in

Kemalizmler: Ulusalcılıktan Yeni Atatürkçülüğe Bir Kemalizm Hikayesi

CC Net Bili?im Dan??manl?k Hizmetleri

 Kemalizm Türkiye siyasi düşünceler tarihinin temelini oluşturan siyasi görüşlerden birisidir. Bu görüş Cumhuriyet’in kuruluşu itibariyle şekillenmeye başlamış ve kurucu elitin siyasi görüşü olarak ‘kurucu ideoloji’ görevine sahip olmuştur. Böylece Türkiye’deki siyasal alanda hegemonyasını kurmuş ve siyasetin nasıl bir şekilde tasarlanacağını ve yapılacağını belirlemiştir. Toplumsal aktörler, devlet gözünde meşruiyet kazanıp siyaset yapabilmek için politikalarını Kemalizmin çizdiği sınırlar içinde gerçekleştirmek zorunda olmuştur. Bunun sonucu olarak, son 10 yıla kadar bütün siyasal aktörlerin söylemlerini ve politikalarını Kemalizm üzerinden tasarlamaları gerekiyordu çünkü resmî ideolojiye karşı gelen siyasi oluşumlar yasaklanıyordu ve bu siyasetçilere yasaklar geliyordu.

 Devletin resmî ideolojisi olarak Kemalizm’i sabit ve değişmeyen bir ideoloji olarak okumak çok yanlış bir tercih olur. Her ideoloji zaman içinde yaşanan gelişmelere uyum sağlayarak bir dönüşüm geçirir. Kemalizm gibi ‘kurucu’ ve ‘hegemon’ ideolojilerinde bu kabiliyetlerini sürdürebilmek için dönüşmeleri şarttır. Bu dönüşümü gerçekleştiremedikleri takdirde ‘kurucu’ ve ‘hegemon’ sıfatlarını kaybetme tehlikesi yaşarlar. Bu yüzden, Kemalizm hegemonyasını korumak için çekirdeği sabit kalacak bir şekilde farklı dönemlerde farklı toplumsal gruplar ve aktörler tarafından tasarlanmış ve dönüştürülmüştür. Bunun sonucu olarak, Kemalizm bugün benim Yeni Atatürkçülük olarak tanımladığım pozisyona evrilmiştir.

 Bu yazıda Kemalizmin belli siyasi, ekonomik ve toplumsal krizler/gelişmeler sonucu yaşadığı dönüşümün son iki durağını inceleyeceğim. Bu iki durağı seçmemin nedeni Kemalizmin bu duraklardan itibaren gerilemeye başlaması ve ‘hegemon’ ideoloji kabiliyetini yitirmesidir. Bu süreç Kemalizmin devletin ideolojisinden muhalefetin ideolojisine dönüşümü olarak okunabilir.  Bu duraklardan ilki, 1980’li yıllarda Özal’ın neoliberal ve küreselleşmeci politikalarıyla şekillenmeye başlayan ve 2000’li yılların ortasında çöküşü gerçekleşen ulusalcılık olacak. Diğer durak ise, ulusalcılığın yıkılışı sonucu 2010’lu yıllarda gelişen ve son yıllarda görünür olan Yeni Atatürkçülük olacak.

Ulusalcılığın Hayat Hikayesi

 Ulusalcılık, 1980’lerden itibaren Özal’ın iktidarı ile yükselişe geçen piyasacı ve küreselleşmeci politikalara ve kimlik siyasetinin yükselişi ile birlikte kamusal alanda görünürlük kazanan Kürt siyasal hareketi ve siyasal İslam hareketlerine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Ulusalcılık, Kemalist ideolojiden beslense de Kemalizmden bağımsız güncel ve modern bir ideolojidir ancak onun kendisi değil, radikal bir koludur (Gürpınar, 2011). Ulusalcılık ulus-devletin aşınmasına bir tepki olarak küreselleşme karşıtıdır. Bu küreselleşmenin somut yansıması olan AB ve ABD’ye düşmanlık vardır ve bu siyasal aktörlerin temel ilkeleri olan siyasal/ekonomik liberalleşme ve demokrasiye karşı güvensizlik vardır. Ulusalcılığın seküler damarı çok kuvvetlidir ve içe kapanmacı-zenofobik bir ideoloji olarak kolonyalizm geçmişi olan ülkeleri andıran bir şekilde anti-kapitalist/emperyalist bir milliyetçiliği savunur. Seküler damar ve milliyetçiliğin sonucu olarak ulusalcılık, anti-demokratik, anti-çoğulcu ve otoriter bir zihniyete sahip bir ideolojidir.

