in

Lübnan ve Çıkış Yolu

          4 Ağustos 2020 Salı günü Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta büyük bir patlama gerçekleşti. Patlamanın büyüklüğü Hiroşima’ya atılan bombanın onda biri kadardı. Patlayıcılarda ve gübre yapımında kullanılabilen 2500 kilogram kadar amonyum nitratın bulunduğu bir deponun patlaması ile Batı Beyrut’ta bulunan liman ve çevresi harabeye döndü. 100’den fazla insan öldü, binlerce insan yaralandı, yüzbinlerce insan evsiz kaldı, sayısı bilinmeyen birçokları da kayıp durumda. Kıbrıs’takilerin deprem zannettikleri bir patlamadan bahsediyoruz. Halihazırda büyük ekonomik ve siyasi çıkmazların içindeki Lübnan şimdi de en büyük limanını kaybetti. Oluşan hasarın değeri 5 milyar doların üstünde.

Görsel: AFP

          Lübnan 1943 yılında Fransa’dan bağımsızlığını elde eden bir ülke. Üzerine kurulduğu Ulusal Pakt ise Lübnan’ı bildiğimiz demokrasilerden ayırmaya yetiyor. Bu Pakt’a göre kozmopolit bir topluma sahip olan Lübnan’ın makam koltuklarına kimin oturabileceğini bu kozmopolit yapıdaki etnik/dini toplulukların sayısal olarak birbirine oranı belirliyor: Cumhurbaşkanı Maruni, başbakan Sünni, meclis başkanı Şii olmak zorunda. Parlamentodaki üyelerin oranı ise şu an yarı yarıya Hristiyan ve Müslümanlardan oluşuyor. Ülkedeki tüm grupların temsilini garanti altına almak için bu gibi bir seçim regülasyonunun etkili olabilmesi için (a) insanların üyesi oldukları grupları ve bu grupların değerlerini kesinlikle reddetmediği (b) sınırların kapalı, demografik değişimlerin olmadığı ya da yasaklandığı Kuzey Korevari bir dünyanın olması gerekiyor. Bu ikisi de nereye giderseniz gidin olamayacak veya olmayacağının garantisi olmayan şeyler. Mesela kimse Türkiye’de yaşarken 2011’de Suriye’de bir iç savaşın olacağını ve 4-5 milyon Suriyeli mültecinin oturdukları apartmanlarda, yaşadıkları mahallelerde yaşayacağını düşünmüyordu. Fakat hayat çok kompleks ve öngörülemez bir şey. O yüzden her zaman her sistemde esneklik payı bırakmanız gerekir. Lübnan da esneklik payı olmayan, olası iç/dış değişimlere kapalı, statükocu bir sisteme sahip. Ülkedeki kültürel çeşitliliği, geçmişten bugüne süregelen hizipleri yönetime demokratik olarak yansıtmada uygulanan yukarıda anlatılan sistem ve konulan kotalar ilk bakışta hayranlık uyandırsa da sistem birçok kilide yol açıyor. Her ne kadar sonuna kadar savunabileceğiniz bir düşünceniz, makro dünya görüşünüz olsa da yaptığınız nedenselleştirmelerin zemininin değişebileceğini unutmamak önemli. Arabanız son model bir araba olabilir ama kış olduğunda tekerlekleri değiştirmezseniz arabayı çabuk eskitirsiniz.

  Ekonomik sıkıntılar ise siyasi havaya bağlı olarak insanların günlük yaşamının kalitesini direkt etkileyen başka bir faktör. Ülke geneli yaşanan elektrik kesintileri, temel gıda maddelerine ulaşımın son derece zor olması insanların mevcut sisteme olan kızgınlıklarının temel sebeplerinden en önemlisi. Ülke finansal yardım paketlerine muhtaç halde fakat bu dış yardımın gerçekleşmesi için de bazı sözlerin verilmesi bekleniyor.

