in

The Devil All The Time

 Selamlar sayın okuyucular. Bu sefer karşınızda 2020 yapımı bir film ile karşınızdayım. Film aslında bir kitabın hikayesini anlatıyor. Her kitaptan alınan film gibi bunda da kitapla uyuşmayan bölümler mevcut.

 İlk başta çözmesi zor gelen bir puzzle gibi bir film olan “the devil all the time” bir parçayı oturttuğunuzda kafanıza daha belirgin bir hikaye oturtuyor. Şahsen ben filmi çok beğenemedim. Tek beğendiğim kısım dindar kesimin ve rahiplerin ikiyüzlülüğüne bir taş atması ve bunu filme aktarmasıydı. Bunun hatrına, bu filme 10 üzerinden 5 puan veriyorum. İkiyüzlülüğü göstermesi sayesinde 60lı yıllarda ne kadar din sömürüsü olduğunu görebiliyoruz. Filmin baş karakteri Arvin, yeni Spiderman olarak tanınan Tom Holland tarafından oynanıyor. Arvin’in babası Willard 2.Dünya Savaşından sağ çıkan bir askerdir. Savaş sonrası sendromlarından dolayı kendini henüz toparlamış sayılmaz. Sürekli gözünün önüne asker bir arkadaşının çarmıhta gerili halde sinekler içinde oluşu gelip durur.

 Willard bir gün kafedeyken garson bir kıza aşık olur. Aynı zamanda aynı yerde olan Sandy ve Carl da orada tanışır. Bu aslında büyük bir şeyin başlangıcı sayılabilir. İlk görüşte Cathleen’e aşık olan Willard’ın annesinin onu eve döndüğünde tanıştırıp evlendirmek istediği kız Helen’dan haberi yoktur. Döner dönmez dindar annesinin zoruyla kiliseye giden Willard, orada Helen ile tanışır. Annesi Emma kendine oğluyla Helen’ı evlendireceğine söz vermiştir ama bunun gerçekleşmeyeceğinden haberi yoktur.

  Helen küçük yaşta yetim kalmış bir köylü kızıdır. Kilisede vaaz vermeye gelen rahibe aşık olacaktır. Roy, kilisede vaaz vermeye sakat Theodore ile gelir. Garip konulardan bahseden Roy en vaazın sonunda insanların en büyük korkularının onlara bolca verileceğini söyleyip örümcekle dolu bir kabı üstüne boşaltır.

 Helen ise o anda evleneceği kişi Roy ile tanışmış olur. Böylece Emma onu oğluyla evlendirme niyetinden vazgeçer. Willard annesine aşık olduğunu söyler. Cathleen ile evleneceği az çok bellidir. Willard, onu ziyarete gider ve niyetini söyler. Tabi bunlar zaman içerisinde olur. En sonunda evlendiklerinde, bir erkek çocukları olur. Arvin daha bebekken ailesi, tepede bir avukata ait olan evi kiralar ve sonrasında da satın almak için birikim yapmaya başlar. Küçük yaştayken okuldaki zorba çocuklar tarafından tartaklanan Arvin, babası sayesinde onlarla nasıl baş edeceğini öğrenir. İlerleyen yaşlarında da işine yarayacak birkaç yöntem bilgi edinir.

SPOILER ALARMI!

 Bir gün eve döndüklerinde Cathleen’i yerde görmeleriyle doktor çağırdıklarında, onun kanser olduğunu öğrenen ailesi şok olur. Tedavi edilemeyeceğini duyduklarında tek umutları tanrıya yalvarmaktadır. Her gün Willard’n yaptığı haçın önünde bağırarak dua eden Arvin ve babası, tanrıdan annesinin iyileşmesini diler.

 Willard, oğlunun köpeğini karısının iyileşmesi için kurban eder. Bunun altındaki düşüncesi de tanrıya içtenliğini göstermektir. Lakin bunu yapması hiçbir şey değiştirmemiştir ve Cathleen vefat etmiştir.

 Bu acıya dayanamayan Willard, cenazenin ertesi günü Arvin turta yerken kendi yaptığı haçın önünde intihar etmiştir. Babasını ölü bulan Arvin koşarak birilerine haber vermeye gider. Hem annesi hem babası vefat eden Arvin babaannesinin yanına gönderilir. Aynı zamanda orada yaşayan Lenora, annesi Helen onu Emma’ya emanet edip gittikten sonra dönmeyince orada büyümüştür. 7 yıl sonra bir ormanda cesedi gömülü olarak bulunan Helen’ın ölmesi trajik bir olayla gerçekleşmiştir. Kocası Roy bir gün vaizlik yaparken şovunun sonundaki örümcek tarafından ısırıldıktan sonra tanrıyı duymak için evinde karanlık bir odada inzivaya çekilir. Bu odadan uzun bir süre çıkmaz ve bir gün tanrının kelamını duyduğunu iddia ederek Helen ve Theodore ile gezmeye çıkar. Aklında bir planı olan Roy, bunu uygulamak için bir ormana gider ve karısıyla dua etmeye başlar. Sonra aniden Helen’a bir tornovida ile darbe atar. Kan kaybından ölen Helen’ı hayata geri getirebileceğini sanan Roy, tanrıyla konuştuğunu ve karısının yeniden dirileceğine kendini inandırmıştır. Lakin herkesin de anlayacağı gibi, böyle bir şey yoktur. Sonra karısını gömer. Bu sırada filmde de daha farklı olaylarda gelişmektedir.

