in

Huysuz ve Tatlı Kadın

  İnsanlara hayatın belirli bir dönemi devrildikten sonra hayallerinin gerçekleşmesi imkânsız gibi görünür. “Bu yaştan sonra…” ile başlayan cümleler kurulmaya başlanır. Evin sessizliği bir şekilde, dışarıdaki hararetin üstesinden gelir. Sonra güvenli limanlar aranır; toplum da bunun için elinden gelen hizmeti sunar. Zaten bir kez o limana demirledikten sonra kimse uzakları düşünmeye cesaret edemez. İşte böyle belirli bir yaşın ardından, çocukluktan kalan istekler veya ilk gençliğin verdiği heyecanlar kaybolur; hayaller suya düşer. 

  Seyfi Dursunoğlu ise, kalıplaşmış düşüncelerin ve hayalleri gölgeleyen kapıların, hiç beklenmedik bir anda ve bambaşka bir üslup ile nasıl kırıldığını gösteren en güzel örneklerdendir.

  Otuzlu yaşların ardından başlayan bu renkli yaşam, toplumu en derin yerinden tutmuş; belki farkında bile olmadığımız bir evrimin yapıtaşlarından sayılmıştır. Seyfi Dursunoğlu’nun mütevazı hayatının bir parçası olan Huysuz Virjin karakteri ise, yaşı veya düşünce şekli her ne olursa olsun, nesillerin gönlünde taht kurmuştur. Dursunoğlu bu başarıyı, Huysuz Virjin’in herkesin düşünüp de dile getiremediği şeyleri söyleyebilen; dobra karakterinden kaynakladığını dile getirmiştir. 

  Huysuz Virjin, evlenmemiş ve bekâr hayatını dert edinmiş histerik bir kadındır. Adı üstünde oldukça da huysuzdur. Dursunoğlu’nun deyimiyle patavatsız değildir ama lafını da esirgemez. Ancak doğruyu söylese de dokuz köyden kovulmaz; üstüne milyonların evine konuk olur. Huysuz Virjin, güldürürken düşündüren; düşündürürken kendisini sevdiren eşsiz bir karakterdir. Adını kantocu Minyon Virjin ile Seyfi Dursunoğlu’nun yönetmen koltuğundaki huysuz kişiliğinden alan bu alımlı kadın, yine Dursunoğlu’nun deyimiyle, topluma sevilmesi zor olan bir şeyi sevdirmiştir. Bağlama çalan bir adamı sevmek kolaydır çünkü. Kadın kılığına girmiş bir erkeğin sevilmesi ise zor olanın başarılmasıdır. Bu başarının sebebi ise Dursunoğlu’na göre kendi pratik zekâsıdır. Bundan başka biraz da huysuzluk yaparak akılda kalmayı başarmış, televizyonlara çıkma ihtimali bile bulunmayan bir karakteri yıllarca gönüllerde yaşatmıştır. 

 Seyfi Dursunoğlu, pencereden uçurduğu uçurtmalarıyla geçirdiği çocukluk yıllarını, pek de mutlu geçen yıllar olarak nitelendiremeyeceğini söyler. Mutaassıp bir ailenin belirli sınırları içerisinde büyütülmüştür. Oyunlarını hep evin önündeki taşlıkta ve ablasının yanında oynamıştır. Ablasıyla gittiği sinemada gördüğü karakterleri ise eve döndüğünde taklit etmiş, izlediklerini kendince canlandırmıştır. Her ne kadar çocukluğundan beri sanatla iç içe olmayı hayal etmişse de ilkin babası tarafından Deniz Koleji’ne gönderilmiş; subay olunca bu hayalinden vazgeçmesi gerekeceği için türlü oyunlarla bu işten kurtulmaya çalışmıştır. Sonra üniversite eğitimi bir şekilde yarıda kesilince memuriyet hayatı başlamış; bu devir ise dile kolay on sekiz yıl sürmüştür. Ancak Seyfi Dursunoğlu yine de sanattan kopamamış; Beylerbeyi Kültür Cemiyeti’nde gerçekleştirdiği etkinliklerde dikkatleri toplayınca, kendisine başka bir devrin kapıları aralanmıştır. Memuriyet hayatının yoksulluğu ile savaşan Dursunoğlu, bir yandan terzinin yanında parça başı ücret karşılığı çalışırken bir yandan da hayallerinin peşinden adım adım da olsa yürümeye devam etmiştir. Fiziğini kaybettiğinde bile yapacak bir işinin olmasını istemesi nedeniyle, kantoyu basamak olarak kullanıp komedyen olmaya karar vermiştir. Televizyonlarda ise ilk kez Öztürk Serengil’in bir programında jüri üyesi olarak boy göstermiştir. 

  İşte Trabzon’dan gelen muhafazakâr bir ailenin çocuğu olarak Seyfi Dursunoğlu, sahnenin dışında herkes gibi bir hayat sürmüştür. Herkes gibi pazara gittiğini ve komşularıyla zaman geçirdiğini anlatan Dursunoğlu, ne kadın kılığına girmenin gerektirdiği gibi tüylerini aldığını ne de silikon yaptırdığını söyler. Zira onun için mühim olan para kazanmak değildir. Dursunoğlu’nun deyimiyle önemli olan başka şeyi başarmış; zor olanı topluma kabul ettirmiştir.

  “Sevilen insanların aleyhinde alınan kararlar, kararı alan insanları sevimsiz yapar” sözüyle, Huysuz Virjin’i hâlen televizyonlarda arayan gözlerin kendisine duyduğu sevgi ve sadakati bir kez daha hatırlatmıştır bize. Yokluğunda geçen zaman diliminde ekranlar oldukça değişmiş; deyim yerindeyse eskinin tadı hiçbir yerde kalmamıştır. Ancak Seyfi Dursunoğlu’nun bize öğrettiği, tanıttığı ve sevdirdiği her ne varsa, yıllar sonra dahi hatırlanacaktır. 

Katina’nın saygı ve selamıyla…

Kaynakça:

  • Gültürk, Bilge: Bir Sahne Fenomeni Olarak Huysuz Virjin, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tiyatro Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2011. 
  • Özkarabekir, Cengiz: Tek Başına Belgesel Serisi, Seyfi Dursunoğlu, 2014.
  • “Komedi Yapan Kadın Kılığına Giriyor”, Yayın tarihi: 18.04.2010, Erişim tarihi: 21.11.2010,(http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Magazin/2010/04/18/ komedi yapan_kadin_kiligina_giriyor). 
avatar

Yazar Cansu Cindoruk

Başkent Üniversitesi / Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi
Kafka Okur Fikir Sanat ve Edebiyat Dergisi'nde yazım hayatına devam ediyor.

blank

Dikkat kitap içerir v.3!

blank

Feminizm Metodolojisi