in

Sancılı Demokrasi

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk seçimleri Temmuz 1946 seçimleridir. Bu seçimler ile halk ilk kez kendilerine çeşitli vaatlerin sunulduğuna ve kendilerinin ikna edilme gerekliliğine tanık olmuştur. Bu sayede halk ilk kez kendilerinin de ekosistemde bir yeri olduğuna şahit olmuştur. Bu makalede Türkiye tarihindeki ilk çok partili seçim olan 1946 seçimleri ve öncesindeki siyasi iklimden bahsedilecektir.

Parti İçi “Muhalefet”

Bütçe Görüşmeleri

1945 yılının ikinci çeyreğinden itibaren CHP içerisinde eleştirel sesler yükselmeye başlamıştı. Bu eleştiri seslerinin gürleşmesi Mayıs 1945’teki bütçe tartışmalarında ortaya çıkmıştı. Adnan Menderes, Refik Koraltan, Hikmet Bayur ve Emin Sazak hükümeti sert olarak eleştirmişlerdi. Özellikle Adnan Menderes’in yaptığı eleştiriler teknik ve sayılara dayanan eleştirilerdi. Emin Sazak ise 23 Mayıs 1945 günü gerçekleştirilen İçişleri Bakanlığı Bütçesi ve Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi tartışmalarında dönemin bakanları Hilmi Uran (İçişleri Bakanı) ve Hasan Ali Yücel’a (Milli Eğitim Bakanı) karşı sert eleştirilerde bulundu. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in Sazak’ın ilköğretim konusundaki eleştirilere cevabı sert olacaktı.

“Arkadaşlar, Emin Sazak arkadaşımın oturduğu yerde içini çekmeğe hakkı vardır. Çünkü ilk öğretim dâvası milletlerin rüşdünü ispat etme davasıdır. İlk öğretim dâvası feodal sistemle kendisini idare etmek isteyenlerin samimi olarak istemiyeceği bir dâvadır.” (23.05.1945)

Refik Koraltan ise eleştiriden zarar gelmeyeceğini ve eleştirinin ne kadar elzem olduğundan bahsediyordu. Koraltan’ın sözleri günümüzde dahi hatırlanması gereken sözlerdir.

“Arkadaşlar; hürriyetin müdafii yine hürriyettir. Tenkitten zarar gelmez. Söylenmiyenden zarar gelir, fısıltıdan zarar gelir, kuytu yerde söylemekten zarar gelir. Millete maledilen; milletin olan hiç bir meseleden yılmayız. O daima kuvvet ifade eder.” (22.05.1945)

Eleştiriler neticesinde bütçe görüşmelerinin son günü olan 29 Mayıs 1945 günü bütçeye 5 mebus ret oyu vermişti. Bunun üzerine dönemin Başbakanı Saraçoğlu, güvenoyu istedi. Güvenoyu oylaması sonucunda 5 ret oyu 7’ye çıkmıştı. Bu güven oylaması demokrasi tarihimiz açısından dönüm noktası sayılabilecek bir gelişme niteliğindedir.

                                                                                    Bütçeye Ret Oyu verenler

                                                                                       Güven oyu vermeyenler

Celal Bayar, bütçe görüşmelerinde söz almamıştır ve eleştirilerini yöneltmemiştir. Fakat Celal Bayar ağırlığı ile eleştiride bulunan isimleri kendi etrafında birleştirmeyi başarmıştır. Artık tek partinin içinde “İnönücüler” ve “Bayarcılar” vardır. İsmet İnönü de bu eleştirel ortam ve siyasi iklim neticesinde demokrasi söylemlerini arttırmıştı.

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu

11 Haziran 1945’da TBMM’den geçip 18 Haziran 1945 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu parti içerisinde derin tartışmalara yol açmıştı.  Yasa, “Dörtler” olarak da adlandırılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın CHP’den ayrılmasına sebep olmuştu. Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan partiden ihraç edilecekti. Celal Bayar ise daha sonra istifa edecekti. Bu kanun gerek hazırlık aşamaları gerek sonucuyla çok partili hayata geçişin mihenk taşını oluşturacaktı.