  Bu dış yardımların makro düzeyinde IMF fonları yer alıyor. IMF ile görüşmeler temmuz ayında son buldu. IMF de bu noktada bir hayır kurumu değil ve katılımcılarının sağladığı kaynakları hesap verebilen hükümetlere aktarmak, bu yönde hükümetleri reform yapmaya zorlamak istiyor. Zaten bir ülkenin IMF programına dahil olarak kredi elde edememesi o ülkenin Batı standartlarında liberal demokrasilerin sahip olduğu temel şeylere sahip olmadığını gösteriyor. Bu temel şeylerin en başında ise serbest piyasa, güçlü bankacılık sistemi gibi finans çevrelerini memnun edebilecek unsurlar geliyor. Fakat Lübnan’ın siyasi yapısı göz önünde bulundurulduğunda bu gibi şeyler ancak genel anlamda bir reform hareketi ile gerçekleşebilir.

   Siyasi ve ekonomik yapıyı daha basitçe anlatmak ve bu kısmı sonlandırmak istiyorum. Lübnan’da bir pasta var ve bu pastayı Ulusal Pakt’ta ve sonrasında Taif Anlaşması’nda belirlenen dini hizipler kotalarına göre mevki sahibi olduklarında kendi tabanlarına aktarıyorlar. Her hizip kendi ‘network’ü ne kadar genişse o kadar kaynağı üyelerine aktarabiliyor. Bunlar gerçekleşirken hiziplerin tabanının temsilinden çok ne kadar yozlaşmış oldukları daha çok önem arz ediyor. Bunun bir sonucu olarak şu çıkarım yapılabiliyor: siyasi elit devlet bürokrasisi ne kadar zayıflar ve işlemez hale gelirse o kadar güç kazanıyor ve ülkedeki siyasi ve ekonomik çıkmazı daha da kalıcı hale getiriyor. Bu döngü siyasi elitin elindeki siyasi ve ekonomik kapitalini kümülatif olarak artışını hızlandırıyor.

Görsel: Husseın Malla/AP

          Peki bu durum böyle devam edecek mi? Lübnan’da yılda en az bir kez gerçekleşen hükümet ve sistem karşıtı eylemler sonuç verecek mi? Burada bir olası durumu açıklamaya çalışacağım.

  Yukarıda da belirttiğim gibi şu anki siyasi elit yerini korumak için devletin etkisiz olmasından büyük faydalar sağlayabilir. Bunu yaparken halkta oluşan hareketleri görmezden geliyor olabilir. Son zamanlardaki IMF görüşmeleri ülkenin aslında nerede olduğunu gösteriyor. Zenginlikler siyasi elitler tarafından dağıtılıyor fakat bir şeyin dağıtılabilmesi için o şeyin var olabilmesi gerekiyor. Büyük altyapı yetersizlikleri, global ekonomik krizler/durgunluklar, kötü yönetim bir pasta üretememekte büyük etkenler. Bunları yapabilmek ve bir pasta üretebilecek duruma gelmek için de IMF yardımı şart. Şart olmasının en büyük nedeni Lübnan’ın dünya ekonomisine entegre olmadan kendi kendine büyümesinin yetersiz doğal kaynaklar gibi nedenlerden dolayı imkânsız olması. IMF yardımının ise iki pozitif etkisi olabilir: (a) siyasi yozlaşmanın azalması, (b) ekonomiye sıcak para akışının olması. Kısacası Lübnan hükümet sistemindeki güç sahipleri her ne kadar bu yozlaşmış sistemden faydalanıyor olsa da kazandıkları gücün azalarak artıyor olduğu açık. Pasta üretemezseniz, pastayı bölemezsiniz. Pastayı bölemediğinizde ise ekonomi kaynaklı huzursuzluklar baş gösterir.

  Lübnan halkı bu siyasi yapıdan sıkılmış, bu yapının getirdiği ekonomik sıkıntılardan bunalmış halde ve bunun farkında olarak hayatlarını idame ettiriyorlar. Halk ekonomik nedenlerden dolayı eylem yapsa da sorunun bu çıkmaza yol açan sistemde olduğunu kavramış durumda. İnsanlar bir iş yerine başvurduğunda kendi bulunduğu hizibin elitinin referansı olmadan bu işe kabul edilmeyeceğini biliyor. İş bulmak bu siyasi yapıyla doğrudan bağlantılı hale gelmiş ve insanlar artık bu gibi hizipleşmiş bir sistemin günümüz dünyasında bir anlam ifade etmediğinin farkında. Fakat yine de her Lübnanlı hayatının her yerinde bu yapı ile karşılaşıyor ve şimdi de bu yapının doğurduğu en büyük krizle karşı karşıyalar.

