in

Korona Sonrası Bizi Ne Bekliyor?

“Normali yeniden inşa etmemiz gerekecek”

  Dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı sözü sık sık kullanılıyor ancak bu eskisi gibi olmama durumu dünyanın daha iyi bir noktaya gideceğine dair umut dolu bir anlam da içermeyebilir zira salgın sonrası dünyayı bekleyen sosyal, siyasi ve ekonomik krizler var. Kimine göre salgın sonrası komünist bir ütopya ortaya çıkacak, kimine göre devletlerin etkisi giderek artacak, kimine göre uluslararası iş birliği ve küreselleşmenin gerekliliği kaçınılmaz hale gelecek. Bu tahayyüllerden hemen hemen hepsi de salgın sonrası için mantıklı sayılabilecek bir projeksiyonlar sunuyor ancak salgının tüm gerçekliğiyle karşımıza çıktığı bu günlerde uluslararası siyasetteki değişime baktığımızda gelecekte bizi çok da iyi günlerin beklemediğini söyleyebiliriz. Devletlerin salgın nedeniyle içine kapanması ve kendilerini yeniden tanımlama gerekliliği içerisine girmesi realist bir uluslararası siyaseti ortaya çıkartabilir ancak krizin küresel etkilerine karşı küresel önlemler alınmasını gerektiği de ortada bu da iş birliğine dayalı liberal söylemi ön plana çıkartsa da realist yaklaşım gelecekte karma bir model içerisinde ağırlığını koruyacak gibi duruyor. 

  Salgının en ciddi zararı verdiği ülkelerden biri olan İtalya’da Giorgie Agamben’e göre Covid-19 pandemisi istisna hali için terör tehdidinin yerini alarak devletlere özgürlükleri kısıtlamak adına bir fırsat veriyor. Zizek’e göre ise salgından dayanışma ile çıkmanın gerekliliği ortada ve toplumu motive etmek gerekiyor. Ona göre tokalaşmayıp evde kalmak özgürlüğü kısıtlayıcı bir izolasyon değil tam tersine insanların dayanışmak için yaptığı bir fedakarlık. Belki evde geçirilen bu süre aylar sürecek ve sonunda insan geniş bir toplumsal ağa duyulan ihtiyacın farkına daha güçlü bir şekilde varacak ve salgın bir anlamda bireyselliği de öldürerek toplumsallığı ön plana çıkartacak.
“Her şey normale döndüğünde” cümlesini çok sık kullanıyoruz ancak salgın bittikten sonra normal diye bir şey artık olmayacak zira salgınla beraber pek çok kavramın da anlamı sorgulanmaya başlanıldı. Devlet, refah, piyasa, güvenlik, sağlık, toplum, hayat gibi pek çok kavram salgının etkileri ile beraber ciddi anlamda üzerine düşünülmesi gereken kavramlar ve salgın sona erdiğinde normal kavramını da yeniden inşa etmek zorunda kalacağız. Çünkü uluslararası siyasete baktığımız da pek de normal olmayan durumlarla karşılaşıyoruz.

 Bir AB ülkesi ve NATO üyesi olan İtalya’nın sokaklarında Rus tanklarının gezmesi diğer yandan Rusya’nın ABD’ye tıbbi yardımda bulunmak için bir uçak yollaması, İtalyanların AB bayrağını yakarak kendi başlarının çaresine bırakılmalarına sert tepki vermesi salgının uluslararası siyasette daha şimdiden ciddi değişim ve dönüşümlere neden olduğunu gösteriyor. ABD ile Çin arasında ki savaşın pandemi sürecinde de devam etmesi de büyük kırılmaların habercisi.

  Sermayenin bu süreçte ciddi bir zararla çıkacağını ve bu zararın faturasının ciddi bir bölümünün de emekçiler tarafından ödeneceğini düşünürsek salgın liberal ve kapitalist sistemde ciddi bir dönüşüme neden olacak. Küresel çapta meydana gelecek bir krizin 2008 finansal krizinden daha fazla zararı olacağını söyleyen uzmanların sayısı da giderek artıyor bu anlamda küresel ekonomik sistem yeni bir şekil almak zorunda ve bu değişim de kaçınılmaz. Devletlerin kriz yönetimi süresince piyasa ve hizmetler üzerinde artan etkisi salgın sonrasında da devam edecek gibi duruyor zira hem halk hem de piyasa gönülsüz bir şekilde de olsa bu artan etkinin regüle edici rolüne ihtiyaç duyacak.

  Bu anlamda salgın vatandaşları devleti ve onun kabiliyetlerini sorgulamaya itecek ama bir yandan da devleti daha önemli bir noktaya getirecek bu açıdan devlet merkezli bir yaklaşım bundan sonrası için daha olası duruyor. Bu da uluslararası ilişkilerde realist teorilerin daha da merkeze oturacağını gösteriyor. Hem kriz anında hem de krizden sonrası için dayanışma ve iş birliği kavramları hayati kavramlar olarak kullanılıyor ancak salgının yıkıcı etkileri daha sona ermemişken salgın sürecinde çoğu devlet realist tutumlar sergiledi. Özellikle virüsün ciddi şekilde yaraladığı İtalya AB’den beklediği desteği alamadığını söyleyerek bundan sonrası için kendi başının çaresine bakmanın yollarını aramaya koyuldu.

  Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin’in daha salgın esnasında söylemsel bir rekabet içerisine girmesi de dayanışma kavramının sağlam temelli ve samimi bir şekilde sistemde yer alamayacağına bizlere gösteriyor. ABD başkanı Trump’ın virüsü “Chinese virus” olarak nitelendirmesi ve Çin’i hedef göstermesi ardından Çin’in virüsü Amerikan askerlerinin Çin’e getirmiş olabileceğini iddia etmesi bunun yanında Trump’ın Çin’den ticaret antlaşmasında taahhüt ettiği 250 milyar dolarlık alımı tüm bu kriz ortamına rağmen talep etmesi sürecin dayanışma ve iş birliği kavramları etrafında ilerlemediğinin en somut örneği. Belki burada Trump istisnailiğinden bahsedilebilir. Kriz yönetimi boyunca ağır kalmakla eleştirilen ve 4 yıllık başkanlığı boyunca belirli bir seviyede işleyen federal kurumların içini boşaltmakla suçlanan Trump yerine başkanlık koltuğunda farklı bir isim olsaydı süreç uluslararası ilişkiler için belki daha farklı işlerdi ancak Trump’ın gelecek Kasım seçimlerinde başkan olma ihtimali krize rağmen yüksek gibi duruyor zira sandığa gitme oranının düşmesi Trump’ın işine yarayacaktır ve Trump’ın inatçı seçmen kitlesi de Trump’ın akıllıca Çin’i hedef göstermesinden çok etkilenmiş olsa gerek yapılan bir ankete göre Trump seçmeninin %81’i başkanın kriz yönetimini başarılı buluyor bu da bundan sonrası için yola Trump’la devam edilme ihtimalini güçlendirirken gelecek projeksiyonları içinde denklemi Trump faktörü ile beraber kurmayı gerektiriyor ve bu faktörde saldırgan, ekonomik milliyetçi, iş birliğinden ziyade kendi çıkarlarını önceleyen bir siyaset demek. Bu anlamda liderin siyasette artan etkisi de neo-klasik realizmin de etkisinin arttığını gösteriyor. 

  Çin’in ABD’nin ve AB’nin güç kaybından yararlanarak sahaya ineceğini söyleyen uzmanların sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Bu da kriz sonrasında yeni bir güç dengesinin oluşma ihtimalini arttırıyor durum böyleyken de hiçbir devlet kenara çekilip etki alanının daraltılmasına sessiz kalmayacaktır. Devletler realist bir bakışla kazan-kazan yapmak yerine kendisi zararlı çıksa bile rakibini de kaybetmeye itecek bir siyaset arayışında olacaktır. 

  Eğer sistem düzeyinde bir analiz yapmak istersek, sistemin en etkili güçlerinden olan ABD’nin bu krizden eski gücünde çıkacağını söyleyemeyiz. Ayrıca Çin adı salgınla sık anıldığı için bir prestij kaybı yaşasa da bir yandan da bu kaybettiği prestiji düzeltmek için sahaya çıkmaya başladı ve krizin etkilediği devletlerle teknik ve personel paylaşımda bulunuyor. Çin hem krizin başlangıcında dünyaya karşı şeffaf olmamakla suçlanırken bir yandan da krizi yönetimindeki başarısıyla anılıyor ve Çin tipi otoriter modellerin de dünya sisteminde artacağına dair ciddi görüşler de var zira salgın bir anlamda devletlerin devlet olma kapasitesini de göstermiş oluyor. ABD gibi İtalya gibi demokratik rejimlere ve Batılı değerlere sahip devletlerin krizden en çok etkilenen devletler olması da bu tezi savunanların verdiği örneklerden biri. 

  Uluslararası siyaset krizden sonra kuşkusuz bir dönüşüm içerisine girecek. Bu dönüşüm zorunlu bir dönüşüm olacak ve devletler küresel çapta sorunların küresel çapta çözümü için bir araya gelmeye gönülsüz de olsalar razı olacaklar. Ancak kriz sürecinde değişen dengeler ve kriz yönetiminde uygulanan yöntemler uluslararası ilişkilerde Realist yaklaşımı ön plana çıkartmış gibi duruyor. Devletlerin gücünü artırması, uluslararası kurumların ve ulus-üstü kurumların kriz yönetiminde etkisiz kalması bir anlamda liberal/küreselleşmeci yaklaşımı ciddi zararı uğrattı. Bundan sonrası için ekonomik ilişkilerde liberal yaklaşım yerini koruyacaktır ancak onun da yeniden bir yorumlanmaya ihtiyacı olduğu açık zira sermayenin rolü ve etkisi pandemi sürecinde sık sık tartışılıyor. Yine de böyle büyük çıkarımlar yapmak için erken kuşkusuz sorun küresel ve buna bağlı olarak çözüm de küresel bir çözüm olacaktır ancak pandemi sürecinde uluslararası siyasete baktığımızda bize gelecek için ipuçları veriyor ve bu ipuçlarını takip ettiğimizde de realist bir uluslararası siyasetin ön plana çıkacağını söyleyebiliriz ancak yine de karma bir modelin de ortaya çıkma ihtimali yüksek. Kriz sonrası güç dengelerinde yaşanacak değişimi ve ABD’nin krizden ciddi bir zararla çıkacağını da hesaba katarsak realist bir dünyanın bizi beklediğini söyleyebiliriz. 

  Çok fazla düşünür salgın sonrası dünyaya daha umutla bakarak ciddi dönüşümler beklerken kimileri de bundan önceki pek çok krizi -örneğin iklim krizini- örnek göstererek dünyada pek de bir şeylerin değişmediğini söylüyor. Dünyanın yörüngesinde ciddi bir değişim olmayacağı aşikar ancak aldığımız nefesin bile marjinal faydasının yükseleceği yeni bir döneme gireceğimiz açık.

blank

Tarih Üzerine – Eric J. Hobsbawn

blank

Nietzsche ve Sartre’ın İnsanların Ahlak Anlayışları Üzerine Düşünceleri