Kanuna göre büyük topraklara sahip olan çiftçilerin topraklarının bir kısmını topraksız olan köylüye dağıtılmasına karar verilmişti. Kanunun amacı mülkiyet hakkını yaygınlaştırarak toprağın işletilmesini arttırmaktır. Ayrıca dönem içerisinde çıkarılan Toprak Mahsulleri Vergisi ve Varlık Vergisi sonrası topraksız çiftçinin yükü artıp adeta “beli bükülmüştü”. Hükümetin ayrıca bu kanunla amacı iç politikada da elini güçlendirmekti. Kanun görüşmelerinde ilk sözü Tarım Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu aldı. Hatipoğlu;

“Arkadaşlar; bu kanunun ihtiva ettiği öz prensip ise topraksız olan ve toprağı yetmiyen köylüleri yeter toprak sahibi kılmaktır yani onları mülk sahibi etmek şeklinde, kanunun dayandığı temel prensip ifade edilebilir. Burada şunu da arzetmek isterim ki, bu dâvanm ortaya çıkışı ile onun memleket içindeki vakıalarının belirişi arasında uzun bir zaman mesafesi vardır.” (TBMM Zabıt Ceridesi,1945: Dönem: VII. Cilt: 17, 54. Birleşim, 14 Mayıs)

diyerek topraksız köylüğünün sıkıntılarını dile getirmiştir. Hatipoğlu’na göre bu kanunun nedenleri 3 başlık altında toplanmıştı. İlki ülkedeki toprak varlığının topraksız çiftçilere de yeteceği, diğeri ülkedeki çoğu toprağın işlenmediği, sonuncu neden ise toprak sahibi olmak istemesine rağmen toprak sahibi olamayan çiftçilerin varlığı. Bu son grup diğer topraklar üzerinde ortakçı olarak çalışıyorlardı. Hatipoğlu’nun konuşmalarındaki diğer bir vurgu ise “Köylü milletin efendisidir.” sözüdür. Görüşmelerde Adnan Menderes başta olmak üzere birçok toprak ağası mebusun bu kanuna itirazları olmuştur.

Meclise girdiğinden bu yana suskunluğunu koruyan Aydın Milletvekili Menderes, bu kanun teklifiyle beraber sessizliğini bozmuştur. Menderes’in itirazı, Başbakan’ın kanun tasarısının son aşamasında tasarıya “yeni” teklifler eklemesineydi. Menderes, üzerinde hiç durulmayan bu hükümlerin tasarıya eklenmesinin iç tüzüğe aykırı olduğunu savunmuştur. Diğer bir eleştirisi ise, yapılan teşhisin yanlış olduğu. Yani Menderes’e göre nüfus azdı ve toprak nüfusa göre yeterince fazlaydı. Menderes’e göre uygulanmakta olan toprak rejimi halka en uygun olan rejimdi. Önerge, görüşmeler sırasında itirazlarını dile getiren isimlerin de arasında bulunduğu 321 imza ile hazırlanmıştı. İtiraz eden isimlerin de imzası bulunması üzerine Adnan Menderes, önergenin elden ele dolaştırıldığını ve bu sayede itiraz edenlere de imza attırıldığını öne sürmüştü. Menderes’e göre bu şekilde hazırlanan bir önerge hem anayasaya hem de milletin hakimiyetine karşıdır. Tartışmalar neticesinde 15 Haziran 1945 tarihinde Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kabul edildi.

                                                                                              18 Haziran 1945

Dörtlü Takrir

Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun görüşüldüğü günlerde partideki muhalif isimlerden Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü 7 Haziran 1945 günü CHP grubuna önerge verdi. Önergenin konusu parti tüzüğündeki demokratik olmayan maddelerdi. Bu itirazlar CHP tarafından devrimlere ihanet olarak nitelendirilecekti.

Adnan Menderes’in basın önünde açıkça Başbakan Saraçoğlu’nu hedef alacak açıklamalar sonrası CHP Divan Kurulu 21 Eylül 1945 günü Menderes ve Köprülü’yü partiden ihraç etti. Bayar bu ihraç kararına tepki olarak istifa etti. Koraltan, Menderes ve Köprülü’yü desteklediğini açıkladı. Bu destek üzerine parti yönetimi Koraltan’ın da ihracına karar verdi.

