı şeytanlaştırmak isteyen Trump onun siyasi bir elit olduğundan söz ederek halk ile Clinton arasında net bir ayrım yapma yoluna gitti. Diğer yandan örneğin 2012’de Libya’da Bingazi şehrinde ABD Konsolosluğu’na yapılan saldırıda ABD Büyükelçisi’nin öldürülmesi gibi Clinton’ın dış işleri bakanlığı dönemindeki kötü siciline vurgu yapan Trump’ın iktidara gelmesinde Clinton ismi son derece önemli bir noktada.

(I)RKÇILIK

 Trump’ın kongrelerinde sık sık beyaz üstünlüğünü savunan Ku Klux Klan örgütünün üyelerini görmek mümkün ayrıca Trump’ın ırkçı olduğunu söylememek için bir neden de yok zira ABD’de yapılan anketlerde de %50’ye yaklaşan oranlarda Trump’ın ırkçı olduğunu düşünen katılımcılar baskın çıkıyor. Trump’ın kendisine fazlaca hayran biri olarak her anlamda kendisi gibi olmayana karşı bir nefret duyduğu da aşikâr. Beyaz olmayana, Amerikalı olmayan, Protestan olmayana, Erkek olmayana karşı hep eksik gözüyle bakan Trump son olarak COVID-19 pandemisi boyunca Corona virüse “Chinese Virus” dediği için ırkçılıkla suçlandı ve Asyalı bir muhabirle bu nedenle de kavga etti.

(İ)RAN

 Trump’ın 4 yıllık iktidarı boyunca en çok uğraştığı ülkelerin başında İran geliyor. İran’a karşı bu sert tavrın arkasındaki İsrail etkisi de yadsınamaz. 2018 yılında İran ile yapılan nükleer anlaşmadan ayrılan, İran ekonomisini hedef alan geniş çaplı yaptırımlar getiren, İran’a saldırmaktan son anda vazgeçtiğini söyleyen, İran Dış İşleri Bakanı Cevad Zarif’i ve dini lideri Ali Hamaney’i yaptırım listesine alan Donald Trump’ın oval ofisteki ana gündem maddesi sık sık İran oldu. Başkanlığı boyunca sıcak çatışmaya girmemekle ve ABD’nin Orta Doğu’daki askerlerini ülkeye döndürmekle övünen Trump’ın bölgeye dair belki de en sert hamlesi İran’a karşı oldu. İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Orduları Komutanı General Kasım Süleymani’nin Irak topraklarında ABD tarafından bir hava saldırısıyla öldürülmesi de Trump’ın İran’a hem sembolik hem de psikolojik açıdan vurduğu çok büyük bir darbe oldu.

(J)OE BIDEN

 Joe Biden, Demokrat Parti’deki başkan adayları içerisinde Bernie Sanders ile beraber Trump’ın karşısına çıkmaya en yakın iki adaydan biriydi ve Sanders’a göre daha merkezde durmasıyla öne çıkarak aday oldu. Trump’ın tüm radikalliğine ve sistemi yıkmak istemesine karşı sistemin içerisinden gelen ve sistemi revize etmek isteyen Biden belki de Trump’ı yenebilecek tek isimdi ve geniş bir toplumsal taban buldu. Trump’ın elindeki en büyük koz olan ekonomi kozunun pandemi nedeniyle ortadan kaybolması ve kötü yönetilen salgın sonucunda manevra alanı iyice daralan Trump çok zor kabullense de Biden’a yenilmekten kaçamadı.