  Henderson ailesi, yani Sandy ve Carl, Amerika’nın çeşitli otobanlarından yakışıklı erkek otostopçuları alıp onları Sandy ile ilişkiye girmeye zorladıktan sonra bunların fotoğraflarını biriktiren sonra da kurban otostopçuyu öldüren seri katillerdir. Carl’ın bunu yapmasının arkasındaki motivasyon, kendini tanrı gibi hissettiği en yakın an olmasıdır.

 Sandy’nin abisi Şerif Lee ise rüşvet yiyen ve karanlık işlerle bağlantılı olan biridir. Yeniden seçime hazırlandığı için endişeleri olan Şerif Lee, kardeşinin çalıştığı barda olup bitenlere göz yumduğu için bazı eleştirilere tutulmuştur. Lee aynı zamanda Willard intihar ettiğinde olay yerine giden şeriftir.

 Yıllar sonra Arvin ve Lenora büyüyünce üvey kardeşler birbirlerine daha da kenetlenirler. Lenora annesinin mezarına gitmek istediği her an Arvin ona eşlik eder ve her okul çıkışı onu almaya gider. Lenora da kendi okulundaki ergen erkekler tarafından zorbalığa uğrar. Buna şahit olan Arvin, doğru bir an kollayıp hepsinin hesabını sorar. Bu sayede Lenora artık o ergenler tarafından rahatsız edilmez. Ama kimsenin aklına dahi gelmeyecek bir bela Lenora’yı bekliyordur.

 Kasabadaki yaşlı rahibin gidip yerine genç yeğeni geçince artık o kasabada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Yeni rahibi oynayan Robert Pattison baya iyi oynamış açıkçası. O köylü ağzını çok iyi sahnelemiş. Ama bu o karakterden nefret ettiğim gerçeğini değiştirmiyor. Geldiği ilk gün durumu iyi olmayan insanlara istinaden yaptığı konuşmasından tutun genel tavır ve davranışlarına bir o kadar rahatsız olacağınız bir karakter daha zor bulursunuz. Belki Carl da aynı kefeye konulabilir.

  Preston, yani yeni rahip, gerçekten kötü niyetli biridir. Lenora’nın tanrıya düşkünlüğünü kötü emelleri için kullanır. Daha sonra da kıza iftira atarak onun sanrı gördüğünü, aklının yerinde olmadığını söyler. Tüm yaşananlardan sonra intihar etmeye kalkışan Lenora, tam vazgeçmişken ayağı kaydığı için kovanın üstünden düşerek kendini astığı ip sebebiyle boğularak ölür. Arvin ve ailesi bunu duyunca yıkılır. İntikam almak için yine doğru zamanı bekleyen Arvin, bir gün kiliseye gidip Preston’ı öldürür. Ailesine veda bile etmeden kasabayı terk eder. Yolda arabası bozulduğu için de otostop çekme kararı alır. İşte burda yolu Hendersonlarla kesişir. Arabaya binince bir şeylerin garip olduğunu hisseder. İlerleyen vakitlerde daha da ilginç olaylar yaşanırken Arvin şüphelenir ve şüpheleri boşa çıkmaz. Tehditi algılayıp Sandy ve Carl’ı vurur. Sonrasında olay yerinden kaçar.

 Arvin, çocukluğunun geçtiği kasabaya ulaştığında eski anıları aklında canlanmaya başlar. Ölen köpeğinin kemiklerini gömer. Bu sırada kardeşini Arvin’in öldürdüğünü öğrenen Lee, Sandy’nin intikamı için onun peşine düşer. Ormanlıkta silahlar çekilir ve Lee ölür.

  Zaten daha sonra filmin sonlarına gelinmiş oluyor. Fazla içerik anlattım ki bu incelemeyi okuyup izleyip izlemeyeceğinize karar verin. Beni çok sarmadığı için iki günde zar zor bitirdim açıkçası. Ama izleyeceklere RV iyi seyirler diler…

blank

UTANÇ

blank

Hangi “Fleabag” Karakterisin?