Dörtlü takrire güç kazandıran ve öncülüğünü üstlenmiş olan isim Celal Bayar’dı. Önergede “Atatürk’ün demokrasi düşüncesi” gibi cümlelerle Atatürk ve demokrasi vurgusu hakimdi. Dörtler’in talepleri üç temel başlık altında toplanabilirdi;

  • Meclis’in yürütme kuvvetini denetlemesini sağlamak
  • 1921 anayasasının getirdiği geniş siyasi hak ve hürriyetlerden yararlanmak
  • Parti çalışmalarının bu esaslar neticesinde yeniden düzenlenmesi

Takrir CHP Meclis Grubunda görüşüldü. İlk sözü Köprülü almıştı ve takririn hedeflerinden bahsetmişti. Köprülü, mücadelelerinin “Atatürk Yolu” olduğunu söylüyordu. Fakat bu önerge sonuçsuz kaldı ve 12 Haziran günü Dörtlü Takrir reddedildi. Bu tarihten itibaren Köprülü ve Menderes eleştirilerine Vatan gazetesinde yer verecekti.

Her ne kadar eleştirinin dozu artmış olsa da 4 ismin de kafasında henüz yeni parti kurma gibi bir düşünce yoktu. Muhalefet partinin kurulma sürecine İnönü’nün teşvikleri dolayısıyla girilecekti.

Ülke İçi “Muhalefet”

Makul Muhalif: Bayar

11 Haziran 1945 günü CHP Genel İdare Kurulu sonucunda Türkiye tarihindeki en önemli kararı alınmıştı. Türkiye’nin çok partili hayata geçmesinin zamanı gelmişti ve bu ikinci partinin Celal Bayar çevresinde şekillenmesi en makul olanıydı. Bu karardaki en büyük endişe irticanın tekrardan hortlaması ve cumhuriyeti tehdit etmesiydi. Bayar’ın ise asla böyle bir işe girişmeyeceği ve izin vermeyeceği ortadaydı. Bu tarihten itibaren olaylar ardı ardına gelişecekti.

13 Haziran: Celal Bayar, CHP Grubu’na 1931 yılında çıkarılan Basın Kanunu maddelerinde değişiklik teklifi sundu. Bu teklif daha meclise gelmeden CHP Grubu’nda reddedildi.

15 Ağustos: BM anayasası mecliste onaylandı. Adnan Menderes, hürriyetle bağdaşan bu metnin önemini vurguladı.

21 Eylül: Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Vatan gazetesinde anayasaya aykırı yapılan kanunları eleştiren yazılar yazmaya başladılar.

26 Eylül: Celal Bayar milletvekilliğinden tek cümle ile istifa etti. Bu o zamanlarda Bayar’ın siyasete ara vereceği şeklinde de yorumlandı.

1 Ekim: İsmet İnönü Meclis’i açış konuşmasında, o döneme kadarki en net çok partili hayat mesajını vermişti. “Bizim tek eksiğimiz, hükümet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır.”

Son Hazırlıklar

Celal Bayar’ın parti kuracağına yönelik haberler aralık ayı itibariyle ortaya çıkmıştı. Bayar,  3 Aralık 1945 günü CHP’den istifa ettiğini büyük bir üzüntüyle açıkladı. İstifanın ardından İnönü, 4 Aralık akşamı Bayar’ı Çankaya Köşkü’ne davet etti. Davet, basında ilgi gördü çünkü “gizli” bir davet değildi. CHP, yeni doğacak muhalefet için olumlu duygular besliyor, İnönü açık olarak tam destek veriyordu.

Bayar, 15 Aralık günü yeni parti kuracağını açıkladı ve partinin düşünce yapısı olarak Kemalist düşünceye bağlı bir parti olacağını ifade etti. Parti programı İnönü’ye götürüldü ve İnönü’den de onay alındı. İnönü, Bayar’dan doğu illerinde yeni kurulacak partinin CHP gibi teşkilatlanma faaliyetinde bulunmamasını istedi. Sonuçta bazı “olumsuz” gelişmeler yaşanabilirdi. Bayar ise bu öneriyi kabul etmeyip dikkatli olarak teşkilatlanma çalışmaları yapılacağını söyledi.