  Lübnan’ın bu durumu değiştirebilmesi için de ihtiyaç duyduğu şey üzerine kurulduğu temel anlaşma olan Ulusal Pakt’ı değiştirmek. Bir devrim ile olmayacağı muhtemel görülüyor. Çünkü siyasi elitlerin kurdukları politik, ekonomik bağlantılar ve ağlar sistem karşıtı hareketleri oldukça zayıflatıyor. Bunun yanında ve bundan önemli olarak ülke yakın tarihte 15 yıl süren bir iç savaş geçirmiş. Bu büyüklükte bir çatışmayı travma sahibi Lübnanlılar istemeyecektir. Bunun yerine kurucu değerleri ‘soft’ bir şekilde değiştirmekte etkili olan başka bir şey gerekiyor Lübnan halkı için. Kurucu değerleri demokratik yollarla törpüleyebilen, yer yer değiştirebilen bir siyasi anlayış ise popülist bir liderde bulunabilir. Bugüne kadar ortaya çıkan bütün popülist liderler tanım olarak anti elitist ve sistem karşıtı söyleme sahip liderlerdi. Bu, dünyada birçok ülkede olumsuz sonuçlara yol açmış olsa da Lübnan için bir çıkış yolu olarak görülebilir.

Görsel: The Atlantıc

   Şu an için böyle bir lider ufukta gözükmese de patlamadan sonra yapılması dünya kamuoyunda konuşulan uluslararası yardım ve harap olmuş bir ekonomik düzeni tekrar ayağa kaldıracak bir IMF yardım fonu toplumsal düzeyde muhalefetin ses kazanması için bir platform oluşturabilir. Çünkü bu fonlar siyasi elitten bağımsız gerçekleşen para akışları sağlayacak. Siyasi elitin ekonomide ve kriz yönetimlerinde etkisizliği kendisini gösterecek. Bu noktada sivil toplum kuruluşları yapacağı faaliyetlerle hükümetin etkisizliğini daha derin bir şekilde gösterip toplumsal muhalefetin güçlü ve özellikle ‘meşru’ bir üssü haline gelebilir. Bu açıdan da muhalefetin öne koyacağı bir liderin sivil toplum ile bağlantılarının kuvvetli olması hem bu liderin hem de sivil toplumun işine yarıyor olacak. Bu liderde gözlenmesi ve dikkat edilmesi gereken şey ise yaptığı ortaklıkların (1) aktörü (2) süresi (3) ve bunların hesap verilebilir olması. Eğer toplumsal uzlaşma aranıyorsa ittifaklar sivil toplumda etkin aktörlerle yapılması, bu ittifakların köprüyü geçene kadar olmaması, ittifakların büyük bir bölümünün kamusal alanda tartışmaya açılabilmesi ve halkı ikna etmesi çok önemli. Çünkü bu üç şey aksi yönde gerçekleşirse oluşması muhtemel yeni siyaset düzleminde (IMF anlaşmalarının ve dış yardımların azalacağı ön kabulü ile) kurumsallaşmanın zamanla zayıflayacağı, keyfi bir yönetimin ‘meşruiyet’ kartı oynayarak hareket alanı bulması an meselesi haline gelebilir.

          Lübnan akıllarda Ortadoğu’nun Paris’i olarak yer eden bir ülkeydi. Son yıllarda Suriye İç Savaşı’ndan dolayı gerçekleşen mülteci akını, kötü yönetim, nepotizm; bunların sonucu olarak da ortaya çıkan pandemi nedenli ekonomik gerileme ve Beyrut Liman’ı patlaması Lübnan’ı gözümüzde herhangi bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek için yeterli oldu. Lübnan için birçok olası çıkış yolu olsa da iyimser olmakta ve bu iyi yollar için kafa yormakta fayda var. Fakat burada düşüncelerimizin iz bırakmasını istiyorsak kafa yorarken ve argümanlarımızı geliştirirken ülkede yaşayan herkes için bir esneklik payı bırakmak gerektiğine inanıyorum.

Kaynakça

Encyclopedia Britannica

avatar

Yazar Bedirhan Akay

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi 1. Sınıf
İlgi Alanları: Münazara, güncel siyaset; Formula 1, Futbol.

blank

Gizli Görev: Tiki bir ajan ol!

blank

Hun Devlet Teşkilatı ve Kültürüne Kısa Bir Bakış