in

Madalyonun İki Yüzü: Brezilya’nın Demokrasi Tuvali

Brezilya… Akla ilk gelen, her zaman; futbol ihracatı ile ünlü olduğudur. Favelalardan bulduğu elmasları; adeta madenden cevher çıkarırcasına dünyaya ihraç eder. Rio Karnavalı gibi rengârenk görüntülerinin yanına yüksek suç oranları da eklendiğinde tuvalde farklı bir ülkenin görüntüsü çıkar ortaya. Şüphesiz bu resimde onlarca ressamın izi vardır.

Şimdi fırçayı eline alan adamın ismi ise: Jair Bolsonaro.

Perde arkasından sahneye

  Jair Bolsonaro; Lucca, Tuscany’den Brezilyalara uzanan bir ailenin büyük torunuydu. Jair adını ise kendisinden 34 yıl önce doğmuş Vasco da Gama ve Palmeiras efsanesi olan Jair da Rosa Pinto’dan almaktaydı. Brezilya’nın Atlantik yağmur ormanlarında yaklaşık 15.000 kişinin yaşadığı Eldorado’da büyümüş ve bir süre diş hekimi olan babasının yanında çalışmıştı. Lisenin son yıllarına yaklaştığı 1973 yılında ise Brezilya Ordusu Hazırlık Okulu’na kabul edildi ve başlayan askeri eğitimi Agulhas Negras Askeri Akademisi’nden mezun olana kadar devam etti. Bolsonaro, ön plana çıkmaktan hoşlanan bir figürdü. Artık takvimler 1986’yı gösterdiğinde Bolsonaro perde arkasından sahneye doğru adım atıyordu. Dönemin popüler dergilerinden birisi olan Veja’da ordunun ücret sistemini eleştirmiş; Bolsonaro’nun ordudan kopmaya başlayacağı ilk düğüm burada çözülmeye başlamıştı.

  Üstlerinin eleştirisine maruz kalan Bolsonaro, çevresi ve onunla aynı görüşleri paylaşanlar tarafından yıldızı parlamaya başlayan bir figür haline gelmişti. Aralık 1988’e gelindiğinde harlanan bu ateşin farkında olan Bolsonaro, 15 yıl hizmet ettiği ve yüzbaşı rütbesine ulaştığı ordudan siyasete adım atmak için ayrılma kararı vermişti. İşte artık bu karardan sonra Bolsonaro perdeyi aralayıp sahneye çıkmıştı. Siyasete sessiz bir adım atan ve gittikçe tonunu yükselten Bolsonaro, Rio de Janeiro Belediye Meclisi’ne seçildi. İki yıl sonra Brezilya’nın Federal Temsilciler Meclisi’nde yedi dönem üst üste görevde bulunacağı Rio de Janeiro’yu temsil eden bir koltuk kazandı.  Tüm bu siyasi maratonundan sonra en uzun maratonuna çıkacağı başkanlık koşusuna 22 Temmuz 2018’de start verecekti.

Görsel: voanews.com/Antonıo Scorza/Agencıa O Globo/AP

Bir mıknatısın iki kutupları

  Bolsonaro’yu, Palácio da Alvorada’ya taşıyan sürecin domino taşları başka figürler tarafından dizilmiştir. Brezilya halkı, bir kutuptan diğer kutba geçecek kadar radikal bir karar vermişti ve bunun altında bir tarih yatıyordu. Brezilya’nın 2000 sonrası adeta bir televizyon dizisi gibidir. Bu dizinin başrolü ise şu an zaten belli, fakat bu sezona gelene kadar kameranın önünden çok önemli karakterler geçti.

