in

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile 2017 Anayasa Değişiklikleri

  Türkiye Cumhuriyeti’nin 1982 tarihli Anayasası’nın 2017’de uğradığı temel değişiklikler birçok anayasal tartışmaya yol açmakla beraber temelde günümüz Türkiye’sinde bir anayasa varlığının olup olmadığı sorusuna yol açmıştır. Bu soruyu, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 16. Maddesi referans alınarak değerlendirmek gerekirse bildirgenin bu maddesine göre, hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa yoktur.[1] Detaylı bir inceleme için öncelikle kuvvetler ayrılığı ilkesi, ardından 2017 değişikliklerinin kuvvetler ayrılığı ilkesine etkileri değerlendirilmelidir.

  Kuvvetler ayrılığı; yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirine bağlı olmayan kurumlar tarafından idame ettirilen bir devlet yönetme biçimidir. Devlet yönetimi açısından hayati bir önem taşıyan bu üç unsuru birbirinin üstüne koymaz ve birinin diğerine egemen olmasına izin vermez. Çünkü egemenlik yalnızca kendine özgü bir irade olmakla beraber tabiatı gereği emredici bir iradedir. [2] Türkiye’ye 2017 Anayasa değişikliklerinden sonra gelen başkanlık sisteminde ise yasama meclisi ile başkanlık aynı doğrultuda yapılar olarak ilerler.[3]Anayasa’nın 87. Maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek, Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek[4] iken Bakanlar Kurulunun kaldırılmasının bu denetleme mekanizmasını ortadan kaldırdığı söylenebilir. Değişiklikle beraber cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanları atama ve görevlerine son verme yetkisi verilir.[5] Bu karar başka bir makamın teklifine ve onayına bağlı tutulamaz. cumhurbaşkanı üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenler.

  Benzer şekilde bu değişiklikler cumhurbaşkanının yürütme yetkisinin sınırlarını genişletirken sistem içindeki rolünü güçlendirir ve yasama organını temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini kısıtlayarak demokratik hukuk devletleri için hayati önem taşıyan kontrol mekanizmalarına etki eder. HSK başkanı olan Adalet Bakanının cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor oluşu da yargı bağımsızlığına verilen etkinin örneklerinden biridir.[6] Bakanlar Kurulunun kaldırılmasının bir diğer önemli sonucu olarak KHK’lar yerini CBK’lere bırakır. Bu değişikliğe göre cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. ‘’Bu düzenleme yasama yetkisinin devredilmezliği ve asliliği ilkeleri ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Zira millet tarafından seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yetkisinin ” tek bir kişi” ye, bu kişi Cumhurbaşkanı dahi olsa, devredilmesi mümkün hale gelmektedir. ‘’[7] Eski sistemde KHK’lar ile kanunlar düzenlenebilirken CBK’lar için bu geçerli değildir.  Türkiye’de bu fiilen işlememekle birlikte TCMB başkanının görevden alınması buna örnek teşkil eder. 1211 sayılı TCMB Kanunu’nun 28. maddesi ile düzenlenen hüküm ve koşullar, konuyla ilgili yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle çatışmış ve Anayasa’da “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır.” [8] ifadesi olmasına karşın CBK kararı uygulanmıştır. Bu kararla CBK’lar Anayasa’ya ters olarak kanunlardan üst bir konuma getirilmiştir.

  Bu bağlamda yasama ve yargı organlarının yetkileri yürütme organıyla paylaşılarak kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması hakkında sorular sorulmasına yol açmıştır.

  İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 16. Maddesine göre bir toplumda anayasa olmasının ikinci şartı vatandaşların haklarının güvence altına alınmasıdır. 2017’den sonra yukarıda sıralanan ve cumhurbaşkanının yetkilerini ciddi bir şekilde arttıran değişikliklerden biri de cumhurbaşkanının siyasi parti gruplarınca aday gösterilebilmesidir. Bu bağlamda cumhurbaşkanı tüm ülkeyi temsil etmekle beraber mensup olduğu siyasi partiyi de temsil eder ve parti politikaları doğrultusunda hareket etmekten çekinmez. Türkiye’de son yıllarda kişilerin hak ve özgürlüklerinin güvence altında olup olmadığı ciddi bir tartışma konusudur. Önceleri fiilen uygulanırlığı tartışmalı da olsa var olan kuvvetler ayrılığının kaldırılmasının ve cumhurbaşkanının yetkilerinin arttırılmasının hak ve özgürlükler bağlamındaki en büyük etkileri azınlık gruplarca hissedilmektedir. Lord Acton’a göre “iktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır”. [9] Türkiye’de son yıllarda gerçekleşenin de tam olarak bu olduğu söylenir. Gücü her geçen gün artan gruplar karşıt fikirli grupları baskılamakta ve demokrasinin özü olan ifade özgürlüğüne ket vurmaktadır. Bazı siyaset bilimcilere göre, iktidarın yetkilerinin Anayasa ile birlikte arttırılması, aksine hakları Anayasa tarafından korunması gereken azınlık gruplar için daha güvensiz bir Türkiye yaratmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshi buna en doğru örneklerden biridir. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesini amaçlayan ve yaptırımları arttıran sözleşme, cumhurbaşkanının yetkisine tabi olduğu gerekçesiyle feshedilmiştir. LGBTQ bireylere artan baskılar, azınlıkların haklarını koruma talebiyle toplanma ve gösteri yapma gibi haklarını kullanmalarına engel olunması gibi daha birçok örneğin Türkiye’de kişilerin hak ve özgürlüklerinin eşit şekilde güvence altında olmadığını kanıtlar nitelikte olduğu söylenebilir.

  Sonuç olarak İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ne göre, yukarıda açıklanan gerekçelerle yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin tek elde toplandığı ve kişilerin hak ve özgürlüklerinin güvence altında olmadığı bir sistemde Anayasa’dan söz edilmesi mümkün değildir.[10] Üstelik yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin önemli noktalarının teslim edildiği güç olan cumhurbaşkanlığının denge ve denetleme mekanizmasının yeterli olmayışı da bu tezi kanıtlayan argümanlardan biridir.

Kaynak

Déclaration des Droits de l’Homme et du Citoyen de 1789

Leon DUGUIT, Devlet Kuramı, Egemenlik ve Özgürlük

A. H. AYDIN, S. DURGUN, Kuvvetler Ayrılığı / Birliği Açısından Türkiye’de Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi

AY md.-104

Power tends to corrupt, and absolute power corrupts absolutely” (Lord Acton, “Letter to Bishop Mandell Creighton, April 5, 1887”, in Historical Essays and Studies

Kemal Gözler,  Elveda Anayasa: 16 Nisan 2017’de Oylayacağımız Anayasa Değişikliği Hakkında Eleştiriler

Anayasa Değişikliği, Türkiye Barolar Birliği

Kapak Görseli: Forshey Law

 

avatar

Yazar Bilge Kurban

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Edebiyat, sinema, seyahat ve münazarayla ilgilenmeyi seviyorum.

blank

Haftalık Gündem (28 Hazian – 5 Temmuz)

blank

Kolektif Vicdan Muhasebesi: Günah Keçileri