 Ulusalcılığın toplumsal tabanı seküler orta sınıflardan ve askeri/bürokratik devlet elitlerinden oluşur. Ulusalcılık, bu tabanın Kemalizminin ‘hegemon’ ideoloji kabiliyetini kaybetmesi sonucu oluşan bireysel endişelerinden ve güvensizliklerinden beslenir (Gürpınar, 2011). Ulusalcılık, Kemalizmin iktidardan düşüşü ve Kemalizmin ‘ötekileri’ olan Kürt siyasal hareketi ve siyasal İslam’ın yükselişi ile yaşanan siyasal krize bir tepki olarak çıkmıştır. Bu yüzden de savunmacı bir ideolojidir ve toplumsal tabanının endişelerinden beslenir. Kurucu bir ideoloji değildir tepkiseldir ve yıkıcıdır.

 Bu tepkisellik AK Parti’nin iktidar oluşuyla birlikte doruk noktasına ulaşmıştır. Ulusalcılığın ‘ötekisi’ olan AK Parti’nin müesses nizami yeniden dizayn etmesiyle birlikte bu tepkisini en iyi bilindiği haliyle Cumhuriyet Mitinglerinde göstermiştir. Ulusalcılık, uzun yıllar boyu ‘hegemon’ ideoloji olan Kemalizmin bir kolu olduğu için de sivil muhalefet yapmak konusunda başarısızdır. Bunun sonucunda da darbe destekçiliğinin bayraktarı olmuştur. Ama bu süreç 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi ve Ergenekon ve Balyoz davalarıyla bitmiştir. Bu süreç sonrası ulusalcılık yeni bir krize girmiştir ve varlığını sürdürebilmek yeni bir dönüşüm yaşamak zorunda kalmıştır. Bu dönüşümün varış noktası da Yeni Atatürkçülüktür.

Yeni Atatürkçülük Nedir?

 Yeni Atatürkçülük 2010’lu yıllarda şekillenmeye başlayan ve CHP’ye yeni bir kimlik arayan Kılıçdaroğlu’nun öncülük ettiği bir siyasi görüştür. Bu görüşün oluşumunu etkileyen temel olay AK Parti’nin iktidarını sağlamlaştırıp müesses nizamı ortadan kaldırması sonucu Kemalist ideolojiyi ve onun kollarını net bir şekilde muhalif ideoloji konumuna düşürmesidir. Devletin gücünü kaybetmek Kemalizm için alışıldık bir şey değildi ve Kemalizm bunun sonucu olarak büyük bir kriz yaşadı. Yaşanılan bu kriz sonucu Kemalizme yeni bir kimlik arayışı ihtiyacı ortaya çıktı. Bu arayış süreci zorlu bir süreçti ve CHP liderliği süreç boyunca ulusalcıları partiden tasfiye ederek kritik engelleri aştı ve bazen de Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir ismi Cumhurbaşkanı adayı yaparak hatalı yollara saptı. Ama bu süreç şu anda düzene oturdu ve Yeni Atatürkçülük kimliği net bir şekilde oluşmaya başladı.

