in

Hem Komedyen Hem Yazar: Yaprak Ünver

 Hem bir komedyen hem de bir yazar olan Yaprak Ünver şu sıralar çeşitli stand up şovları ve hikayecilik atölyeleriyle uğraşıyor. Biz de pek sevgili siz The Vox Populis okuyucuları için kendisiyle kısa bir röportaj gerçekleştirdik ve sahnelere çıkışından hikayecilik atölyesine uzanan yolu konuştuk. Keyifli okumalar dileriz.

Yaprak Hanım merhaba, öncelikle sizden haberi olmayanlar veyahut sizi sizin cümlelerinizle tanımak isteyenler için okuyucularımıza kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, beni websitenizde ağırladığınız için teşekkür ederim. Yazar ve komedyen olarak tanımlıyorum kendimi. Bunların yanında oyunculuk eğitimi almışlığım ve maddi kaygılarla yaşayan birçok sanatçı gibi birkaç sene kurumsal işlerde çalışmışlığım da var.

 Başlarken ilk olarak komedyen tarafınıza değinmek istiyorum, şahsen gösterinizde fazlasıyla gülmüştüm. Peki sahneye çıkıp bir şeyler anlatma fikri nasıl doğdu?

 Gösteriden keyif almanıza sevindim. Ben kendimi bildim bileli yazdım. Oyunculuğu New York’ta, Stella Adler Konservatuvarı’nda okudum, okulun öncesinde ve sonrasında toplam beş sene New York’ta yaşadım. Bu dönemde dramatik eğitim alan oyuncuların sıklıkla doğaçlama çalışmalarıyla sahne becerilerini desteklediğini gördüm, ayrıca şehirde haftanın her gecesi irili ufaklı onlarca stand up, hikaye anlatıcılığı, şiir ve doğaçlama gösterileri ve atölyeleri oluyordu, ben de bunlardan faydalandım. Bol bol izledim, atölyelere katıldım, Amerika’da 3 defa hikaye anlatıcılığı, sanıyorum iki defa da stand up yapmak üzere sahneye çıktım. Türkiye’ye döndüğümde bir sene kadar hala kendimi oyuncu olarak düşünüyordum ama kimseyi tanımıyordum ve iş bulamadım. Sonra bir noktada sahnede olma ve bir şeyler anlatma arzusu ağır bastı ve bunu kimsenin onayını beklemeden yapabilmenin tek yolunun stand up olduğuna uyandım.

Setiniz nasıl ortaya çıkıyor, karar aşamasında ne gibi şeyleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

 Değerli bir hocam canınızın yandığı yer kimliğinizdir, demişti. Yazdığım şakalar kişisel tecrübelerimden doğuyor, kişisel olanın politik olduğu ön kabulünden hareketle benim sahnede anlattığım materyalin de hem kişisel hem de paylaşılabilir ve politik olduğunu söyleyebilirim. Bir yandan da anlattıklarımın komik olmasına dikkat ediyorum 🙂 Bu da, şakanın çıkış noktası kişisel ve doğru olsa bile, ben abarttıkça, hayal gücümü kattıkça ve dil ile oynadıkça, vardığı noktanın artık “günlüğümden bir sayfa” olmaktan çıkması anlamına geliyor. Bazen gerçek ve doğru bir derdimi paylaşmak için hayal ürünü resimler çizebiliyorum. Nihayetinde bir şaka onu setimde tutmam için komik veya başka şekilde değerli olmalı, bir de zaten acıyan canları daha fazla acıtmamak iyi bir fikir.

Gösteri esnasında her ne kadar bir metine bağlı kalsanız da doğaçlama yapmanız gereken durumlar oluyor fakat çok dağılmamak için hemen toparlıyorsunuz. Peki sizi setinizden uzaklaştıracak kadar doğaçlama yapacak bir olay yaşadınız mı, sahnedeki en garip anınız neydi?

  Daha değil! Şimdilik doğaçlama, veya seyirci ile diyalog kurmayı sınırlı tutuyorum. Belki dönem dönem daha çok içine girmek isteyebileceğim beceriler olabilirler, yine de doğaçlamayı eğer yaparsam bir amacı vardır: kendi materyalime dönmeden önce seyircinin dikkatini toplamak, zaman kazanmak, ortamı yumuşatmak, gibi.