“Şarkta bir jandarma ve ordumuz varsa da orada lisanımız, kültürümüz hülasa bir şeyimiz yoktur. Bu itibarla Demokrat Parti Şarka gitmek kararındadır.” (Ağaoğlu, 1992, s. 436)

Malumun İlanı: Demokrat Parti

7 Ocak 1946 günü Celal Bayar basın toplantısı yoluyla Demokrat Parti’nin kurulduğunu duyurdu. Aynı zamanda Refik Koraltan İçişleri Bakanlığı’na kuruluş dilekçesi vermişti. Parti programı 88 maddeden oluşuyordu. Programa göre partinin amacı demokrasinin geniş kitlelere yayılmasıydı. CHP’nin Altı Ok’u parti programındaki maddelerin çeşitli yerlerinde kendine yer bulmuştu. Bayar, Demokrat Parti’nin dayandığı temelleri şu ifadeyle özetlemiştir;

“Biz Demokrat Parti’yi şimdiye kadar CHP’nin karşısında kurulmuş partilerin hilafına aşağıdan yukarıya doğru kurmak istiyoruz. Parti tüzüğünde bu husus temin edilmiştir. Niyet ve gayemiz, tamamıyla halka dayanmak, bütün kudret ve kuvvetimizi halk sevgisinden almaktır. (Vatan, 1946)

CHP’nin solunda mı sağında mı?

Demokrat Parti’nin CHP’den farkı, en çok ekonomi hususlarında kendisini gösteriyordu. Ayrıca tek dereceli seçim vurgusuyla beraber demokrasi vurgusu da öne çıkıyordu. Ekonomi alanında Demokrat Parti programında özel sermayenin önemi vurgulanmıştı. Ekonomi dışında “ideoloji” olarak iki parti de birbirinin aynısıydı neredeyse. Madem iki partinin ideolojik olarak bir farkı yoktu o zaman neden insanlar Demokrat Parti çatısı altında toplandı?

Dönemin konjonktürü gereği halk, savaşın da getirdiği bunalım sonrası muhalif bir tarafa doğru yönelmeye hazırdı. Ayrıca İnönü sayesinde Demokrat Parti’nin kapanmayacağı da açıktı. Demokrat Parti zamanla bir halk hareketine dönüştü. Bu dönüşte en önemli pay kuşkusuz “Yeter, söz milletin!” sloganıydı.

Geliyor, gelmekte olan: 1946

Demokrat Parti kuruşundan 2 ay sonra 26 ilde örgütlenmişti. Parti ilk teşkilatını Samsun’da kurmuştu. Bun Celal Bayar da partinin üye sayısının bir milyonu geçtiğini açıkladı. Hatta Karpat (1967), bazı ilçelerde CHP heyetlerinin istifa edip Demokrat Parti’ye geçtiklerini ve heyetlerin yerini dolduracak insanların bulunamadığını ifade etmiştir. (s.324)

10-11 Mayıs 1946 tarihide CHP olağanüstü kurultaya gitti. Kurultay, daha önce getirilen “Değişmez Genel Başkan” ve “Milli Şef” maddelerinin kaldırılması amacıyla toplanmıştı. Ayrıca kurultayda seçimlerin tek dereceli ve serbest olarak yapılacağı açıklanmıştı. Yani, iktidarı artık halk belirleyecekti. İnönü konuşmasında dış dünyaya verilecek olan “imaj”ın da önemli olduğunu vurguladı. Seçimlere katılmanın mühim olduğu ve meşru olanın bu yol olduğunu belirtti. Kurultaydaki talepler 4 madde çerçevesinde şekillenmişti.

  • Tek dereceli seçim
  • Genel Başkanlık için 4 senede bir seçim yapılacağı
  • Genel İdare Kurulu’nun yenilenmesi
  • Cemiyetler Kanunu ( o dönemin Siyasi Partiler Kanunu) değişikliği

İktidar 5 Haziran günü Seçim Kanunu’nu değiştirdi ve 1947’de yapılacak olan seçimler 21Temmuz 1946 tarihine çekilmişti. Demokrat Parti için her geçen gün çok önemliydi ve bu karar henüz tam olarak teşkilatlanamayan Demokrat Parti’yi sert olarak etkilemişti. Demokrat Parti 63 ilin 16’sında örgütlenememişti. Ayrıca seçim denetiminin sağlanıp sağlanmadığı konusunda Celal Bayar’ın tereddütleri vardı. Hatta bu tereddütler neticesinde seçimlere girilmemesi de seçenekler arasındaydı. Celal Bayar, tek başına karar almak istemedi ve il başkanları ile toplantı gerçekleştirdi. Toplantı neticesinde seçimlere katılma konusunda uzlaşı sağlandı.