(K)UDÜS’Ü BAŞKEN İLAN ETMESİ

 ABD uzun yıllardır İsrail ile Filistin arasında kendince barış görüşmelerini destekleyen ve diyaloğu vurgulayan bir misyon üstlendi. Her ne kadar kimin tarafında olduğu net bir şekilde belli olsa da ilk defa bu kadar açık bir şekilde bir ABD başkanı İsrail’in tarafında olduğunu belli etti ve Tel-Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etti. 1995 yılından bu yana Kongre’den geçen Kudüs kararı başkanların feragatnameleriyle erteleniyordu ancak Donald Trump Arap-İslam dünyası ile ilişkilerin bozulmasını pek de önemsemeyerek bu kararı onaylamış oldu. Gerçi Arap-İslam dünyasının büyük bir bölümünü Beyaz Saray’da sıradan tüccarlar ve potansiyel müşteriler olarak ağırlayan ve yanına çeken Trump’ın bu kararı alırken çekineceği pek bir şey de yoktu.

(L)İDERLERLE TOKALAŞMASI

 Trump’ın liderler ile tokalaşması da sık sık gündem oldu. Kendine has tavırları ve bir beden dili olan Trump’ın mimikleri işin uzmanları tarafından incelendiğinde de ortaya ilginç şeyler çıkacaktır. El sıkışma esnasında kendinin ve ülkesinin gücünü gösterecek şekilde hareket eden Trump rakibinin elini sıkıca kavrıyor ve kendine çekiyor. Bir anlamda daha ilk anda karşısındakine isteyenin ve güçlü olanın o olduğunu kabul ettirmeye çalışıyor ve fiziksel olarak üstünlük kuruyor. Trump’ın bu hamlesine karşılık vererek tokalaşma sertliğini artıran liderler olduğun da ise Trump’ın bu tokalaşması istediğini alana kadar sürüyor. Özellikle Trump’ın, sert imajı ile bilinen Rusya Devlet Başkanı Putin’in elini sıkma anı görülmeye değer. Trump’ın, Putini kendine çekmeye çalışması ve Putin’in direnç göstermesi diplomatik anlamda önemli bir hamle. Bu durum Trump’ın başkanlık yıllarında başlayan bir durum değil. Trump’ın daha önceki yıllardaki görüşmelerine bakıldığında da bu şekilde tokalaştığı görülüyor.

(M)AKE AMERICA GREAT AGAIN

 Bu slogan ilk olarak 1980 yılında Trump’ın kendisi gibi bir Cumhuriyetçi olan Ronald Reagan tarafından kullanıldı ve Reagan’a başkanlığı getirdi. Etkili bir siyasi iletişim aracı olarak kullanılan bu slogan ABD’nin içine dönmesi ve sorunlarını çözmesi gerektiğine dair oluşan söylemle de son derece uyumlu bir şekilde kullanıldı. Söylem Amerika’nın artık büyük ya da mükemmel olmadığı gerçeği ile yüzleşerek aslında seçmene yaklaşan bir siyasi dilin oluşmasını sağlamış ve bu açıdan farklılaşmıştı. Demokratların ve Neo-Con’ların Amerika’nın dünya siyasetiyle daha yakından ilgilenmesi gerektiğine inanan anlayışının zıttı olarak en basit anlamıyla insan haklarıyla, uluslararası örgütlerle ve küreselleşmeyle ya da Suriye İç Savaşı’yla ilgilenmeyen geniş çaplı öfkeli bir kitlenin “sıra bize ne zaman gelecek?” sorusunun cevabı olan bu slogan Trump’ın siyasetinin ana eksenini oluşturdu.

(N)ARSİSİZİM

 Trump’a hem yakın çalışma arkadaşlarından hem de ailesinden sık sık kendini beğenmiş olduğu gerekçesiyle eleştiriler geldi. ABD’de Trump’ın fiziksel ve ruhsal sağlığının başkanlık için yeterli olmadığı da çoğu kez tartışıldı. Yakın zamanda ABD’de bazı psikologlar Trump’a “habis narsist” teşhisi koydu. Sadizm, Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Narsizm ve Asosyallik belirtilerinin Trump tarafından taşındığını söyleyen psikologların bu teşhisi siyasi nedenlerle koyduğu söylenebilir ancak Trump hakkında yazılan istihbarat raporlarında da Trump’ın narsist ve dengesiz yönüne vurgu yapılıyor. Özellikle seçim sonuçlarını kabul etmemesi ve Capitol baskınındaki tavrı Trump’ın kendi çıkar ve hedeflerini merkeze alan ve kendi planlarına hitap etmeyen durumlarda saldırganlaşmasının bir sonucu olarak görülebilir. Kendini fazlaca seven, önemseyen ve dahi olarak gören Trump’ın narsist olduğunu düşünmek için pek de kötü niyetli olmaya gerek yok.

