in

Özgürlük-Güvenlik İlişkisi

     İnsanlık tarihinin en başından günümüze kadar geçen zaman içerisinde özgürlük ve güvenlik sorunsalı; insanın gerek bireysel yaşantısında gerekse siyasal toplum yaşantısında daima öncelikli konular arasında yer almıştır. Güvenli yaşamın koşulu olarak “kişi özgürlüklerinden ne kadar taviz vermeli?” tartışması güncelliğini her dönem korumuştur. Özgürlük ve güvenlik ikileminin tartışması siyaset biliminin bir parçası olduğu için, tartışma da sürekli siyasal yaşam alanında süregelmiştir. Özellikle modern devlet anlayışıyla özgürlük ve güvenlik sorunu, devlet ve yurttaşlar arasındaki ilişkinin temel tartışma alanı olmuştur. Antik Yunan felsefesinde özgürlük ve güvenlik birbirleri için birer ön koşul oluştururken, modern devletlerde güvenli bir yaşamın koşulu ise kişinin özgürlüklerinden kendi rızasıyla vazgeçmesi olarak belirlenmiştir.

Görsel: Wikipedia

     Ancak güvenlik içerisinde bir yaşamın özgürlükleri gerçekleştirebilecek bir yaşam olduğu teorik olarak söylense de, pratikte özgürlüklerin arttırılması güvenlik, güvenliğin arttırılmasıysa özgürlük adına bazı kayıplara neden olmaktadır. Bu durumu en iyi açıklayan kişilerden Benjamin Franklin’in sözü ise kayda değerdir: “Biraz güvenlik elde etmek için özgürlükten vazgeçenler, ne özgürlüğü ne de güvenliği hak ederler.” Bu açıdan özgürlük-güvenlik paradigması, devlet ve bireylerin ilişkilerinin temel belirleyicisi haline gelmiştir.

     Her ne kadar modern dönemin liberal devletleri bireylerin özgürlüklerinin baş koruyucusu ve geliştiricisi görevleriyle tanımlanıyor olsa da, -bu görevi devam ettirmek yerine- siyasal iktidarların iktidar alanlarını genişletme arzuları bu göreve düşen en büyük gölge olmaktadır. Aslında devletler, bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin korunması için var görünerek meşruluk kazansalar da, gerçekte kuruldukları andan itibaren özgürlüklerin sınırlarının belirleyicisi konumundadırlar.

     Bireyler ya da vatandaşlar; toplumsal yaşantılarını güvence altına almak amacıyla özgürlüklerinden kendi rızalarıyla vazgeçerek devletleri kurdukları andan itibaren bağlı oldukları devletlere meşru şiddet kullanma olanağını da vermiş olurlar. Modern devletler, halkın yaşamlarını etkileyecek herhangi bir tehlike veya saldırı söz konusu olduğunda; çoğunluğa dahil olmayan bireyler iktidardaki egemen anlayışın dışında kalan bir düşünce içine girdiğinde veya devlet otoritesine direniş gösterdiklerinde, bünyelerinde barındırdıkları kolluk kuvvetlerini harekete geçirerek olaylara sert müdahalelerle karşılık verebilmektedirler. Böylece insanların güvenliklerini garanti altına almak için siyasi iktidarlara verdikleri bu meşru şiddet kullanma olanağı, kimi zaman halkın kendisine de yönelen bir tehdit oluşturmakta, bu durum ise baskıcı yönetimlere kapı aralamaktadır. Bu durumun sonucunda güvenliğini sağlamak için özgürlüğünden fedakârlık yapan bireyler, Franklin’in sözünü haklı çıkarmakta ve Etienne de Boethie’nin deyişiyle “gönüllü kulluğa” razı olmaktadırlar.

     Ancak karşıt bir bakış açısıyla değerlendirme yapmak gerekirse, güvenliğin sağlanamadığı bir toplumda özgürlüklerden de söz etmek olanaksızdır. John Locke, Hükümet Üzerine İkinci İnceleme adlı eserinde devletin görevinin öncelikle can ve mal güvenliğini sağlamak ve özgürlüğü garanti altına almak olduğunu savunmuştur. Bu sözden hareketle bireyler, ancak canları, malları ve özgürlükleri garanti altında olduğunda özgürlüğünü yaşamaya, yapmak istediklerini hayata geçirmeye başlayabilirler.