Halk Yönetime Dahil Oluyor

Demokrat Parti’nin seçimlere katılma kararı basında fazlasıyla ilgi buldu ve kamuoyunun heyecanı artmıştı. Halk ilk kez seçim coşkusu ile karşı karşıyaydı. Caddelerde, sokaklarda hemen her yerde CHP ve DP afişleri vardı. Celal Bayar, o dönemlerde dinlenmekte olan Mareşal Fevzi Çakmak’ı Demokrat Parti’ye katmayı çok istiyordu. Mareşal, öncesinde Şükrü Saraçoğlu’nun tekliflerini reddettiği gibi Bayar’ın da teklifini reddetti. Fakat halkın Çakmak’a olan sevgisi çok fazlaydı ve kendisinin adaylığı için binlerce imza toplandı. Mareşal ne kadar “Bir partinin adayı olamam” dese de halkın isteğiyle Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olacaktı. Mareşal, seçim bildirisi yayınlamayacağını belirtti fakat kendisini destekleyen gençler Fevzi Çakmak’ın Milli Mücadele yıllarındaki başarılarını anlatan bir bildiri yayınladılar.

Demokrat Parti’nin Propaganda Metodu

Demokrat Parti’nin propagandasının temelini tabi ki tek parti eleştirisi oluşturmuştu. Hürriyet, demokrasi ve milli irade ise propagandada vurgulanan en önemli üç unsurdu. Bayar, halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılar dolayısıyla CHP’yi eleştiriyordu. Örneğin ekmeğin karneye bağlanmasının en büyük sebebini yanlış ekonomik politikalar olarak değerlendiriyordu. İktisadi öncelikler Demokrat Parti için vazgeçilmez konuların başında geliyordu. Hatta bu konular hakkında Demokrat Parti tüccarlar açısından beyanname yayınlamıştı. Ekonomik sıkıntıların çözümü ise devletçi bir ekonomi değil liberal ekonomiydi. Günümüzde tartışılan konulardan biri olan Cumhurbaşkanının parti başkanı olmasına karşı Demokrat Parti’nin Seçim Beyannamesi’nde uzun paragraflar vardı. Eleştirilerin özeti millete mal olan cumhurbaşkanlığının bir parti tarafından kullanılması eşitliğin göz ardı edilmesi demekti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Propaganda Metodu

Devlet radyosunu o dönemde sadece iktidar partisi kullanabiliyordu. Bu yüzden de İnönü ve Saraçoğlu radyoda çeşitli propaganda konuşmaları yaptılar. İnönü seçimlere beş gün kala “Millete Beyanname” adında bir metin yayınladı ve metni radyoda okudu. İnönü, hakkındaki eleştirilere cevap verip daha öncesinde de vurguladığı bir konuyu tekrar yineliyordu. Seçimleri kaybederse, partisinin iktidardan ve kendisinin de cumhurbaşkanlığı mevkiisinden çekileceğini vurguluyordu. Bu sayede halk üzerinde oluşan ve Demokrat Parti propagandası haline gelmiş olan “İnönü kalacak, CHP gidecek” algısını yıkmayı amaçlıyordu.

O dönemde Stalin’in Sovyet Rusya’sına karşı Türkiye doğu sınırı bakımından büyük bir tehdit altındaydı. Bu yüzden de Türkiye’de komünizm karşıtlığı üst düzeydeydi. “Moskovacı” suçlaması da tarihimizde ilk kez 1946 seçimleri sırasında CHP tarafından Demokrat Parti’ye yapılmıştı. Yani CHP’ye göre Demokrat Parti “dış güçler” tarafından yönetiliyordu. Bazı kitleler iddialarını büyütüp Demokrat Parti’nin Sovyet Rusya’dan para aldığını dahi öne sürmüştü. CHP’nin seçim süresindeki en etkili söylemi Rusya ve Demokrat Parti arasında bağlantı kurmak oldu. Adnan Menderes her ne kadar öne sürülen “iftira”lar karşısında mahkemeye başvurduğunu söylese de bu söylem Türkiye’nin en ücra köşesine kadar ulaşmıştı. Celal Bayar ise Atatürk’ten örnekler vererek kendilerinin “ne komünist kırıntısı ne de faşist çömezi” olduklarını söylemiştir.