(O)RTADOĞU’DAN ÇEKİLME KARARI

 Trump, ülkemizde de çok sevilmesinin bir nedeni olarak sık sık Amerikan askerlerini ülkeye geri çağıracağını vurgulayan açıklamalar yaptı. Kriz bölgelerinden uzaklaşacağını, gücünü iç siyasete ayıracağını, savaş istemediğini ve Ortadoğu’ya girmenin ülkesinin yaptığı en büyük hata olduğunu söyledi. 1990’lardaki tek kutuplu dünya sisteminin ve I. Körfez Savaşı’nın etkisiyle beraber dünya polisi olduğunu ilan eden ABD’nin o günden bugüne bu misyonu yerine getirmek için harcadığı enerji ve maliyet hem ABD içerisinde hem de dünya siyasetinde ciddi tartışmalara neden oldu ve Trump’ta ABD ordusunun dünyanın polisi olmadığını söyledi. Söyledikleri ile uyumlu olacak şekilde kademeli olarak Suriye’deki Amerikan askeri varlığını azaltan ve Afganistan’da Taliban ile barış görüşmelerinde ilerleme kaydeden Trump’ın bu çekilme kararı da ciddi tartışmalara neden oldu. Gücünü Çin’e karşı daha etkili şekilde mücadele etmek için kullanmak istediği söylenen Trump’ın bu düşüncesi anlaşılsa da Orta Doğu’da Suriye üzerinden etkisini artıran Rusya’nın güçlenmesine izin verecek olması yanlış bir hamle olarak görüldü.

(Ö)ZEL HAYATI

 Hem iş hem de siyasi hayatında sık sık özel hayatıyla gündeme gelen Trump’ın eşi, evlilikleri, çocukları, iş hayatı, ailesi ve adının karıştığı skandallar sık sık gündem oldu. Kızı İvanka Trump’ın ve damadı Jared Kushner’ın politika yapım sürecinde çok etkili olması özel hayatı ile siyasete birbirine karıştırdığı için eleştirilmesine neden oldu. Karısı, Melanie Trump ile arasının bozuk olduğu ve Melanie Trump’ın bu evlilikten mutlu olmadığına dair fazlaca haber yapıldı. Bunun yanında Trump’ın kadınlar ile ilişkisi de onu zorlayacak şekilde gündeme geldi. Adı pek çok taciz skandalına karışan Trump sözlü ya da fiziksel tacize uğradığını iddia eden pek çok kadın tarafından 16 kez suçlandı. Çalkantılı özel hayatının ve kabarık sicilinin onu 4 yıl başkanlık koltuğunda oturtması ise artık ilginç gelmemeye başlıyor.

(P)UTİN

 Vladimir Putin ve Trump sık sık diyalog halinde oldular ancak bu ismin Trump için önemi farklı çünkü kimilerine göre Trump’ın ABD başkanı olmasının arkasında Putin’in ABD başkanlık seçimlerine müdahale etmesi yatıyor. Trump’ın Putin ile iyi ilişkiler geliştirmek istemesi, Rusya’ya karşı yumuşak davranmakla eleştirilmesi de bu iddiayı her daim sıcak tutmuş ve bu iddiaya dair bir soruşturma da açılmıştı. 2020 Başkanlık seçimlerinde de Rusya’nın Trump’ın yeniden seçilmesi için müdahalede bulunacağına dair ABD istihbaratı tarafından Kongre’ye bir brifing verildi. Rusya, İran, Çin, Libya, Venezuela gibi pek çok meselede Rusya, ABD ile karşı karşıya gelse de Putin ile Trump’ın danışıklı bir dövüş yürüttüğüne dair yaygın bir kanı da var. Özellikle Suriye bu danışıklı dövüşün ve anlaşmanın en iyi şekilde uygulandığı kriz bölgesi gibi duruyor.