 Kemalizmin kimlik arayışının sonucu oluşan Yeni Atatürkçülüğün temellerini incelediğimizde en önemli şey bu görüşün devletin değil toplumun ideolojisi olması, yani ‘hegemon’ değil ‘sivil’ bir ideoloji olmasıdır. Sivil bir ideoloji olarak Yeni Atatürkçülük, toplumla daha fazla iletişim kanalı bulmuş ve toplum tarafından benimsenme imkanına sahip olmuştur. Yeni Atatürkçülüğün Kemalizmden ve onun kollarından ayrılan en önemli noktası ise bu görüşün ‘muhalif’ bir görüş olmasıdır. Devletin siyasi aktörleri tarafından desteklenmeyen Yeni Atatürkçülük, Kemalizm’in kolları içinde bir istisnadır.

 Yeni Atatürkçülüğün siyasi kimliğini incelersek dikkat çeken noktalardan birisi selefi olan Ulusalcılığa kıyasla küreselleşmeyi desteklemesi ve bunun getirileri olan siyasal liberalleşme ve demokratikleşmeye sıcak bakmasıdır. Siyasal liberalleşme ve demokratikleşmeyi destekleyen Yeni Atatürkçülük, siyasal/kültürel çoğulculuğu ve pasif laikliği de desteklemektedir. Bunu CHP’nin Kürt siyasal hareketinin temsilcisi olan HDP ile olan yakınlaşmasından ve İslam’ın kamusal alanda görünmesine yönelik tepkisinden anlayabiliyoruz. Böylece daha kapsayıcı ve bütünleştirici bir ideoloji olarak Yeni Atatürkçülük, Türkiye’deki kutuplaşmayı azaltmakta ve demokratikleşme konusunda itici güç olma imkanına sahiptir.

 Yeni Atatürkçülüğün Kemalizmin kollarından ayrılan diğer önemli noktası ise Atatürk figürüdür. Kemalizmin kolları, özellikle de Ulusalcılık, Atatürk’ü siyaset alanının merkezine koyarak ve ona bazı kimlikler atfederek ‘ötekiler’ yaratma çabasındaydı. Bu ötekileri yaratarak Kemalizmin toplum içindeki ‘müttefikleri’ ve ‘düşmanları’ ortaya çıkıyordu. Bu düşmanlarda düzeltilmesi gereken bir sorundu. Ancak, Yeni Atatürkçülük bunun aksine Atatürk’ü siyaset üstü bir pozisyona koyarak toplumdaki farklılıkları kapsama çabasında ve bu farklılıkları çözülmesi gereken bir sorun değil de normal bir durum olarak görüyor. Yani, Yeni Atatürkçülük döneminde Atatürk toplumu birleştirip kutuplaştırmayı azaltan olumlu bir figür olarak karşımıza çıkıyor.

Sonuç Yerine

 Cumhuriyetin ‘kurucu’ ideolojisi olarak Kemalizm uzun yıllar boyunca farklı formlar altında ‘hegemon’ olma kabiliyetini sürdürdü. Ancak bu kabiliyet 1980’li yılların değişen dünyasında ortadan kalkmaya başladı ve Kemalizm 2000’li yıllar itibariyle muhalif ideoloji konumuna geçiş yaptı. Bu süreç çok yıpratıcıydı ama sürecin sonu güzel bir noktaya çıkacak gibi gözüküyor. Sivil ve muhalif bir ideoloji olarak Yeni Atatürkçülük, günümüzde Türkiye’nin en önemli problemlerinden olan kutuplaşma ve demokratikleşmeye katkı sağlayabilir. Toplumsal uzlaşıyı ve barışı kurumsallaştırmakta önemli bir rol alabilir. Kemalizmin gelecekte ‘hegemon’ ideoloji olma imkânı olmasa da Türkiye siyasetinin en etkili ve değerli siyasi görüşlerinden biri olmaya devam edecektir.

 

Kaynakça

Gürpınar, D., Ulusalcılık İdeolojik Önderlik ve Takipçileri, 2011, Kitap Yayınevi

blank

Big Little Lies

blank

Farklı bir Gaspar Noé!