  Bu dizinin ilk sahnesinde anlatmak istediğim kişi: Lula da Silva. Yani işçi sınıfının kahramanı olarak görülen kişi. Lula, fakir bir ailenin 8. çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası alkol problemleri yaşayan ve şiddet uygulayan birisiydi. İzbe mahallelerden kendi kaderini yazmaya söz vermişti. Hayat ile olan mücadelesi küçük yaşta sokaklarda meyve satmakla, ayakkabı boyacılığı yapmakla başlamıştı. 10 yaşına geldiğinde okuma ve yazmayı yeni öğrenebilmişti. Hem hayatta kalma mücadelesini sürdüren hem de eğitimini devam ettirmeye çalışan Lula, teknik bir meslek lisesinden sonra bir otomobil fabrikasında işçilik yapmaya başlamıştı. Hayat ise ona bu sırada yeni trajediler hazırlamaktaydı. Önce fabrikada çalıştığı sırada bir makineye elini kaptırmasıyla beraber sol elinde serçe parmağını kaybetmiş, daha sonra ise eşi bir hastalık sonucu ve aynı zamanda maddi imkansızlıklar nedeniyle de yeterli tedaviyi göremediği için vefat etmişti. Lula için trajedilerin ardı arkası kesilmiyordu. Çünkü o izbe mahallelerden şehrin şatafatlı sokaklarına çıkabilmek için mücadele eden birisiydi. Eşinin ölümünden sonra sendikada daha aktif olmaya başlamış ve ardından, Metal Sendikası başkanlığına seçilmişti. Onun çıkış noktası işçi sınıfının mücadele etmeden bir şey kazanamadığını vurgulamasıydı. Böylece bu sınıfta parlayan bir yıldız haline gelen Lula, kendi sınıfında herkesi birleştirmeye çalışıp İşçi Partisi’nin kurulmasının temellerini atmıştı. Dipten tepeye uzun ve meşakkatli bir yolcuğa çıkan Lula, üç defa mağlup olup fakat sonunda 2002’de seçimleri kazanmayı başarmıştı. Yıllarca efsanevi bir başkanlık dönemi geçiren ve Brezilya’nın önce bölgesel güç sonra küresel güçler ligine girmesinde en büyük pay sahibi olarak gösterilen Lula’nın peri masalı kısa sürecekti.

Görsel:  Felıpe Beltrame/NurPhoto/PA Images

  Sıradaki karakterimiz ise Dilma Rousseff. Dilma, Bulgar kökenli bir avukat baba ve Brezilyalı bir öğretmenin kızıdır. Dilma’nın da Lula gibi sıradışı bir hayat hikayesi vardı. Onun senaryosu ise Brezilya’nın en çok aranan kaçaklarından başkanlığa uzanan bir öyküdür. Küçüklüğünde bir balerin olmak istediğini dile getiren Dilma, gençliğinde ise yeraltında yasadışı bir örgütün milisi olduğuna dair suçlamalar nedeniyle aranmaya başlayacaktı. Ordu 1970’te Dilma’nın izini bulmuş ve tutuklamıştı. Tahliyesinden sonra Dilma, sırlarını vermek için ciddi bir şekilde işkence gördüğünü dile getirmişti. Sonrasında Dilma bir süre iyileşmek için ailesiyle vakit geçirmiş, ayrıca hayat arkadaşını da hapishanede sık sık ziyaret etmişti. Carlos Araujo hapishaneden çıkınca resmen onunla evlenmiş, fakat eşinin yıllar sonra bir gün başkasıyla ilişkisini öğrenmişti. Hayat tıpkı Lula’ya yaptığı gibi ona da yeni trajediler hazırlamaktan geri kalmıyordu. Ve ömrünün rüzgârları tekrardan onu yine bir şekilde siyasete doğru sürüklemeye başlamıştı. Siyasi hayatı Hazine Belediye Sekreterliği ve Devlet Enerji Sekreterliği kademelerinde başlarken onun dönüm noktası Lula olacaktı.

  Hükümeti devralan Lula artık takımını oluşturmak için hazırlıklara başlamıştı. Enerji Bakanı olarak düşünülen Pinguelli’nin yerine sürpriz bir kararla Lula, Dilma’yı seçmişti. Böylece kaderleri farklı sapaklardan aynı yola çıkmıştı. Lula yönetimi son sürat ve oldukça başarılı bir şekilde ilerlerken takımın önemli parçalarından Dirceu, Mensalão Skandalı’na karıştığı için görevinden ayrılmış, bu olaydan sonra Dilma, Lula tarafından Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliğine atanmıştı. Böylece kader çizgileri gittikçe pekişmeye başlamıştı. Maraton artık onlar için omuz omuza fakat daha çetin şartlarda ilerlemeye başlamaktaydı. Ülke gittikçe başarılı bir konuma geliyor, tüm politikalar başarılı ve istikrarlı bir şekilde ilerliyordu. Artık Lula’nın halefi için zeminler yoklanıyordu. Kansere yakalanmasına rağmen görevden ayrılmayarak devam eden Dilma’nın güçlü kadın profili ise daha da perçinlenmişti. Ekim 2008’de nüfusun sadece% 8,4’ü ona oy vermek istediklerini söylemiş; fakat 2009 yılına kadar bu sayı %14’e yükselmişti. Takvim 2010’a geldiğinde ikinci turda %56 oy oranına ulaşan Dilma, Brezilya tarihinin ilk kadın cumhurbaşkanı olmaya hak kazanmıştı. Şüphesiz gölgedeki gücün adı milyonlarca insanı yoksulluktan kurtaran adam olarak görülen Lula’dan başkası değildi.

