in

Sağ Popülizm: Siyaset Dışı Anayasal Kurumlar Ne Yapmalı?

2.Dünya Savaşı’nda birçok toplum dönemin totaliter devletleri tarafından ayrıştırılmış ve acımasız şartlar altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Fakat bazı toplumların ötekileştirilmesi halkın seçtiği temsilciler tarafından yasalarla ‘hukukî’ bir şekilde yapılmıştır. Savaştan sonra ortaya çıkan sonuçlardan birisi de toplumların ekonomik güvensizlik dönemlerinde daha kolay manipüle olabilecekleri ve sorunlarının kaynaklarını basit açıklamalarda bulabilecekleridir. Herhangi bir ekonomik düzende ekonomik güvensizlik dönemleri kaçınılmazdır. Çünkü kaynaklar sınırlıdır ve gittikçe karmaşık hale gelen dünyada birçok değişken halkın cebine giren parayı etkileyebilir. Bu yüzden Batılı ülkeler var olan ekonomik yapıyı tekrar düzenleyip refah devletleri oluşturmayı amaçlamışlardır. Sonrasında yaşanan stagflasyon neoliberal politikalara kapı açmıştır. Bu politikalar refah devletinin temellerini zayıflatmıştır. Ekonomik büyümeyi artırmış olsa da eşitsizliği oldukça artırmıştır. Bu gelişmeler sonucunda sağ popülist olarak tanımlanan siyasi aktörler türemiştir ve birçoğu modern demokrasileri tehdit etmektedir. Burada toplumsal sözleşmeyi, demokrasiyi ve temel hak ve özgürlükleri korumak adına elimizde savaş öncesinde etkin olmayan bir yapı vardır: Anayasal kurumlar. Bu yazıda sağ popülizmi tanımlayıp demokrasilerde nasıl başarılı olduklarını anlattıktan sonra anayasal kurumların eylemlerinin modern demokrasiyi ‘korumak’ adına nasıl olması gerektiğini nedenleriyle birlikte açıklayacağım.

Sağ popülizmin üç yaygın söylemi vardır: Göçmen karşıtlığı, anti-elitizm, sıradan insanların sesi olmak. Popülistler siyasetlerini kurarken sistem eleştirisinde bulunur ve müesses nizamın halkın çıkarları yerine kendi çıkarlarını düşündüklerini söylerler. Toplumu göçmen karşıtlığı ve ekonomik güvensizlik söylemleriyle besleyip yarattıkları korku ikliminin yardımıyla kendilerinden başka kimsenin insanları düşünmediğini hissettirirler.

Sağ popülizmin başarılı olmasının en önemli nedeni günümüz demokrasilerinin en önemli oy kitlesi olan merkez seçmeni elde edebilmeleridir. Merkez seçmen, ideolojik saplantılara sahip olmayan, genel anlamda günlük deneyimlerinin ne kadar değiştiğine göre oy veren bir kitle olarak tanımlanabilir. Örneğin, bir AB vatandaşı olan merkez seçmen yaşadığı yerin aldığı göç nedeniyle kendi emeğinin değerinin düştüğünü düşünebilir ve sağ popülist diskurdan etkilenerek mevcut kurumların kendisini ihmal ettiğini düşünüp sağ popülist bir siyasi partiye protesto oy vermeyi tercih edebilir. Bu durum karşısında sağ popülizmin rakipleri veya batıdaki müesses nizam, merkez seçmenin kısa vadede günlük deneyimlerini etkileyecek politikalar yerine daha uzun vadeli ve bu seçmendeki algıya göre çok pahalıya mâl olacak projeleri gündemde tutuyor. Bu da seçmenin sahip olduğu ihmâl edilme algısını güçlendiriyor.

Sağ popülizmin elde etmekte zorlandığı şey bir ülkenin sahip olduğu anayasal kurumlardır. Anayasal kurumlar sadece teşkilatlardan değil, anayasada tanımlanmış temel hak ve özgürlükleri koruyan tüm eylemlerden oluşabilir. Anayasa Mahkemesi, barolar gibi teşkilatlarla birlikte var olan öğretiler, bireysel itirazlar da bu kurumların dahilindedir. Bu kurumları salt olarak kullanmaktan çok nasıl kullanılacağı daha önemlidir. Çünkü anayasal kurumlar popülizm etkinliğini artırırken de hali hazırda vardı ve fonksiyoneldi. Burada anayasal kurumların halkın gözündeki meşruluğunu korumak önemlidir. Popülizmin bu kurumları elde edememesinin nedeni bu kurumların meşru dokunulmazlığıdır. Örneğin, 2007’deki 367 krizinde AYM Gül’ün adaylığı sebebiyle oluşan sorunun başörtüsü tartışması nedeniyle oluşan siyasal açısını ihmal etmiş ve kararını var olan doktrinler veya uygulamalar üzerinden vermiştir. Bunun sonucunda da halkın gözünde halkın değerleriyle uyuşmayan aktivist bir anayasal kurum imajı oluşmuştur. Sonrasında AKP’nin yargı kurumunu hedef alması ve bu kurumun yapısını referandum ile değiştirmesi kolay ve halk gözünde meşru bir hâl almıştır. Bu yüzden anayasal kurumlar, statik değil dinamik olmalıdır. Çünkü sağ popülizm bu kurumların meşruiyetini zayıflatmak ister. Özellikle ekonomik eşitsizlik, durgunluk zamanlarında anayasal kurumların aktörleri birçok tartışmalı konuda dönemin siyasi ve toplumsal şartlarını gözetip yargısal aktivizme olabildiğince başvurmadan karar vermelidir. Bu kurumlar değiştirildikten sonra geri dönüş iki açıdan zor hale gelir. Birincisi, kurumlar sağ popülist aktörler lehine hareket ettiğinde o odağın politik gücü üstel olarak artış gösterir ve var olan demokratik rakiplerinin gücünü de bu şekilde az siyaset yaparak ve kaynak harcayarak azaltmış olur. İkincisi, popülistler politik kapital ile ekonomik kapital de elde ederler ve manipülasyon araçları sayısal ve niteliksel olarak artabilir. Bunun sonucunda da anayasal kurumlar ve bunun üstüne inşa edilen modern demokrasi kolayca zayıflatılabilir.

Modern demokrasilerin sağ popülizm gibi birçok unsurdan korunabilmesi ve geri dönülmesi zor olan sonuçlardan kaçınmak adına bu kurumların meşruiyeti korunmalıdır. Bunu yapmak için anayasal kurumların siyasal düzleme ve kamuoyuna etki ettiklerini göz önünde bulundurması gerekir. Sosyal kohezyonun azaldığı dönemlerde bu kurumlar ve özellikle AYM gibi yüksek mahkemeler ‘yargısal aktivizme’ başvurmamalıdır. Çünkü bunun sebep olacağı toplumun tepkisel eylemleri, hali hazırda var olan sağ popülizme, anayasal kurumların meşruluğunu sorgulanabilir hale getirmesi açısından yarar sağlamış olur.

Kaynakça

[1]Küçük, Adnan. “BATIDA VE TÜRKİYE ÖRNEĞİNDE YARGISAL AKTİVİZM TARTIŞMALARI VE YARGISAL AKTİVİZMİN İYİ YA DA KÖTÜ BİR TUTUM OLUP OLMADIĞI MESELESİ”. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi (2017): 259-314
avatar

Yazar Bedirhan Akay

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi 1. Sınıf
İlgi Alanları: Münazara, güncel siyaset; Formula 1, Futbol.

blank

Edebiyat Bizi Kurtarır Mı?

blank

A’dan Z’ye Donald Trump