(R)ECEP TAYYİP ERDOĞAN

 R.Erdoğan ve Trump kendine has özellikleri ve benzerlikleri olan iki lider olarak görülebilir. Bu nedenle bu iki lider arasındaki yakınlığının boyutu da farklılaşmış olabilir ancak durum bundan daha fazlası. Öyle ki bu ilişki Economist dergisi tarafından incelendi ve Erdoğan’ın Trump üzerindeki diğer liderlere göre daha etkili olduğu söylendi. İki lider arasında da benzerlikler var. İkisi de ülkesinin düşmanlar tarafından yok edilmeye çalışıldığına inanıyor. İkisi de kendi müesses nizamlarıyla savaşıyor. İkisi de kişisel olarak iyi gördükleri şeylerin ülkeleri için de iyi olduğuna inanıyor. Yaklaşık 60-65 yıllık bir arka planı olan Türk-Amerikan ilişkileri belki de tarihinde ilk defa bu kadar yoğun ve üst üste krizlerle sarsıldı ve yine tarihinde ilk defa bu denli liderler üzerinden devam etti ve liderler birbirlerinin yüzüne bakarken kurumlar birbirlerine sırt döndü. Erdoğan ve Trump’ın iyi anlaştığı düşünebilir ancak ikilinin arası sık sık da gerildi. Özellikle Rahip Brunson’un Türkiye’de ev hapsinde tutulduğu dönemde artan tansiyon sonrası Trump geri adam atmamaya karar verdi yaptırımlar açıklayarak Türkiye’den istediğini aldı. Bunun yanında Trump’ın Erdoğan’a yazdığı ve ağır bir dil içeren mektupta kullandığı bazı ifadeler de tartışma konusu oldu. Bunca sertliğe rağmen ikili Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin YPG’ye yapacağı askeri operasyon konusunda kısmen de olsa anlaşmaya varmış göründü ve bu kez de Erdoğan, Trump’dan istediğini almış oldu. Erdoğan bir dostunu daha kaybetti. Trump gitti ancak S-400 yaptırımları, Gülen’in iadesi, ekonomik sorunlar, ABD’nin YPG’ye desteği gibi önemli meseleler hâlâ masada duruyor.

(S)EÇİM SONUÇLARINI KABUL ETMEMESİ

 Trump’ın yenilgiyi bir türlü kabul etmemesi ve kendisinin yenilmesi için yüce ve karanlık bir gücün sürekli çalıştığını düşünmesi sonucu seçim sonuçlarını kabul etmemesi ABD demokrasisine ciddi zarar verdi ve bu zarar Capitol Baskını sonrasında telafi edilmesi zor bir şekilde büyüdü. Elbette yenilgiyi kabul etmek her durumda zordur ancak Trump’ın tavrı toksik bir hâl almış durumda ve sistemin çarklarının dönmemesine neden oluyor. Öyle ki şimdiden 2024 seçimlerinde -78 yaşında olacak- Beyaz Saray’ı geri alacağına dair ateşli konuşmalar yapmaya başladı bile.