     Buna ek olarak Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin 1963 tarihli bir kararında “Anayasa, bireysel hakları tecavüzlere karşı korusa da, o bir intihar fermanı değildir.” Sözleri yer alıyor. Bu söz ile kastedilen şudur: Bireyler, sivil özgürlükleri koruma konusunda “aşırıya” kaçar ve güvenlik (ve düzen) ihtiyacını göz ardı ederse, bu bireyleri (ya da halkı) intihara götürebilir.

     Bu örneklerin sonucunda bireylerin özgürlüklerini tam anlamıyla tayin edebilmeleri için güvenliğe ihtiyaç duydukları, ancak bu güvenliğin sağlanabilmesi için de özgürlüklerin bir miktar kısıtlanması gerektiği manası çıkıyor. Diğer bir deyişle, özgürlükte bir miktar artış sağlamak için aynı miktarda güvenlikten vazgeçmek, daha fazla güvenlik elde etmek için ise özgürlüklerden o ölçüde fedakârlık etmek gerekir.

     Bu konuda modern devletler, bütün bu özgürlük-güvenlik paradigmasının sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için bir denge mekanizmasına ihtiyaç olduğunu ileri sürerler. Buna göre, güvenlik ile özgürlük arasında bir denge vardır veya olması gerekir.

     Ancak güvenlik, kendi başına bir değer değil, özgürlüğün sağlanması için bir araçtır. Bu bakımdan, özgürlük ve güvenlik birbirinin rakibi olmayıp birbirini tamamlar. Burada can alıcı nokta, özgürlük ve güvenliğin dengelenmesini esas almanın, bunları rakip olduğu düşüncesine götüreceği tehlikesidir. Bu nedenle güvenliği sağlama yükümlülüğü devleti sürekli özgürlükleri sınırlama gibi bir yola itebilir. Güvenlik uğruna özgürlükleri feda etme mazeretine dönüşür. Dolayısıyla, özgürlüğü güvenlik açısından değil, güvenliği özgürlük açısından değerlendirmek gerekir.

                                   KAYNAKÇA

  • Günaydın, Özkan, Modern Devletlerde Özgürlük ve Güvenlik Denklemi, Maltepe Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, s. 1-2.
  • Erdoğan, Mustafa, Anayasal-Demokratik Bir Rejimde Özgürlük ve Güvenlik, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:12 Sayı: 24 Güz 2013/2 s. 21-29.
  • Torun, Zerrin, Doktrinde İnsan Güvenliği Kavramı: Destekleyenler ve Eleştirenler, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 19/1 (2017), s. 223-241.
  • Çelik, Adem, Özgürlük ve Güvenlik Bağlamında İç Güvenlik Paketinde Yer Alan Bazı Maddelerinin Değerlendirilmesi, s. 237-238.
  • Emeklier, Bilgehan, Thomas Hobbes ve John Locke’un Güvenlik Anlayışlarının Karşılaştırmalı Bir Analizi, s. 104-108.
  • Birdişli, Fikret, Teori ve Pratikte Uluslararası Güvenlik Kavram-Teori-Uygulama. Ankara: Seçkin Yayınları, 2019.
  • Dedeoğlu Beril, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, İstanbul: Yeniyüzyıl Yayınları, 2018.
  • Locke, John, Hükümet Üzerine İkinci İnceleme, Çev. Fahri Bakırcı, İstanbul: Ebabi Yayınları, 2002.
  • Neocleous, Güvenliğin Eleştirisi, Çev. Tonguç Ok, İstanbul: Note Bene Yayınları, 2014.
avatar

Yazar Sena Bayrak

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 3. Sınıf Lisans Öğrencisi.
Namık Kemal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Topluluğu Ar-ge ve İnovasyon'dan Sorumlu Başkan Yardımcısı.

blank

Rashomon: Gerçek ve Gerçeklik Üzerine

blank

İnsan Olmanın Tedavisi: Yaşam Kürü