Açık Oy – Gizli Tasnif

Celal Bayar seçim gününden önce tehditler altında seçime girdiklerini ifade etmişti. Bu şartlarda dürüst bir seçimin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade eden Bayar, “milli vazifeyi” gerçekleştirmek için seçime gireceklerini söylemişti.

Oy vermeden önce alacağınız pusula dolayısıyla kime oy verdiğiniz belli oluyordu. Bu köylerde baskının artmasına sebep olmuştu. Neticede de 21 Temmuz 1946 Pazar günü yapılan seçimde atılan oylarla, sayım sonucu çıkan sonuç çok farklıydı. Ayrıca oy sayımı da “gizli” yapılmıştı. Bu yüzden de seçimi yöneten “devlet memurları” sayım tutanaklarını istediği şekilde değiştirebiliyorlardı. 1950 seçimlerinden önce, Demokrat Partililer bu gün için “21 Temmuz Faciası” demişlerdi.

Bu baskının kaynağını İçişleri Bakanı Hilmi Uran oluşturmuştu. Seçim çalışması için resmi belge olması zorunu tutulmuştu. Fakat resmi belge, Demokrat Parti’lilere verilmemişti. Baskı köylerde etkili olduğu için Demokrat Parti, şehirlerde öne çıkmıştı.

Sancılı bir şekilde gerçekleştirilen demokrasi süreci şaibeli şekilde son bulmuştu. Şaibeli seçimin ardından CHP’den 397 milletvekili, DP’den 62 milletvekili, 3 de bağımsız vekil meclise girmişi.

CHP’den Meclise giren isimlerden bazıları: İsmet İnönü, Behçet Kemal Çağlar, Falih Rıfkı Atay, Kazım Karabekir, Recep Peker, Şükrü Saraçoğlu, Hasan Ali Yücel, Ali Fuat Cebesoy

DP’den Meclise giren isimlerden bazıları: Fevzi Çakmak, Celal Bayar, Refik Koraltan, Hasan Polatkan, Fuat Köprülü, Salamon Adato, Adnan Menderes.

Kaynak

Taha AKYOL – Kuvvetler Ayrılığı Olmayınca

Nasrullah UZMAN – Adnan Menderes ve M. Fuad Köprülü’nün Cumhuriyet Halk Partisi’nden İhraçları

Dr. Öğr. Gör. Mehmet Korkud AYDIN –CHP’DE PARTİ İÇİ MUHALEFETİN İLK ÖRNEĞİ: ÇİFTÇİYİ TOPRAKLANDIRMA KANUNU VE TBMM’DE YAŞANAN TARTIŞMALAR

Osman AKANDERE – 1946 GENEL SEÇİMLERİ VE SONUÇLARI ÜZERİNDE
İKTİDAR VE MUHALEFET PARTİLERİ ARASINDA
YAPILAN TARTIŞMALAR

Murat BURGAÇ – 1946 GENEL SEÇİMLERİNDE PROPAGANDA 

Onur ÇELEBİ – TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN SANCILI DOĞUMU: 1946
SEÇİMLERİ

Selahaddin BAKAN ve Hakan ÖZDEMİR – TÜRKİYE’DE 1946-1960 DÖNEMİ İKTİDAR- MUHALEFET İLİŞKİLERİ: CUMHURİYET HALK PARTİSİ (CHP) DEMOKRAT PARTİ (DP)’YE KARŞI 

Kapak Görseli: Ekşi Şeyler
avatar

Yazar Taha Çalışkan

hukuk, siyaset, tarih ve spor

blank

Kurumlar, Kurallar ve 128 Milyar

blank

Dünya’nın 7. Gününde Afrika