(Ş)İRKETLERİ

 Trump Organization ABD ölçeğinde düşündüğümüzde çok da büyük bir şirket değil ve Trump’da serveti günden güne eriyen bir milyarder ve halihazırda ABD’nin en zengin 339. kişisi olarak ciddi bir borç yüküyle uğraşıyor. Trump,1970’lerin kelimenin tam anlamıyla kokuşmuş New York’unun- Bu New York Joker filmindeki Gotham şehrine benzetilebilir ve Thomas Wayne’de Trump’a- çehresini yeniden değiştireceğini iddia ederek önemli inşaat işleri almıştı ve servetini artırmıştı. New York şehrindeki başarılı hamleleriyle dikkatleri üzerine çeken Trump Amerikan iş hayatında tanınmış bir isim olmuştu ancak hep daha fazlasını istemesi ona ciddi zararlar verdi. Asla geri adım atmayarak sürekli yeni yatırımlar yaptı ve ciddi borç yükünün altına girdi. Giderek karikatürize olan kişiliği ve özel hayatı sonucunda şirketleri küçüldü ve Trump bir milyarder medya figürü olarak kendini ayakta tutmaya çalıştı.

(T)WİTTER

 Bir Amerikan başkasının ulusal güvenlik danışmanını görevden aldığını Twitter üzerinden açıkladığını bir daha görmemiz pek mümkün değil gibi duruyor. Twitter’ı çok etkin kullanan ve kendini dijitalleşmeye entegre eden Trump’ın trolleşen bir siyaset dilini kullanması da onun seçmenine ulaşmasında önemli bir nokta. Bugün Türk siyasetinde de meseleyi ana gündemden uzaklaştıran ve siyasi dili trolleştiren lider paylaşımları görüyoruz. Trump’ın Twitter kullanımı ise bunun da dışına çıkarak Twitter’ın müdahale etmesini gerektirecek bir sürece kadar gitti ve bu müdahale sonrasında Trump’ın Twitter hesapları olmadan pek de etkili iletişim kuramadığı ortaya çıktı.

(U)LUSLARARASI ÖRGÜTLERDEN ÇEKİLMEK İSTEMESİ

 BM Genel Kurulu toplantısında “gelecek küreselleşmecilerin değil vatanseverlerin geleceği olacak” diyen Trump’ın küreselleşmenin baş aktörlerinden ve uluslararası siyasetin önemli merkezlerinden olan uluslararası örgütlerden çekilmek konusundaki ısrarı da onun ve onun temsil ettiği değerlerin en somut yansıması. BM’yi gereksiz bulan, OPEC’in ABD’yi soyduğunu söyleyen, DSÖ’yü Çin tarafından kontrol edilmekle suçlayan, DTÖ’yü Çin’e karşı etkisiz kalmakla eleştiren Trump için uluslararası örgütler yaratmış olduğu veya yaratmaya çalıştığı uzlaşı ortamıyla ABD’nin çıkarlarına ters düşecek durumlar meydana getiriyor ve OPEC, BM, DSÖ, DTÖ gibi uluslararası örgütlerin yönetim kademesinde yer alan elitler idealize edilmiş şekilde hareket ederek gerçek dünyadan kopuk kararlar alıyor. Trump’ın bu söylemleri küreselleşme ile beraber üretimin Çin’e kayması sonucu Ohio’daki araba fabrikalarındaki işlerinden olan güvencesiz kalmış, istikrarsız ve öfkeli topluluğun -prekarya denebilir-   ona oy vermesinin en büyük nedenlerinden biri.