Şakalarınızı hem Türkçe hem İngilizce yapıyorsunuz. Hatta sizi İngilizce komedi gecelerinde sahnelerde de görüyoruz. Keyifli olduğu çok açık fakat bu sizi zorluyor mu, farklı bir dilde bir şeyler üretmek hatta bunu mizah gibi zor bir alanda yapmak size ne hissettiriyor?

 Dile yatkın bir insanım, İngilizce’den başka rahat olabildiğim yabancı dil yok ama İngilizce’de oldukça rahatım. İngilizce’nin cümle dizilimi ve terim zenginliği stand up’ta bana Türkçe’nin vermediği ihtimalleri sağlıyor, bununla oynamaktan çok keyif alıyorum. Şunu da ekleyeyim, İngilizcesine çok daha az güvenen komedyenlerin de ingilizce sahnelerinin çok yüksek, çok eğlenceli geçtiğini gördüm– yabancı dilde komedi yapmak sarhoşken flört etmek gibi; daha yalın, daha az gerilimli olabiliyor. Bu durumun açıklaması nedir bilmiyorum, ama olduğunu çok gördüm. Yani yabancı dilde sahne yaparken diliniz iyi değilse, battı balık yan gider deyip çok eğlenmek, iyiyse de yaratıcılığınızı farklı şekillerde kullanmak mümkün!

Kadın olmanızın Stand-Up kariyerinize bir etkisi var mı?

 Bu sıklıkla karşılaştığım bir soru, benim de, diğer kadın ve bazı erkek komedyen arkadaşlarımın da üzerinde düşündüğünü bildiğim bir konu. Sahneye çıkıp elime mikrofonu aldığım andan itibaren kadın olmamın iyi veya kötü bir etkisi olduğunu düşünmüyorum, en azından seyircide bariz bir önyargıya rastlamadım. Komikse gülüyorlar, anlatabiliyorsam anlıyorlar, oradaki denklem basit ve kadın, erkek, non-binary, queer, engelli vs olmanızın belirleyiciliği yok. Şanslıyım ki benim çevremdeki kadın ve erkek stand upçılar da yaptığımız işi benimle benzer değer yargılarıyla değerlendiriyor; komik mi, yaratıcı mı, yenilikçi mi, bir duruşu var mı… gibi. Elbette hiç ihtiyacı olmadığı halde ettiği cinsiyetçi küfürlerle kahkaha toplayan, cinsiyetler arasında iktidar ilişkisi söylemlerini yeniden üreten arkadaşlar da var, bununla beraber, hepimizin sürekli bir yaratım süreci içinde olduğunu, bugün yaptığımız şakanın belki bir sene sonra bakınca bize cahilce gelebileceğini biliyoruz, önemli olan alçak gönüllülükle, gelişmeye açık olmak. Bu işin sanat kısmı olsun.

  Proje üretmek ve fırsat yaratmak, dolayısıyla para kazanmak kısmında da düşüncelerim şöyle; 3 erkek komedyen birlikte fifa oynarken “haydi beraber sahne yapalım” derlerse bu bir kadınları dışlama çabası değildir. Ama bir komedyeni sahneye davet ederken seyirciye “ve işte bir kadın komedyen geliyor!” diye anons etmek, sorunlu bir davranıştır. Seyirciyi bir komedyenin kadın olmasına hazırlamak gerektiğini düşünmüyorum, asla şaşırdıklarını görmedim. Çok da Fifi Hatunlar, kısaca Fifiler birkaç senedir kadın kadına sahneye çıkıp muhteşem eğlenceli stand up gösterileri yapıyorlar. Bu şekilde organize olmaya neden ihtiyaç duyduklarını onlara mutlaka sormak lazım. Ben de çevremde komedyen ve yazar kadınların çoğalmasını isterim ki hayatı benzer hassasiyetlerle tecrübe eden yoldaşlarım olsun, birlikte üretelim, görünürlüğümüz ve kazancımız artsın.

