in

Mücevherler, Fondüler ve Jet d’Eau

Şık giyimli insanları, lüks mağazaları, lezzetli çikolataları ve pahalı peynirleriyle İsviçre’nin en batısında yer alan minik Cenevre; havalı arabalarıyla çocuklarını tenis dersine bırakan orta yaşlı sarışın çiftlerin yaşadığı lüks bir siteyi anımsattı bana. İlk izlenimim bu. Hatta öyle ki Cenevre Gölü’nün Rhône Nehri’yle birleştiği yerde bulunan ve kentin hemen her yerinden izlenebilen Jet d’Eau fıskiyesi bile şehrin insanlarının sokakta yürüyüşü gibi görkemli ve havalı bir şekilde akıyor.

İsviçre’de belli başlı üç dil kullanılıyor. Zürih’ten sonra en yüksek nüfusa sahip olan havalı Cenevre’de halkın yarıya yakını yabancı ve ağırlıklı olarak Fransızca konuşuluyor. Fakat bu gözünüzü korkutmasın çünkü şehrin kozmopolit yapısı sayesinde Fransızca konuşamadığınızı anlayan herhangi biri suratınıza uzun uzun ve gergin bir şekilde bakmak yerine oldukça profesyonel bir şekilde İngilizceye geçiş yapıyor ve derdinizi kolayca anlatabiliyorsunuz.

Diğer yandan, birçok uluslararası kuruluşa ev sahipliği yapmasıyla Cenevre; bugün tüm dünyayı ilgilendiren kararların alındığı merkezlerden biri olarak öne çıkıyor. CERN yüksek enerji fizik laboratuvarına, Birleşmiş Milletler ’in Avrupa’daki merkezine, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin merkezine ev sahipliği yapmasıyla şehir tam anlamıyla küresel bir nitelik taşıyor.

Bu küresel yönün benim gözümdeki sonucu, gezip gördüğüm yerlerin çoğunun Cenevre’nin bir parçası olmaktan çok Cenevre’ye sonradan, bazen de alakasız bir şekilde eklenmiş gibi olması. Bu karmaşık atmosfer şehrin mimarisine de yansımış. Küçük yüzölçümüne rağmen birçok müze ve kiliseye sahip olan Cenevre’nin binaları, farklı dünya şehirlerinden toplanmış ve rastgele Cenevre’ye bırakılmış gibi. En önemli turistik merkez olan The Old Town bölgesinde başınızı döndüren görkemli kiliseler ve Fransız esintili binalardan sonra kendinizi 2000 sonrası yapılmış, birbirinin aynısı, pek de estetik olmayan dev apartmanların arasında bulabilirsiniz yani. Ve bence tam da bu karma yapısı nedeniyle, şehir kendi kimliğini tam anlamıyla oturtmuş sayılmaz.

Şehirlerin kimliği onların ruhlarını oluşturur. Tarihinde büyük acılar görmüş şehirlerin farklı bir ruhu olduğuna inanırım. Benim gözümde Cenevre o şehirler arasında değil. Her ne kadar Kalvinizm mezhebinin kurucusu ve 16. Yüzyıl’da gelişen Reform hareketinin en önemli temsilcilerinden biri olan Jean Calvin (John Calvin) gibi isimleri barındırsa da Cenevre, diğer Avrupa şehirlerine kıyasla çok daha refah bir geçmişe sahip. Şehrin bu refah seviyesi ve barışçıl ortamı günümüzde hala devam etmekte. ‘’Yaşama Kalitesi’’ endeksine göre dünyada üçüncü sırada ve dünyaca ünlü mücevher ve saat markalarıyla zengin sosyetelerin sık uğrak yerlerinden biri. Hatta öyle ki, sokakta yürürken karşılaştığınız yaşlılar; şaşırtacak derecede iddialı şapkaları, şık kıyafetleri ve fino köpekleriyle sizi bir defiledeymişsiniz gibi hissettirebilir.

İşte bu arada kalmış, çok zengin ve BM personelleriyle dolu minik şehirde cüzdanınız doluysa bolca alışveriş yapıp lezzetli fondüler yiyebilirsiniz. Yanınızda yalnızca dönüş parası kaldıysa da Cenevre Gölü’ndeki Jet d’Eau fıskiyesini izleyip kahvenizi yudumlayarak fıskiyenin mühendisinin neden intihar ettiğini düşünebilirsiniz.

avatar

Yazar Bilge Kurban

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Edebiyat, sinema, seyahat ve münazarayla ilgilenmeyi seviyorum.

blank

Aysel