(Ü)NLÜLERLE GİRDİĞİ DİYALOGLAR

 Pek çok ünlü isim Trump’a karşı çıkarken aralarında Trump’a destek verenler de vardı. Madonna Trump’a karşı çıkarken Steven Seagal Trump’a destek verdiğini açıkladı. 2016 seçimlerinde Trump kazanırsa ülkeyi terk edeceğini iddia eden Snoop Dogg, Miley Cyrus, Samuel L. Jackson gibi isimler bu iddialarının arkasında durmadılar. Bu seçim döneminde ise Trump’a karşı olan tepkiler pandeminin de etkisiyle daha da artmıştı ancak. Rapçiler Lil Pump ve Lil Wayne, 50 Cent gibi isimler Trump’a destek vermeye devam ettiler. Chicago Bulls’un efsane basketbolcu Dennis Rodman, güreşçi Hulk Hogan, efsane boksor Mike Tyson, Oscar ödüllü yönetmen ve oyuncu Clint Eastwood gibi isimler de eleştirilere kulaklarını tıkayarak Trump’a destek verdiler ancak Trump destekçisi ünlüler içerisinde en ilginç isim şüphesiz Kanye West’ti. Siyahların çoğunluğunun demokrat olmasının arkasında bir komplo teorisi arayan West, Trump’a destek verdikten sonra bir dönem kandırıldığını söyledi ancak geçen günlerde Trump’a olan desteğini sürdürmeye devam etmeye karar verdi

(V)ATANSEVERLİK

 Vatanseverlik (patriotism) Trump’ın devleti ayakta tutma ve Amerika’yı yeniden büyük yapma stratejisinin ruhunu oluşturan kavramlardan bir tanesi. Ona göre şirketlere, sermayeye, halkı yozlaştırmak isteyenlere, elitlere, uluslararası örgütlere ve küreselleşme destekçilerine karşı vatanını seven ve bu sevgi için doğru yerden duran vatandaşlar ülkesini kurtaracak. Bu vatanseverliğin içerisine beyaz üstünlüğü, ekonomik milliyetçilik ve ırkçılık da eklendiği zaman popülist aşırı sağ hareketlerin nasıl meydana geldiğini de Trump örneğinde görmüş oluyoruz.

(Y)EMİN TÖRENİNE KATILMAMASI

 ABD demokrasi vurgusunun en yoğun yapıldığı ve demokratik kültürün en gelişmiş olduğu toplumlardan biri olarak kabul edilir ve bu anlamda ABD başkanlık seçimlerinin de dünya demokrasisi için hem öncesi hem de sonrasıyla örnek teşkil etmesi beklenir. Ancak Trump’a göre bunların bir önemi yok kaldı ki Trump seçmenine göre de bunların bir önemi yok. Yemin törenine katılmayarak bu seçim yenilgisini bir kan davasına dönüştürmesi de bu nedenle. Biden, Trump’ın katılmamasın iyi olacağını çünkü ABD’yi tüm dünyaya karşı küçük düşürdüğünü söylüyor. 1974’te Nixon’un yemin töreni boykotundan bu yana yemin törenine katılmayan ilk başkan olan Trump için bu durum son derece sıradan ve bir teamülü yerine getirmemenin sıkıntısını hissetmiyor.

(Z)ENGİN

 Donald Trump için zengin kelimesini kullanmak yanlış olmaz. O bir milyarder olarak ABD başkanlık koltuğuna oturdu ve bir tüccar mantığıyla ülkeyi yönetmeye çalıştı. Kimi noktalarda başarılıydı ancak devlet yönetmenin önemli pek çok noktasını gözden kaçırdı. Şirketinizde çalışanları sizden olanlar ve olmayanlar diye ayırırsanız çalışanlarınızın verimi düşer ve kârlılığınız azalır ancak Trump ülkesindekileri kendinden olanlar ve olmayanlar diye ayırmak konusunda bir çekince yaşamadı. Onun açtığı milyarder başkan yolunda bu kez ondan daha zengin ancak demokrat bir isim Michael Bloomberg gitmek istedi ancak aday adaylığı yarışında elendi. Amerikan rüyasında böyle durumlar yaşayabilir ancak Amerikan rüyası Amerikalılar için kabusa dönmüş durumda ve Donald Trump bize gerçek zamanlı bir “Citizen Kane” filmi yaşattı.

blank

Sağ Popülizm: Siyaset Dışı Anayasal Kurumlar Ne Yapmalı?

blank

Kadının Türk Tarihindeki Siyasi ve Toplumsal Rolü