  İşler ise tamda buradan sonra kötüleşmeye başlayacaktı. Halef selef kadar iyi bir liderlik gösteremeyecek ve Brezilya mallarının uluslararası pazarlarda değer kaybetmeye başladığı 2011 yılı itibariyle  kriz sinyalleri gelmeye başlayacaktı. Başkan ve ekibi ise bu düşüşü geçici olarak ele almış ve küresel görünüm iyileşene kadar ülkenin maliyesinin büyümesini sağlamak için pahalı teşvik tedbirlerini harekete geçirmişti. Ancak Brezilya hükümetinin aldığı tüm önlemler kısa sürede sürdürülemez hâle gelmiştir. Daha sonra Dilma bütçe fazlasını yapay olarak artıran kredilerle makyajlamakla suçlanmış; ardından 2014 Dünya Kupası döneminde insanlar yoksullukla boğuşurken yapılan inanılmaz harcamalar tepki çekmeye başlamıştır. Hatta kamu hizmetleri pahasına finanse edildiği iddia edilmiş ve bu hızlı düşüş kapıya dayanmıştı.

Görsel: amerıcasquarterly.org

  Tam bu sıralarda sahneye diğer karakter çıkmıştır. Adı Sergio Moro. Bu adam düğmeye bastıktan sonra Brezilya tarihinin en büyük soruşturmalarından biri başlamıştı. Operasyonun adı: Oto Yıkama Operasyonu. Hatta Breaking Bad dizisinde para aklayan ve oto yıkamacılık yapan Walter White karakterinden esinlenildiği hakkında çok konuşulmuştu.

  Soruşturmanın başlamasından üç yıl sonra ise Lula, kendisine yöneltilen beş suçlamanın ilkinden suçlu bulundu: Petrobras ile sözleşmeler kazanmasına yardım etmesi karşılığında kendisine inşaat firması OAS tarafından denize sıfır mülkün restorasyonu. Ardından Petrobras, 2.1 milyar dolar rüşvet ödediğini itiraf etmiştir. Petrobras tarafından kullanılan dev bir inşaat firması olan Odebrecht, Brezilya’da en az 3,3 milyar dolarlık siyasi partilere rüşvet verdiğini açıklamış; aynı şeyi diğer ülkelerde, (Peru, Şili, Kolombiya, Panama ve Venezuela’da) yaptıklarını ifade etmiştir. Böylece eski yönetici Marcelo Odebrecht de 19 yıl hapse mahkûm edilmişti. Soruşturmada büyük inşaat firması olan OAS ve dünyanın en büyük et paketleyicisi olan JBS de vardır. JBS’nin ortağı Joesley Batista, büyük Brezilya partilerine ve bireylerine nasıl gizli ödeme yaptığını anlattıktan sonra soruşturmalar zinciri uzayıp genişlemeye başlamıştır. Şüphesiz en sert dalgayı ise İşçi Partisi ve kader arkadaşları olan Dilma ve Lula yemiştir. İşte bu kutup için, peri masalı artık sona gelmişti. Ardından yeni seçilen Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro, Moro’yu Adalet ve Kamu Güvenliği Bakanı olarak kabinesine davet etmiştir. Moro daveti kabul etmiş; ancak çok eleştiri almıştır. Zira Lula da Silva, tutuklanmadan ve aday olmaktan men edilmeden önce Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına giden anketlerde Bolsonaro’nun ana rakibi olmuştu ve seçime girmesi engellenmişti. Bir tsunami başlatan Moro için bir politika akademisyeni olan Gustavo Ribeiro, “Baktığınızda, Moro tartışmasız olarak son on yılın en etkili Brezilyalısı” diyordu. Moro’nun ünü ise bu operasyondan sonra oldukça büyümüştü. 2022’de Cumhurbaşkanlığı’na aday olursa Bolsonaro’nun ana rakibi olacağını gösteren anketler yayılmaya başlamıştı. Fakat onun da rüzgârı şimdilerde çabuk dinmiş gözüküyor. Brezilya Adalet Bakanı Sergio Moro, Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun Federal Polis Teşkilatı Genel Direktörü General Mauricio Valeixo’yu görevden almasının ardından istifa etti. Yolsuzlukla mücadelenin kilit taşlarından biri olan Bakan Moro’nun emniyet içerisindeki siyasi müdahaleye karşı çıktığı ve bu yüzden istifasını sunduğu bildirildi. Yani Bolsonaro için riskli bir karar alan Moro, şimdilerdeyse onunla çatışıp ayrılmıştır.