  Son ve can alıcı (malesef her anlamda) kısım ise kadın olarak içinde bulunduğumuz toplumda yaşıyor olmak. Kadın olduğunuz için bedeniniz üzerinde karar vermeyi, hatta canınızı almayı kendine hak gören erkekler var, ve kimse böyle düşüncelerle doğmaz, bu insanları üreten bir toplumda yaşıyoruz. Gece 12’de biten gösterilerden sonra eve dönerken hissettiğimiz huzursuzluk, komedi yapmasak da hayatımızın bir parçası. Kadınlar hayatı çok ince bir dengeyi gözeterek yaşıyor, hem sosyal olarak kabul görmek, hem de olası tehditleri bertaraf etmek yükünü üzerimize almış durumdayız, bir yandan da kendin olmak ihtiyacı sürekli kendini hissettiriyor doğal olarak. Bu sıkışık durumu sorgulamaya kalktığımızda büyük bir dirençle karşılaşıyoruz. Ben, cinsiyeti yüzünden tacize uğramamış, sözü kesilmemiş, dışlanmamış, korkutulmamış, caydırılmamış, hayatında bir dönemliğine bile olsun kendisine çizilen sınırların içine sıkıştırılmamış kadın tanımıyorum. Ben ayrıca kendi kaynakları, becerileri ve cesareti dahilince, yaşadığı cinsiyet temelli ayrımcılıkla mücadele etmemiş bir kadın da tanımıyorum. Çok şanslıyım ki çalıştığım alan sürekli taze yeteneklerin katıldığı, düşüncenin sınırlarını zorlamaya imkan sağlayan bir alan. Yaşadığımız tüm toplumsal ve kişisel sorunlar aslında bizim üretimimizin malzemesi. Elimizdeki bu değerli söz hakkını ne için kullanacağımız da, kim olduğumuzu belirliyor.

Komedyen kimliğinizin yanında bir de hikayeci bir kimliğiniz var. İkisi her ne kadar birbirine çok yakın disiplinler olarak görülse de ikisinin de ayrı ayrı ciddi çalışmalar gerektirdiği su götürmez. Ve siz bir hikâye atölyesi yürütüyorsunuz, eğitimleriniz nasıl geçiyor, bir atölye çalışması düzenlemeye nasıl karar verdiniz?

 Evde geçirdiğimiz pandemi döneminde hikayecilik atölyesi yürütmeye başladım. Atölye izole olduğum bir dönemde, insanlarla nasıl temas kurabileceğimi düşünürken çıktı. Sanırım komedide ve yazarlıkta daha çok uzun süre öğrenci olmaya devam edeceğim, ama artık başkalarıyla paylaşabileceğim bilgilerimin de olduğunu gördüm.

Peki atölyenizin işleyişinden bize biraz bahsedebilir misiniz, çalışmalarınız nasıl geçiyor?

 Bu atölyede otobiyografik yazmaya odaklı biçimde, hikaye kurgusu, karakter arzusu, anlatıda çatışma gibi konular üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca yazarken yaşanan tıkanıklıklarla mücadele etmek için de işe yarar birkaç teknik üzerinde duruyorum. Dört haftalık atölyenin ilk buluşmasında ben çok şey anlatıyorum, ve yazma çalışmaları yapıyoruz. Sonraki haftalarda ise hem yazma çalışmaları, hem yazılıp getirilen işler üzerinde konuşmalar ile ilerliyor.

Yanlış bir bilgi almadıysak eğer atölyenizde üç dönemi mezun ettiniz. Geri dönüşler nasıl oldu?

 Katılımcılar kendi hayatlarındaki bir dönemi kağıda dökerek ürün haline getirip bu çalışmayı başkalarıyla paylaştıklarında kendi içlerinde bir dönüşüm yaşıyorlar. Bunun değerli olduğuna inanıyorum. Diğer katılımcılardan yazılarındaki güçlü yanları duymak da aynı şekilde önemli. Ayrıca, daha sonra yazmaya oturduklarında yapabilecekleri alıştırmalar ceplerinde kalıyor, umarım geri dönüp çalışıyorlardır 🙂 İyi geldiğini söylüyorlar, inanmak istiyorum 🙂

Hikayecilik atölyenize devam etmeyi düşünüyor musunuz, eğer planlamanız hazırsa tarihleri de okuyucularımızla paylaşmak ister misiniz?

  Eylül ayında üç yeni atölye grubu açmayı düşünüyorum, tarihi belli değil. Beni @yaprakunver instagram adresinden takip ederlerse sahne ve atölye duyurularımı yakalayabilirler.

Yaprak Hanım son olarak okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

  Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim! Gösterilerde görüşmek dileğiyle.

avatar

Yazar Ali İhsan Cihan

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde Sosyoloji öğrenciliği yaparken bu yıllarımı sinema, edebiyat ve müzik üzerine inşa edip bu konular hakkında fikir beyan ediyorum.

blank

Otuz Yıl Savaşları ve 1648 Vestfalya Barışı

blank

İskit-Sakaların Devlet Teşkilatı ve Kültürü