Görsel: thebrezılıanreport/EFE/Antonıo Lacerda

  Ve bu hikâyenin asıl adamına dönecek olursak… Son siyasi yarışında bıçaklanıp üstüne iyileşerek azimle yoluna devam eden Bolsonaro, Lula’nın gölgesi İşçi Partisi’nden Fernando Haddad ile yarışarak oyların %55’ni aldıktan sonra Palácio da Alvorada’ya çıkmaya hak kazanmıştı. Bolsonaro’yu sahnede başrol oynamaya; ve hatta tuvalin başındaki ressam olmaya taşıyan faktörler yaygın yolsuzluk, büyüme seyrinde devam eden bir ülkenin seyrinin tamamen değişmesi, artan suç oranları artık halkı bir çıkış noktası arayışına itmişti. Ayrıca zamanında Arjantin’in IMF’ye borcunu ödeyecek kadar güçlü ekonomiye sahip olan Venezuela’nın geldiği durumu gösterip komünizm ile flört edilmemesi gerektiği hakkında argüman getirerek endişe yaratmış ve böylece kendi tabanını konsolide etmiştir. Hatta 1964-1985 dönemindeki askeri diktatörlüğü savunması, kadınlar hakkında oldukça sert demeçleri, örneğin 2011’de bir dergiye “Eşcinsel bir oğlunu sevmekten aciz olacağını ” söylemesi; ve hatta bununla yetinmeyip, “İki yüzlü olmayacağım: Bir oğlunun bıyıklı bir adamla gelmektense kazara ölmesini tercih ederim. Yine de benim için ölecekti.” sözleri, dahası işkencenin “meşru bir uygulama” olduğunu savunması, halkın silahlanması gerektiği gibi aşırı söylemleri dahi karşılık bulmuştu. Zira dünyada aşırı sağ rüzgârı esmeye başlamıştı ve o rüzgâr halkı çıkış noktası olarak buraya götürmüştü.

  Kurumlara karşı radikalleşmeyi derinleştirmeye ve antidemokratik kopmaları teşvik etmeye çalışmakla, kişilik kültünü sağlamakla, siyasi çoğulculuğu reddetmek gibi durumlarla eleştirilen fakat kendi tabanını hala rahatlıkla mobilize eden ve onlar tarafından güven duyulan tuvalin başındaki ressam Bolsonaro artık kimine göre tuvale son dokunuşları yapıyor. Lava Jato yani Oto Yıkama Operasyonu İşçi Partisi’ni derbeder ederken, Covid-19’da gittikçe Bolsonaro’yu zayıflatmaya başlayabilir ilerleyen dönemlerde. Üstelik salgının yeni merkezi Latin Amerika olmaya başladığında bir rüzgârın aşındırdığı gibi güçsüzleşmeye başlayabilir Bolsonaro. Tam da bu dönemlerde sahneye eski bir başrol dönmeye hazırlanmak için kolları sıvıyor. Eski destekçilerini mitinglerinde görmek istediğini, yoksulları hiç aklından çıkarmadığını söyleyerek siyaset meydanına kitlesini tekrardan toparlayıp dönmek isteyen bir lider var. Onun adı ise: Lula. Fakat hali hazırda büyük bir kitleye liderlik eden Bolsonaro’da kolay vazgeçmeyecektir. Yani Brezilya’da iki kutbun mücadelesi Cristo Redentor kadar büyük…

Kaynakçalar ve Ön Okumalar:

Britannica

The Economist

The Sun

Business Insider

Americas Society

Lucca in Diretta

NBC News

The Conversation

BBC

The Guardian

Washington Post

Reuters

Brazilian Report

Wendy Hunter, Latin America’s Lost Illusions: Brazil’s New Direction, Johns Hopkins University Press

blank

Mini Dizi: Alias Grace

blank

Dikkat kitap içerir v.2!